Editörün Seçtikleri

Hüseyin Gökçe: Yaşadım ve Yazdım

Hüseyin Gökçe 1954 yılında Denizli’de dünyaya gelir. Sanattan siyasete, ticaretten akademisyenliğe kadar birçok alanda faaliyet gösterdi, gösteriyor. Bu farklı ilgiler ona dünyanın 55 (ellibeş) ülkesini gezip görme fırsatı verir. Şüphesiz çok okuyandan ziyade çok gezen bilir. Bu kadar ilgi alanı içinde onun en çok öne çıkan yanı yazarlık. 15 yaşında ortaokul son sınıftan ayrılarak Denizli’de İlk Haber gazetesinde gazeteciliğe başlar. 22 yaşında Denizli’de yayımlanan günlük Meydan gazetesinin ortağı olur. Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği ve başyazarlığını üstlenir (1976).

Hüseyin Gökçe 1977’de İstanbul’a yerleşerek Tercüman gazetesinde araştırmacı-yazar (1977-81) olarak çalışmaya başlar. Bu arada dışarıdan sınavlara girerek ortaokulu, Denizli Lisesini ve Eğitim Enstitüsünü (1980) bitirir. Çeşitli gazete ve dergilerde genel yayın yönetmenliği, gazetecilik ve reklamcılık yapar. Bir grup arkadaşıyla Söğüt Yayınlarını kurar.

Bir süre gazeteciliği bırakarak tekstil sektöründe çalışır. Dört yıl Fransa, Suudi Arabistan, Japonya, Moldovya ve Orta Asya ülkelerinde bulunur. Beş yıl Moldova’nın İstanbul Fahri Başkonsolosu görevinde bulunur. Yedi yıl Merter Sanayici ve İş Adamları Derneğinin Genel Sekreterliğini üstlenir. Mozaik Kültür ve Yardımlaşma Derneği (kurucusu ve Başkan Yardımcısı), DENBİR Derneği, Gezginler Kulübü ile Hoşgörü Hareketi Derneği gibi birçok derneğe üye olur. Bir süre Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in özel danışmanlığını yapar. Bu vesileyle Demirel ile birlikte birçok ülkeye seyahat eder. 2010-2018 yılları arasında İTÜ Maden Mühendisliği Fakültesi’nde ‘’Mühendislik Etiği’’ ve ‘’Toplum-Çevre’’ dersleri verir.

1995 yılı sonlarında yurda döndükten sonra tekrar yayın dünyasına girer. 53 yılda 63 kitabı, 800 dergiyi ve 3000 gazeteyi yayına hazırlar. Araştırma yazılarını ve edebiyat ürünlerini İlk Haber (Denizli), Meydan (Denizli), Yeni Asya  (1972-77) gazeteleri ile Türk Edebiyatı, Hareket ve Tercüman Çocuk dergilerinde (1977-82) yayımlar. 2009 yılında Han yayınlarını kurarak kitap yayıncılığına başlar. Farklı yayınevlerinden yayımlanan Damla Damla Tarih (1978), Analar Karşılıksız Sever (hikâye, 1984), Otomobil  Recep (hikâye), Tarihten Altın Damlalar (1986), Dünyadaki Ayak İzlerim (gezi), Lütfen Efendim (görgü ve protokol kuralları, 2005), Söğüt’ten Çınar’a (Örnek Hayatlarla Osmanlı Tarihi, üç cilt) gibi birçok esere imza atar. Yayımlanmış 25 eserinin yanında yayımlanmayı bekleyen 5 kitabı daha vardır.

Hüseyin Gökçe kısa süre önce hayatını anlattığı Yaşadım ve Yazdım adlı kitabıyla tekrar okurlarının karşısına çıktı. Çıra yayınlarından çıkan kitap 384 sayfadan oluşuyor. Kendi tarihini dedesinden başlatan Gökçe, Denizli’nin Denizler köyünden İstanbul’a, oradan dünyanın 55 ülkesine uzanan hayat yolculuğuna notlar düşüyor. Gezip gördüğü köylerin, kentlerin, ülkelerin ilginç özelliklerine yer veriyor. Edebiyat, sanat, siyaset ve iş dünyasının önemli isimleriyle dostluğu ve tanışıklığı bulunan Gökçe halkın bildiği bu kişilerin pek bilinmeyen yönlerine dikkat çekiyor. Süleyman Demirel, Muhsin Yazıcıoğlu, Kadir Topbaş gibi siyasetçiler, M. Rahmi Koç, M. Nazif Zorlu, Sakıp Sabancı, Murat Ülker, Üzeyir Garih gibi işadamları, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cengiz Aytmatov, Gürbüz Azak gibi yazarlar, Cem Karaca, Erol Büyükburç, İbrahim Tatlıses gibi sanatçılar, Tahiri Mutlu, Muzaffer Arslan, Mustafa Sungur, Hekimoğlu İsmail, Cemal Uşsak gibi son devrin bilgelerinden Bediüzzaman’ın talebeleri, Muhammed Koç ve Cevat Akşit gibi Denizli’nin kilometre taşı kanaat önderleri sayfalar arasında kendine yer buluyor. Gökçe kendi hayatı ve kitapta yer verdiği şahsiyetler üzerinden zamanın altını çiziyor.  Kitaptaki bilgi, tespit ve yorumlara tarihten günümüze kalan fotoğraflar eşlik ediyor.

