Editörün Seçtikleri Röportaj

Caner Kut ile ‘Hiçbi’şey’ Olmak

T: Herkes bir şeylerin peşine düşerken hiç bi’şey demek biraz tuhaf değil mi?

C: Evet tuhaflık, saçmalık, çocukluk… Aslı şöyle: levent bilgi de anlatmıştı, bizler (önceleri Levent Bilgi, Mustafa Oral, Mert İnan, Muhammed Benek, Mustafa Oğuz, Fatih Karaşahan v.d  ) şen mutlu birkaç arkadaştan öte dost aramızda hep olagelen şeyleri, hiç bi’şeyleri hem biriktirmek hem de paylaşmak istedik.. dostlar arasında sen, ben, unvan, mülkiyet olmaz biliyorsunuz.. Bunu yansıtalım istedik.

Bir Afrika atasözündeki gibi: Hızlı gitmek istiyorsan yalnız yol al, uzağa gitmek istiyorsan birlikte yol al… Biz de uzakları hedefliyoruz demek ki…

T: Neden hiç bi’şey?

C: Hiç bi’şey, çünkü, hepimizin imzası bu: “ebu laşey” ya da “la edri”… yani, hiç bi’şey. Yani, hiçbir şeye gebe kalmamış, bağımlı değil, özgür. Sitedeki yazıların başında sonunda gördüğünüz isimler, resimler sadece birbirimizi tanımak için. Onun dışında aramızda isim ve unvan kullanmıyoruz.

T:Hatta geçenlerde yanlışlıkla sitede Profesör bir arkadaşın isminin önünde Prof. unvanını yazmışız. Abimiz hemen bize fırçasını attı. “Burada da mı unvanlar var kardeşim, biz zaten unvanlardan, insanların kategorize edilmelerinden bıkmışız” Bunun üzerine hemen arkadaşımızın unvanını kaldırdık.

C:Evet, o profesör abimizi tebrik ediyorum. Hiç bi’ şey, bütün unvanlardan arınmayı sembolize ediyor.

T: İnsan bir hiçbir şey midir?

C: Evet tek başına birer hiç bi’şeyiz. İnsan, hiçten yaratılmıştır, asıl maddesi hiçtir. Eğer bir şey olduğunu düşünürse bu düşündüğü bir şey hiç bir şeydir. Eğer hiç bir şey olduğunu düşünürse o zaman varlığını düşünmüştür ki bu her şeyidir. Yani, varlığında yokluk, yokluğunda varlığı vardır. İnsanın mayası hiçliktir. Mevlana’nın dediği gibi, “Marifet bir ruhtur ki, insan onun cismidir. Marifetsiz adam ise bir şey değil, lâşeydir.

T: Marifet nedir o zaman?

C: İnsan bilginin ötesinde yetenektir. Marifet bunun farkına varmaktır. İnsan hiç bi’şeydir, yani kendinde bir şey yoktur. Ancak yetenekler verilmiştir. Her şey için bu böyledir. Mesela zehirli bir böcek, bal yapma yeteneği verilmiştir; elsiz bir böceğin eliyle ipek gibi bir elbise giydirilir; ya da basit tohumlara türlü ağaç ve meyve verme yeteneği verilmiştir. Atomlar akılsızdır, ancak yaptığı işler akıl almazdır.

Evet bizim de mayamız hiçbir şeydir, ancak yetenekler sonuna kadar kendini göstermelidir. Çünkü onlar nihayete taşıyacaktır ve her yetenek evrenseldir, kişisel değildir. Bunun için ortaya çıkarıldıkça değer kazanır, bir şey hatta çok şey olur.

T: Yeteneklerin peşindeyiz o zaman?

