Sinema

Savaş ve Çığlık

“Dünyanın en uzun hüznü yağıyor

Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne…”

Erdem Beyazıt

İnsanlar mı yoksa düşünceler mi savaşır?

Bilemiyorum. Tek bir gerçek var sanki: Ölmek.  Ve de ölüyoruz, öldürüyoruz. Peki sebep… Ölen de öldüren de; hayatta kalan da, giden de bilmiyor. Tek bildiğim gerçek slogan atmak.  Ölüm (kızıllara ölüm, uşaklara ölüm, faşizme ölüm, tağutlara ölüm ve insana ölüm) galiba içinden çıkılmaz bir girdap, bize biçilen bir kader olsa gerek. İnsanlığın anlaşabildiği, uzlaşabildiği hiçbir hakikat ve düşünce yok. Anlaşabildiğimiz tek nokta müşterek ölümler.   Yaşatabilmek mi? Na/mümkün niye yaşasın ki!  Böyle bir giriş niye yapılır ki? Keşke sanattan bahsetseydik, teolojiden ya da tarih ve felsefeden… Gerçi bu saydığımız alanlar da ölüme hizmet etmiyor mu? Burada ölüm deyince hayatın doğal bitişini kastetmiyorum. Toplu bir kıyım yaparak, cinayetler işleyerek hayatlara son verilmesinden bahsediyorum. Rasyonel ve irrasyonel aklımız ise buna kahramanlık demekte. Kimi aldatıyorum ki? Hayatta her şey karşıtıyla bulunmakta ama bu onu yok etmek için değil, yaşatmak içindir.  İnsan tek düze bir varlık olamıyor fıtratı gereği.  Biz ise bu homojenliği yakalamak için katlediyoruz. Tarih beni kandırmıştır.  Yalanlarla büyüdüm ve ne kadar aldandığımı bilemiyorum. Bu aldanmışlık içerisinde farkına varmayı fark etmek için bir arkadaş grubunda bulunuyorum. Birlikte film izlemek ve hayatı karelerde izlemek için. Böylece gecemiz ihya olacaktı. Ama izlediğimiz film hakikati sert bir tokat gibi yüzümüze çarptı. Ne olduğunu anlamadık tabi. Neydi izlediğimiz film? Bizim coğrafyadan olmayan, üstelik dindaşlarımız bile değillerdi ama anlıyorsunuz birilerinin seni kandırdığını. ( vatan millet adına…) İzlediğimiz film Kore savaşını konu edinmişti. Sevinmiştim önce, tarih ve savaş filmlerini her zaman sevmişimdir. Ama hakikat bildiğinizden farklı olunca daralırsınız, boğulursunuz. Birçok arkadaş izleyemedi zaten. Kendi aramızda yaptığımız konuşmadan sonra ne olursa olsun savaşlara hayır diye bir sonuç çıkarmıştık. İzlediğimiz film 2004 Güney Kore yapımı The Brotherhood Of War (Kardeşler Savaşı) idi.

Bazen izlediğimiz filmler ruhumuzu yakalar, hissiyatımızı okşar birçok güzel şeyleri hatırlatabilir. Onları severiz ve filmin bitmesini istemeyiz adeta. Ama bazı filmler ise acı verir size, rahatsız olursunuz ondan. Çaresizliğinizden başınızı önünüze eğer insanlığınızdan utanırsınız. İzlediğim “Kardeşler Savaşı” bu tarz bir filmdi. Film için çok şey söylenebilir ama bazı filmlerde konuşmak istemezsiniz; çünkü izlediğiniz bu filmin kurgu olmadığını bilirsiniz. Dua edersiniz içinizden gizliden gizliye keşke kurgu olsa diye.  Ama nafile gerçekler acıdır.