Kitaptaki portreleri okurken hayatın her duruma hakkı olduğunu, inişlerin çıkışların kaçınılmaz olduğunu,  kalıcı başarıların çok çalışmayla mümkün olduğunu anlıyoruz. 65 yıllık ömründe inişler çıkışlar yaşayan Gökçe birçok darlıkla beraber genişlik de görmüş.  Birçok aydın gibi düşünce suçlusu olduğu gerekçesiyle hapse düştüğü gibi siyaset, sanat ve ticaret hayatında zirveleri de yaşamış.

Hüseyin Gökçe, Necip Fazıl Kısakürek’i en büyük şairlerden biri olarak kabul eder.  Şair 1964 yılında konferans için Denizli’ye geldiğinde dinleyiciler arasında o günlerde henüz 10 yaşında olan Hüseyin Gökçe de vardır.  O günlerden miras kalan cümlesini tekrarlar durur. “Gerçek kahramanlarımızı pullara değil kalbimize basarız.” Bilahare şairin oğlu Osman Denizli Ticaret Lisesine kaydolur ve Denizli Spor futbol takımında kalecilik yapar (1968). Hüseyin Gökçe, Osman Kısakürek ile o günlerde çok sıkı dostluk kurar. Gökçe İstanbul’a taşındıktan sonra Necip Fazıl’ı sık sık ziyaret eder. Üstad, oğlu Osman ile  Gökçe arasındaki dostluğa binaen Gökçe’ye evladım diye hitap eder.

Sezai Karakoç şüphesiz ki yaşayan en büyük şairlerdendir. Bir çok genç yazar adayı gibi Gökçe de kendisinden çok etkilenir. Ona göre Karakoç iktidarlara yakın olmadığı gibi onların maddi ve manevi hediyelerine bile sırt çeviren asil bir yürektir. Tayyip Erdoğan’ın hac teklifini bile kabul etmemesi bunun göstergesidir. Gökçe 2008 yılında Sezai Karakoç’u ziyaret eder. Sohbet bir noktadan sonra sıkıntılı bir alana varır. Hassas bir konuda, kişiler üzerinden maalesef biraz tartışırlar fakat asla birbirlerine kırıcı olmazlar.  Biraz nefeslenince Karakoç’un ince ve hassas şair yüreği tartışmada ağzından çıkan sert kelimelerden rahatsız olur. Halini dile getirip ağlamaya başlar. Gökçe de bu durumdan etkilenerek özür diler.

İnsan yaşı ilerledikçe, ufku genişledikçe bir tarafıyla kendini dünya vatandaşı olarak görmeye başlarken diğer taraftan köklerine doğru seyahat eder.  Gökçe ile şahsen hiç görüşme imkânım olmadı ama resmini gördüğümde aklıma gelen ilk şey onun Kırgız kökenli olabileceğiydi. Kitapta karşılaştığım bir portre bu kanaatimi pekiştirdi.  Dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov ile görüşen Gökçe onunla akraba olduğunu söylüyordu. Elbette bu akrabalık millet akrabalığı. 1980 yılında Aytmatov’un kitabından uyarlanan Gemi isimli filmi izlemek için Emek Sinemasına giderken yanındaki arkadaşına şöyle der. “Aytmatov ile aynı kanı taşıdığım için şimdi daha çok seviniyorum. “ Gökçe’ye göre dünyanın sadece bir ülkesinde bir yazar cumhurbaşkanından bile daha fazla saygı görmektedir. Bu kişi Aytmatov’dur.

