Röportaj

Bıyıklı Rapçi İle Röportaj

 

Karşımızda sadece bıyığı olan, görünüşü sade ve avam-ı nasa yakın bir rapçi var. Kendisi fena olmayan rap şarkılar söylüyor. Sanatını en güzel şekilde icra etmeye çalışıyor. Ancak bazı sorunlar var, örneğin şarkılarında hiçbir kötü unsur bulundurmamaya çabalıyor. Böyle olunca, kendini sınırlandırdığın için hiçbir zaman gerçek bir rapçi olamayacaksın, diyenler var. Ne vücudunda bir dövme, ne belinde bir zincir, ne de kafasın da yan bir şapka bulunmuyor. Elbiseleri ve duruşu da hiç de havalı değil. Üstelik bütün bunlar yetmezmiş gibi burnu ile ağzı arasında ucu ne aşağı ve ne de yukarı bakmayan bir bıyık bulunuyor. Bu haliyle kendisi, bir rapçiden ziyade cami avlusunu temizleyen bir hademeyi andırıyor. Şimdi mikrofonu kendisine uzatıyoruz.

S: Bıyığınız nedeniyle bazen sorunlar yaşıyorsunuz, onu kesmeyi düşündüğünüz olmuyor mu?

C: Bu mesele dudağımın üstündeki kıl parçalarından ibaret değil dostum. Meselemiz kalp ile ilgli… Ben onlar gibi giyinmeyi, onlara benzemeyi reddettim. Ben bu sanatı seviyorum, bu işi severek yapıyorum ve iyi de yaptığımı düşünüyorum, inşallah daha da iyi olacağım.

S: Bıyığınızın kişiliğinizi sembolize ettiğini söylüyorsunuz, ancak bu, ne diğer müzisyenler, ne de sizi dinleyenler tarafından fark edilmiyor?

C: Bak dostuma ben anlatayım: kişilik meselesi insanlara kendini gösterip, onlara bir şeyler anlatmak meselesi değildir. Kişiliğinin yüksek olması ya da düşük olması onlardan önce seni etkiler. Bu da istikrar ister elbet, süreklilik, devamlılık, ciddiyet ister. Yoksa rüzgarda savrulan yapraklar gibi olursun.

S: Eleştirildiğiniz bir diğer nokta ise şarkılarınızda küfür ve diğer dikkat çekici -sizce ahlaksız olan- unsurlara yer vermemeniz.

C: Bunu yapmam, yapamam. Ben Rapçi olabilirim. Ancak Rabçiden önce insan, ondan da önce kulum. Eğer illa da birini seçmem gerekirse kulluğu seçerim. Rap beni ölümden kurtarmayacak sonuçta. Ama kimse heveslenmesin, Rapi bırakmaya da öyle kolay kolay niyetim yok.

S: Eleştirmenler sanatçı kendini sınırlamamalı diyor, sizinki sanat değil, diyorlar.

C: Onlar sanatı, batı taklitçiliğiyle; güzelliği şehvaniyat ve rezil hevesleri ile karıştırıyorlar. Ağzı salyalı bir pitbula siz gül kokusunu tattıramazsınız, o kan ve çiğ etten anlar, önce terbiye gerekir.

S: Ancak büyük sanatçılar sizin yaptığınız gibi yapmıyor?

C: Büyük sanatçılar dediklerini büyük yapan, benle çeliştikleri noktalar değil sanatlarındaki azim ve sebatlarıdır. Ki o konuda birbirimize muhalif değiliz.

S: Sanat düzensizlik, karmaşa, bilinmezlik, kendine sınır koymama gibi kavramlarla açıklanıyor. Durum böyle olunca sizin dediğinizin tam aksi çıkıyor?

