Deneme Editörün Seçtikleri

Bu Şehir Seni Anlamaz

Ruh ikliminin baharlı nefesinden savrulmuş güller toprak aradı tutunmak için. Her bakış bir tohum, her tebessüm bir çelikti. Gül çelikleri soğuk çelikler karşısında inciniyordu. Tutunacak toprak, kök salacak bir kucaklayışın bekleyişi içinde bir gönül kavruluşu da başlıyordu. Her karış toprakta gül kucaklayacak istidat vardı aslında. Aslından uzaklaştırılmadıkça ve çelikle yoğrulmadıkça tebessümünü açtırıyordu, adına gül diyerek. Gülün gülle tartıldığı, gül alınıp gül satıldığı çarşıların devri de kepenkleri de kapanmıştı. Ve bu yüzden, yüzünde garip bir hüzünle giriyordun her şehre. Dönüp dönüp ardından bakanlar bir yerden hatırlar gibi oluyordu, fakat seni tanımıyorlardı. Çağa küskün bakışlardaki donukluk, imbatların eksilmediği denizlerinde çözülmekten ürküyordu. Sen onları iyi anlıyordun da onlar seni anlamıyor, anlayamıyordu.  Çünkü sen her bir şehre dipdiri girerken, seni karşılayan ölü canlar oluyordu!

Bir sel gibi akıp duran kalabalıklar derin bir boşluğa başıboş dökülür gibiydi. Evlerde unutulmuş, belki orada da hatırlanmamış, tebessümlerin dudak uçlarındaki uçuk duruşunu bile görmek muhalken, bakışlarıyla kışları bahara çeviren gözlerdeki sıcaklığı bulamamanın soğuk esintisi bütün benliğini titretiyordu. Yan yana oturmuş fakat, paylaşacak bir selamı bile olmayanların yüzüne hayret makamındaki bakışının anlamını kavrayacak derinliğin hangi sığlıklarda kaybolduğunu sen de anlayamıyordun.

İç denizlerinde med-cezir oluşturan feryadına sağır kulakları çatık kaşlı sesler dolduruyordu. Gönül heybende taşıdıklarının alıcıları şehre sırtını dönmüş, yorgunluklarını ellerindeki bastonla paylaşarak ve uçup gitmiş güçlerini o kuru ağaçta bulmaya çalışarak son yokuşu tırmanıyorlardı. Yokuşun sonrasında gölgeleri de terk edecekti artık şehri. Gidenlerin ardından kuşlar da çığlık çığlığa göçe hazırlanıyordu. Elindeki çelikleri dikmek için aradığın topraklar her geçen gün biraz daha kayboluyor ve soğuk beton bloklar içinde buzdan bir kalıp gibi gün be gün eriyenleri görmek gözlerine nisan bulutlarını çağırıyordu.

Gönül dağlarındaki bir kardelen gülüşü umudun penceresinden başını uzatıp, şehrin karanlığına bir dolunay gibi inerken dilinden dua makamında dökülen, “Kaşki sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihân/ Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa” mısralarıyla yoluna devam ediyordun. Aynı dili konuştuklarınla anlaşamamak ne acıydı! Senin sevdiğin ve herkes tarafından sevilmesini istediğine bigâne gönülleri saran yangınlar, ateşin düştüğü yer kadar seni de yaralıyordu.

Bunca kalabalık içinde yaşadığın yalnızlık seni üzse de asla ümitsiz bırakmıyordu. Güzel olanı paylaşmak gönül huzurundan başka ne verirdi ki paylaşana. Seni duymayan, seni anlamayan şehrin uğultusunda kendini kaybedenlerin asıl yalnızlığı yaşayanlar olduğuna şahit oluyordun. Ve biliyordun ki, O’nu bulan hiçbir şeyi kaybetmez ve O’nu kaybeden hiçbir şeyi bulmuş olmaz…

Çatallı bir yolağzı hayat. Hangi yöne gidersen gitsin yolcular varacakları menzili bilir aslında. Çünkü denizler büyük bir iştahla derinliklerine çektiklerini bir zaman sonra bir kıyıya bırakırlar. Ve sular fıtratına aykırı olan hiçbir şeyi bünyesinde barındırmazlar. Senin de o denize taşınanlar, çekilenler gibi, dünyanda yer verdiklerin bir gün boş bir sahilde kimsesiz kalacaklarını bildiğindedir kederlenişin. Her adımda dikenleriyle ayakları, aşılmazlığı ile yürekleri kanatan bir yolda yürümekte ısrar etmenin bir anlamı olmasa gerek.

Arayış bir ömür sürer de ne aradığını çoğu zaman bilmez insan. Bulanların bir tek arayanlar olduğu kesindir de, o kavuşmalar kimi zaman saadet verirken kimi zaman da bulamamayı arattırır bulana… Her kim aslından ayrı kalırsa, kavuşma gününü (aslını) arar durur, diyor ya Mevlana… İşte bunun gibi, aranan asıl olana uygunsa bulunca huzur verir, gayrısı yük olur, azap verir.

Şehri siyah bir örtü gibi bürüyen geceyi seyrederken aynı zamanda uzaklara gidiyordun. Belki bir dağ başında rüzgâra sesini katan bir çiçek, belki yıldızlara tutunmuş bir bulutta yağmur olacaktın… Aranılan sensin farkında olmasa da arayanlar. Senin sesin duyulmak istenen, senin kokundur hep özlenen… Bu şehri terk etme sakın, seni her ne kadar anlamayanlar olsa da…

Yazar hakkında

Hasan Akçay

Hasan Akçay

Yorum yaz