Ve yaşanmıştır bunlar tarihsel bir dönemde. Ve yine tarihsel bir dönemdeyiz. Yıl 1950, Kore savaşı, tabi öncesi var bunun. XX. Yüzyıl’da yaşanan hadiseler Dünya Tarihi açısından bir kırılma noktasıdır. Tarihin her döneminde maalesef savaşlar olmuş ve insanlık derin kırılmalar yaşamıştır. İnsanlık tarihine baktığımızda toplarsak sadece bir-iki yüzyıl savaşlar vuku bulmamış, geri kalan zamanlarda sürekli savaşlar olmuş hatta bazı savaşlar medeniyetleri yok etme noktasına gelmiş ve vuku bulan bu savaşlar mekânları aşmıştır. Tarih bunların birçoğunu kaydetmiştir. (Moğol istilası, Haçlı seferleri,  Avrupa istilası vb.) Ama XX. Yüzyılda yaşanan I. Dünya savaşı ve akabinde yaşanan II. Dünya savaşı insanlık tarihi açısından en karanlık bir döneme rastlamıştır. Savaş öncesi İngiliz ve Fransız politikalarının dünya üzerindeki etkinliği, savaş sonrası aktörlerini değiştirecektir ve yeni -soğuk savaş- döneminin aktörleri artık ABD ve SSCB olmuştur. Yalta konferansı sonrasında oluşan soğuk savaş dönemi beraberinde insanlığı etkileyen iki önemli düşünceyi de siyasal sahada yansıtmayı ve bunları çatıştırmayı da beraberinde getirmiştir. Bu düşünceler Kapitalizm ve Sosyalizm’dir…  Dünyanın yarısı kapitalist blokta yarısı sosyalist blokta yerini almıştır. Bunun askeri kanadı NATO ve VARŞOVA paktları dünyayı yakıp yıkacaktır. Diğer düşünceler ve tabii ki de dini düşünceye, oluşan bu yeni düzende yer yoktur.

Kore oluşan bu yeni düzende ne anlam ifade ediyor?  Ya da niye Kore, bu Kore neresidir?  Kore Uzak Doğu Asya’nın da doğusunda kalan bir ülke. II. Dünya savaşından sonra yapılan anlaşmalara göre Japonları Kore’den uzaklaştırma görevi ABD ve SSCB’ye verilmişti.  Japonlar teslim olunca SSCB Kuzey Kore’ye, ABD de Güney Kore’ye yerleşerek 38. enlem sınır kabul edilmiştir. Kore Yarımadası kuzeyin komünist hâkimiyetine girmesi, güneyin ise Batıya dönük politika izlemesi ve birçok şeyi batılılarla paylaşmasından Kuzey ve Güney Kore olmak üzere önce ikiye ayrıldı ve daha sonra tek ulustan iki devlet ortaya çıkarıldı bu dönemdeki dünyanın efendileri tarafından.  Yani Güney Kore batıcı ve kapitalist, Kuzey Kore Sosyalist bir devlet, Çin ve Rus yanlısıdır. Bu iki devletin birleşmesi ise küresel aktörler tarafından 1948’de engellenmiştir.

Savaşı doğuran –görünür- neden sınır çatışmalarıdır; ama sosyal, siyasal ve felsefi açıdan bu savaşın kaçınılmaz olduğu, küresel güçlerin gövde gösterisi yaptığı bir saha olmuştur.  Ve 25 Haziran 1950’de Kuzey Kore ordusu, Güney Kore sınırlarını ihlal edince ya da topraklarını istilâya başlayınca savaş patlak verir.  Buna uluslararası aktörler de eklenince II. Dünya savaşı sonrasında soğuk savaşın ilk sıcak çatışma savaşı olan Kore savaşı patlak verir. Kore savaşı da daha önce yapılan bütün savaşlar gibi insana özgürlüğü vaat etmiştir,  ancak duyulan sadece sefillerin çığlıkları olmuştur. Kore savaşı 1950-1953 yıllarında yaşanmış (Kuzey ve Güney) bir iç savaştır. Savaş, ABD ve müttefiklerinin Güney Kore’yi desteklemesi, Kuzey Kore’yi ise Çin Halk Cumhuriyetinin desteklemesiyle uluslararasına taşınmıştır. Ve yine insanlık kaybetmiştir. Tanrım çaresizim, insanlar varlığını sorguluyor…