C: Yüzeysel bakış açısı sizi aldatmasın. Öyle diyenler neyden bahsettiklerini bilmiyorlar. Kılıç döven demirciyi izlemişler. Her vuruşunda ağzından bir küfür çıkıyor. Onlar da meseleye uzak ve akılları da kısa olduğundan, ortaya çıkan güzel kılıcı ağzından çıkan küfürden sanıyorlar. Oysa ki küfür nere, sanat nere…

S: Şu bahsi açmak lazımdır.

C: Düzensizlik dediniz; sanatın olduğu her yerde yüksek bir düzen, ince bir ölçü,  hassas bir denge vardır. Elinden böyle bir eser çıkan düzenlese gerek. Hayatında yapamasa bile sanatında yapmalıdır, velev ki tembel gözler görmesin, ince ince işlemelidir insan. Bilinmezlik dediniz, her sanat bir bilgiyi gösterir, her sanatın arkasında onu yüksek yapan manalar ve geldiği bilgiler vardır. Bir çekirdeğin içinde olanlar gibi.

S: Bahsettikleriniz sanatçının kendisine sınır koymaması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Zira hal-i âlem, cümle sanatçılar aksini gösteriyor.

C: Bilakis, onlar dahi beni teyit ediyorlar. Farkında olmasalar da… Ancak her biri farklı şekilde bunu yapıyor, dikkatli olmak gerek ki olanları anlayabilesin.

S: Mesela?

C: Rapçilere bak. Sen onların küfür ettiklerini söylüyorsun. Oysa ki onların en meşhurları ve sanatça yüksek görülenleri bu lisanı en dengeli kullananlarıdır. Ben birisinden işittim, şöhreti yakalayışım küfrü azaltmamla oldu, dedi. Peki niye? Halkın, örf-i nasın kabul ettikleri belli bir derece var, onu aşanlar makbul olmuyor. İşte bak, onlar da bir ölçüye tâbi, ölçüyü kaçıran niceleri var ki, harika yetenekleriyle beraber sokak köşelerinde sıradan serseriler olarak kaybolup gittiler. Kimse onlara sanatçı bile demedi. Sanatçı olanları yok muydu, belki de vardı, ancak bunu sağlayan küfürleri değildi elbette.

S: Halk bir derece küfrü tercih ediyorsa, demek ki bir hakikat payı var dediklerinde.

C: Halk dediğin farklı kesimlerden oluşuyor, çocuklar var, gençler, ihtiyarlar vesaire var. Bunların içinde farklı temayüller var. Daima baskın gelen birileri oluyor, sesleri de çok çıkıyor. Hele yıkıcı bir görüşse bilirsin, yıkmak kolaydır.

S: Şu anda durum buysa, buna tâbi olmak gerekir öyleyse.

C: Bu gün bu, yarın o; bunlar gelip geçecek, hakikat baki kalacak. Hem bu durum dahi değişiyor. Bu gün de bu dediğimiz sanat satanlar, piyasaya hakim olanlar arasında, yoksa halkın tabanında değil.

S: Mesele nereden çıktı? Rapten, sanattan, güzelden bahsediyorduk oysa ki.

C: Mesele hiçbir zaman sadece kendisi olmadı zaten. Sana senin beğendiğini güzel gösteren bir neden var elbet. Senin merkezinde, kalbinde her ne varsa artık, gözünde de o var ve düşüncen de ona göre…

S: Ama bu işin bir aslı, bir esası olmalı. Gerçek güzel olan, gerçek sanat…

C: Elbette var. Ama kim bilir? Ben Allah bilir diyorum, kimileri toplum bilir diyor, bir başkası büyüklerimiz bilir diyor, kimileri de çıkıp, ben bilirim diyor.

S: Ancak bütün bu dediklerinizle beraber, piyasada sizin gibi size yakın rapçilerin pek kaliteli olmadığı, rap severler tarafından pek beğenilmediği görünüyor. Demek ki bir uygunsuzluk bir uyumsuzluk var.

C: Uygunsuzluk yok, tembellik var. Uyumsuzluk yok, ümitsizlik var.

Yazar hakkında

Ömer Faruk Kaya

Ömer Faruk Kaya

Yorum yaz