Kitaplık

Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa’ya Dair…

Hatıralar da dal istiyor

Kuşlar gibi konacak…

Oktay Rifat

Uzun zaman oldu dua etmeyeli… Nerden çıktı bu demeyin. Bugünlerde piyasalara yeni bir kitap çıktı. Evet biliyoruz birçok kitap çıkıyor piyasalara. Ama şehir kitapları maalesef bizim ülkemizde bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu kitap şehir kitaplarından, sanatı, edebiyatı ve mekanı, yani estetiğimizi, değerlerimizi kaleme almış. Şehir kitaplarının her zaman benim yanımda ayrı bir yeri olmuştur.

Elime geçen bu yeni kitap Şahin Doğan imzalı ve “Ruhumun Masalı şehr-i Urfa” kitabı idi. Hakikaten isim çok önemli bazı kitaplar için. Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa adlı kitap bu başlık için bile basılsa yeterliymiş.

Ve kendime sordum benim ruhumun masalı nedir diye?

Tabi okumaya başladım kitabı, ben mi kitabı okudum, kitap mı beni okudu onu siz okuyunca anlayacaksınız. Hani klişe bir laf vardır. Bir çırpıda okudum diye. Bu sefer bu klişe laf gerçek oldu ve bir çırpıda okudum. Uzun zaman oldu dua etmeyeli diye niye başladım söze? Kitabı bitirince dua etmeye başladım da ondan. Sanki gizli bir el beni kendime getirdi de unuttuğum değerleri hatırlattı. Kapıldığımız bu modern zamanlarda kutsalla olan bağımlılığımızı yetirdik. Keşke sadece duayı unutsaydık.

Kitabı okuyunca bir mazi vurgusu çıkıyor ön plana boşuna değil, çünkü medeniyet coğrafyamıza manen bir seyahat yaptığınızda modernite ile olan ilişkimiz Tanrı ile olan ilişkilerimizi belirlemiş. Ve ikilem yaşıyoruz, Med-cezirler yaşıyor ruhlarımız. Mazi, ah mazi… her şeyi, ne kaybettiğimizi kitabı okuyunca anlıyorsunuz. Rüya gibi diyorsunuz.

Mazi kokulu bir kitap. Yazarı bu maziyi kaleme aldığı için, yeniden neyi düşünmemizi işaret ettiği için tebrik ederiz.

KİTABA DAİR…

Günleri değil,

anıları hatırlarız…

Cesare Pavese

Urfa’yı bilenler bilir, açılan kapılar vardır şehre. Harran kapısı, Bey kapısı ve Samsat kapısı gibi. Toplamda Urfaya açılan kapı sayısı tarihi kaynaklar 8 diye belirtmiş. Anlatmak istediğim bu değil. Şimdi de şehre açılan yeni bir kapı daha var. Bu sefer şehir sakinleri bu kapıdan girecekler kendi şehirlerine, mahallesine, sokağına, evine ve yüreğine. İsmet Özel’in dediği gibi şehre dön, evine dön ve kalbine dön gibi. Şahin DOĞAN da Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa ile yeni bir kapıdan bizi kilit vurduğumuz maziye davet etmektedir.

Kitabın içeriği, üslubu ve yazarı hakkında epey şey söylenebilir. Ama bunu okuyucuya bırakmak en güzeli sanki. Kitapla alakalı olarak çok fazla şey anlatmayacağım. Kitabı, kitap

kendisi anlatacak. Özetle dersek Urfa, şehir, mekan, zaman ve yaşantılar ve yaşanmışlıklarla ilgili. Ama üslup derseniz, şahane. Şairane bir dil kullanılmış. Eski zaman şairlerimizi ve ediplerimizi hatırlatmakta tıpkı mazi gibi. Yani kitap neyi anlatmış bunu bir tarafa bırakırsak, bu harika üslup için bile okunur. Burada sanırım yazar bu övgüyü hak ediyor. Ruhsal bir kalem.

Okuduğunuz her bölüm size maziyi işaret ediyor. Tabi mazi derken koca bir medeniyetimizi diyoruz. Geçmişe özlem. Hangimiz duymuyoruz ki özlemi anılarımıza dair.

Kitabın ilk bölümü olan Rizvaniye camiİ ve bazı intibalar bölümü var ki… Kitabın kalbi gibi. Okurken bitmesini istemediğiniz bir bölüm. Okurken sayfalarla birlikte yitiriyorsunuz maziyi. Bir serap gibi yani. Ve yazarın neden “ruhumun masalı” dediği çok net anlaşılıyor.

Ve şehre ait mekanlar, camiler, hanlar, müzeler ve mezarları buluyoruz kitapta. Bunlar var olan somut varlıklar, bir de soyut bir gezintiye çıkarıyor kitap sizi. Hayat, yaşanmışlıklar, zikirler, yaşanan manevi atmosfer ve ahlak… yani şunu dersek abartmış sayılmayız: mazi, hüzün ve Şahin. Hani demiştik ya bu kitap şehir kitabı diye aslında bu yazarın kitabı şunu demeye çalışıyorum burada şehir zemin yazar ise şekil olmuştur. Peki kötümü olmuş bilakis…

Her şehrin nasıl ki bir kimliği varsa, Urfa’nın kimliğini de Ruhumun Masalı Şehr-i Urfa’yla tarihsel varlıklarla, taş yapının mimariye, sanata dönüştüğü, otantik yapılarıyla tanındığı gibi medeniyetlerin, uygarlıkların ve dinlerin harmanlandığı bir şehri okuyorsunuz. Kitapla taşı toprağı, mimari yapısı kısacası mekanları kucaklıyorsunuz. Tabi yazarın arka sokaklar arasında şehirle birlikte itirafları var ki okuyanlar sanki sizinle birlikteymiş ara sokaklarda hissini ustalıkla işliyor.

Kitabın son bölümünü okuyunca kadim medeniyetinizi yani mazi olmuş meselelerimizi bir cami avlusunda hüzün ve melankoli ile… Daha ne söylenebilir ki. İyisi mi siz bir an önce kitabı alın ve okuyun.

Yazar hakkında

Süleyman Çoban

Yorum yaz