Ve ölüyoruz… Filme dönersek kardeşler savaşı bize şunu hatırlatmakta “Savaş bir insanlık suçudur…”  ve hiçbir savaş meşru değildir. Tek amaçları hayata tutunmak olan bir ailenin savaş dönemindeki hayatlarına baktığımızda,  çıplak gerçeği bir kez daha anlıyoruz.  Bu bizim savaşımız değil, egemenlerin savaşı.  Bize sadece ölmek kalıyor,  geriye parçalanmış hayatlar kalıyor.  Kendi halinde olan Lee ailesi zor şartlar altında yaşamakta, ailenin bütün ümidi üniversiteye gidebilecek olan Jin Seok-Lee üzerine kurulu; ama savaş çıkmıştır. Ve hayat durmuştur…

Binlerce mülteci yola çıkacaktır. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar. Lee ailesi de bu mülteciler arasındadır. Savaştan kaçsanız da gelip sizi bulacaktır, nitekim Jin Seok Lee ne olduğunu anlamadan kendisini cephede görür. Bütün amacı kardeşini korumak olan Jin Tea Lee, onun ardından gider. Bir gölge gibi onu takip eder. Kendinden vazgeçer kardeşini sağ salim eve gönderebilmek için.  Bu arada küçük kardeş kalp hastasıdır. Jin Tea ne kadar tehlikeli görev varsa atılır, amacı ordudakilerin dikkatini çekip madalya almaktır ama bu madalya sadece kahramanlık değil eve dönüş biletidir Jin Seok için.  Yani sözde özgürlük vermesidir kardeşine.  Ve abi intiharı seçmiştir. Bunun farkına varan kardeşi abisini bu tehlikeli düşünceden vazgeçirmek için uğraşır ama nafile. Sen ölürken ben eve gidemem ya da özgür olamam.  Jin seok kendisinin kurtuluşuyla insanlık kurtulmayacaktır. Önemli olan savaşın bitmesidir.  Kimin niye savaştığını bilmediği, sadece sloganların atıldığı, Kızıllara ölüm düşüncesi ya da karşı versiyonu Amerikalı köpeklere ölüm düşüncesi,  kardeşleri karşı karşıya getirmiştir. Yani insanlar düşüncelerinden dolayı anlayışlarından dolayı öldürülmektedir.  Savaşın kaçınılmaz sonuçları; binlerce mülteci dramı yaşanmakta.  Daha dün aynı mahallede birlikte olanların, aynı sofrayı paylaşan arkadaşların savaş yüzünden nasıl birbirlerini öldürdüklerini hatta abiyi kardeşine düşüren,  sivil ve sefil halkın anlamını bilmediği sloganlar attığı için bu sefillerin yaftalanıp infaz edilmesi sadece istatistiklere baksak bile bu ölümlerin ne feci olduğunu gösteriyor bizlere. Kore savaşında sivil ve asker toplam 3 milyon insan hayatını kaybedecektir. Ne için peki? Sadece sefil olan hayatlarını daha da sefil hale getirmek için mi? Bu ortamda hayatta kalmak ne kadar zor.

Savaş çıktı. Ve biz bu filmi daha önce de görmüştük. Ne için öleceğini bilen var mı? Yalanlar üzerine kurulmuş yapay gerçekler. Savaşın galibi, barışın kaybedeni yoktur mantığı bu filmde çok net bir şekilde anlatılmıştır. Savaşın; kan demek, ölüm demek, kin demek, nefret demek olduğunu çok iyi yansıtan bir film. Aslında bu filmin başarısından fazla bahsetmek istemiyorum. Oyuncular çok iyi oynamış, psikolojik olarak çok etkileniyorsunuz.Yönetmen, neden savaş karşıtı olmamız gerektiğini çok iyi vurguluyor.Film; müziği ve oyuncuların performansıyla çok iyi. Ama bu filmin kurgu olmadığını bilmek yürekleri sızlatmaktadır. Ve neden diye sormak geliyor içinizden?

Yazar hakkında

Süleyman Çoban

Yorum yaz