Kitapta en çok dikkatimi çeken hususlardan birisi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile ilgili. 1997 yılıdır. Çankaya Köşkünde 30 kişilik bir toplantı masası vardır. Örtünün tam ortasında 20 santimlik bir yırttık vardır. Demirel israf olur gerekçesiyle örtünün atılmasına müsaade etmemiş, yırtık yere yama yaptırmış, yamanın olduğu bölgeye bir vazo koydurarak yamayı kamufle ettirmiştir. Şimdilerde sıradan bir devlet memurunun bile konforundan vazgeçemediğini ve kamu kaynaklarını insafsızca israf ettiğini düşündüğümüzde Demirel’in bu davranışı gerçekten takdiri hak ediyor.

Gökçe 2001 yılının 11 Eylül’ünde ABD’de İkiz Kuleler bombalanırken oradadır. Amerikan halkının korkusuna, yöneticilerinin zalimliğine şahit olur.

Gökçe  müzisyen Cem Karaca ile henüz 13 yaşında Denizli’deki konserinde tanışır.  Ona göre Cem Karaca gölgesinden, sesinden daha büyüktür. Onun sayesinde Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni birbirine yaklaşmıştır. 8 Şubat 2004 tarihindeki cenaze merasimi bunun en güzel kanıtıdır. Gökçe de, “Cenazemde alkış istemem. Beni tekbirlerle gömün.” diyen Karaca’nın namazında saf tutarak tekbirlerle onu Hakk’a uğurlar.

Gökçe’nin İbrahim Tatlıses’le de tanışıklığı vardır. Birlikte Özbekistan’da lokanta açmayı düşünürler fakat bu düşüncelerini gerçekleştirme fırsatı bulamazlar.

Gökçe’nin büyük ses sanatçısı Erol Büyükburç ile de  uzun süreli dostluğu vardır. Erol Büyükburç hakkında verdiği bilgiler ve anıları sanatçıya ilgisi olan herkesi şaşırtacak cinsten.

Gökçe kitabında Denizlili din adamı, yazar, sanatçı, siyasetçi ve işadamlarına ayrı yer ayırıyor. Din adamı Cevat Akşit, Vestel şirketi sahibi Ahmet Nazif Zorlu, İhlas Holding sahibi Enver Ören, dünya çapındaki bilim adamı Hüseyin Yılmaz, yine dünya çapındaki mimar Cemgiz Bektaş, gazeteci Gürbüz Azak ve Safa Mürsel ile ilgili hatıralarına yer veriyor.

Söz uçar, yazı kalır. Dünya iki kapılı handır; birinden girilir, diğerinden çıkılır. Bu gerçeğin farkına varan Hüseyin Gökçe şimdilerde kendi kurduğu Han yayınlarından güzel kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Bereketli ömrünün daha uzun yıllar sürmesi dilek dualarıyla sözlerimizi noktalayalım.

 

Hüseyin Gökçe’nin yayınlanmış bazı kitapları:

  • Mukaddes Topraklardan Anılar İlhamlar (1976)
  • Damla Damla Tarih (1978)
  • Anneler Karşılıksız Sever (Hikâyeler, 1983)
  • Otomobil Recep (Hikâyeler, 2003)
  • Dünyadaki Ayak İzlerim (Gezi yazıları, 2003)
  • Lütfen Efendim (Kaliteli İlişkiler ve Protokol, 2005)
  • Söğüt’ten Çınara (Modern Osmanlı Kuruluş Tarihi, 2006)
  • İstanbul’da Görgülü Yaşamak (İstanbul Büyükşehir Kültür A.Ş. Yayını, 2007)
  • Surları Aşan Müjde FATİH (7. Baskı, 2013)
  • Bediüzzaman’ın Orijinal Cevşen-i Kebir’i. (2013)
  • Defterimdeki Ünlülerin 200’ü. (2. Baskı, 2013)
  • Gezgin Gözüyle (2013, Zeytinburnu Belediyesi adına)
  • Denizli’den Doğan Yıldızlar (Denizli Büyükşehir Bl. Kültür Yayınları, 2. Baskı, 2015)
  • Muhteşem Hayat (2017)
  • Hayatınızı Fişekleyecek 60+1 DAKİKA (Çıra Yayınları 2019)
  • 365 Güne 365 Özel Dua (2020)
  • Yaşadım ve Yazdım (Hayat Hikâyem, Çıra Yayınları 2021)

 

 

 

 

 

Yazar hakkında

Mustafa Oral

Mustafa Oral

Yorum yaz