C: Evet, aynen öyle… bizler yeteneklere hayranız, kişilere bir bağlılığımız yoktur… yetenekler çok önemlidir; kişisi değil, yeteneği… O’nun için önce insana verilenler yani “insan”iyet… İnsana verilen yeteneklerin farkına varmak ve onların verildiğini unutmamak… Her şey verilmekle bir şey oluyor; verildiğini kabulden sonra da Vereni öğreniyorsun, öğrendikçe de arıyorsun zaten… Hepimiz çölde bir tek şey arıyoruz….

Bunun için “hiç bi’şey”in karakteri: İnsanı üzmemek, insaniyete hizmet etmek… bir kişiyi bile kırdığımızda bu site artık yok demektir. İnsanların birbirlerini üzmelerine, kırmalarına da kesinlikle aracı olamayız. Şu adamın fikri diye bir şey yoktur aramızda; şu fikir vardır. Yani, kişinin koynunda akrep görürsek düşmanlığımız akrebedir, kişiye değil… Akrepten o kişiyi kurtarmaktır amacımız; akrebi vurmak kişiyi vurmak değil…

T: Eleştirinin yeri nerededir bu durumda?

C: Eleştiri ancak fikirlere yapılır, biz kişilerle birleşik fikirleri görmek istemiyoruz. Arkadaşlarımızı fikirleriyle değil, dostluklarıyla değerli buluyoruz.

T: Peki özgürlük?

C: Şöyle bir şey söyledik başlangıç mottomuzda; hiç bi’şey bir şeyin yarısıdır; her şeyin çeyreğidir diye… Mesela özgürlük bir şeyse, yarısı kendi özgürlüğündür. Bu tek başına hiçbir şeydir. Diğer yarısı da karşındakinin özgürlüğüdür. Birlikte bir şey olur. Evet “insan” olmakla özgür oluyorsun demektir. Ancak özgürlük bir şeyse kendi özgürlüğünle değil, karşındakiyle birlikte bir şeydir.

Eğer özgürlük her şeyse o zaman, her şeyde olduğu gibi dört unsur vardır. Özgürlük için bunlar, insan, hayat, kanun ve ahlaktır.

Biz sadece kendi özgürlüğümüz için konuşmuyoruz, özgürlük için konuşuyoruz. İnsan kendi özgürlüğü için savaşırsa sonunda zalim olur; ancak özgürlük için savaşırsa kahraman olur. Kahramanların birinci özelliği, diğergamlıktır, samimiyettir. Kendi olan yerde biz yoktur. Bunun için biz hiç bi’şeyiz.

T: Sanat da hiç bi’şey midir?

C: Öyledir. Bizim geleneğimizde sanatın başlangıcı tevazudur, yani hiç bişeydir. Neticesi Hû’dur, yani O’nadır her şey. Hû yani hüve’l Bâki… Her şey geçicidir, O’na bakan yüzü kalıcıdır. O kalıcıdır. Bunun için de düsturumuz edeptir; hem edebiyat anlamında hem de ahlakî olarak… Sitemizdeki yazılarda bu iki edebe bakıyoruz. Hepimiz sanatın şakirdiyiz, yani çırağız. Çırak denemededir, hata yapar, yanlış yapar, eksikleri pek çoktur; bununla kazanır. Biz de hiç gocunmuyoruz bundan, kimseyi de ayıplamıyoruz. Biz dedikçe genişliyoruz zaten, genişlemek için biz diyoruz…

Mert her gün yeni katılanların müjdesini veriyor, (sanırım bizim tahminlerimizi de aşan altmış yazarlı, kocaman bir aile olduk), bu başlangıçtaki “bizi” de küçültüyor. Sonunda Levent ağbiyle hep konuştuğumuz noktaya geleceğiz galiba, biz aradan sıvışıp tamamen bu işi gençlere bırakacağız…

T: Son olarak söylemek istediğiniz?

C: Güleryüz ve acımak asrın silahıdır.

T: Teşekkür ederiz.

C: Biz teşekkür ederiz.

Yazar hakkında

Tülay Karatekin

Tülay Karatekin

Yorum yaz