Deneme

Ba-Şa-Rı-Sız-Lan-Ma

Tenha, düz ve yeşil bir yerde hayata ilk adımlarımı attım. Kuvvetsizliğim nispetinde rahat, şuursuzluğum kadar keyifliydim. Karanlık geleceğe akıl dürbünüyle bakmıyor, geçmişin ıstıraplarıyla kalbimi deşmiyordum henüz. Henüz varlığımdan, mahiyetimden, zamanlardan ve diğer soyut kavramlardan habersizdim. Varlık âlemine gelmiş, hatırlayamadığım sonsuz karanlıktan, fıtraten alakadar olduğum fakat henüz kavramak bir yana, sorgulamadığım bir kudret eli ile aydınlık varlık alemine atılmıştım.   Taştan ve topraktan ve bütün heybetine rağmen karşımdaki dağdan daha şanslıydım şüphesiz. Çimen gibi ve bahçede dolaşarak açık camdan atlayan ve açıktaki eti kapan kedi gibi… Çimen ile ortak yönümüz ikimiz de oturduğumuz yerden besleniyorduk. Kedi, çimene ve henüz bana nispeten daha zeki ve güçlüydü. Ancak annemin müsait zamanlarda beni üstüne oturttuğu yumuşak ve rahat yeşil çimen ile benim, öyle şeylerde gözümüz yoktu, mutluyduk. O durduğu yerde duruyor gökyüzü şuursuzca olamayacak bir şekilde onun saçlarını okşuyor ve ağzına su damlalarını bırakıveriyordu. Tıpkı annemin beni emzirdikten sonra bir bebeğe göre gür olan saçlarımı okşayışı gibi. Gökyüzünün çimenin annesi olduğunu söylemek abartı, ancak çimenin bana döşek olduğu, onun da benim de bildiğim bir gerçek. bulut onu emzirerek, güneş saçlarını okşayarak hazırlıyor, annemin yatağımı müthiş bir şefkatle hazırlayışı gibi.

Böyle güzel bir ortamda, güneşin ışığı ve çimenin yeşilliğini hissedebildiğim yerde, ben bunları kavrayamayacak ve ayırt edemeyecek bir durumda, ancak geleceğin hayıflanmalarına bir zarf yapıyordum. Doğduğum bu yerden ayrıldığım daha az şuursuz olduğum zamanlarda bu mekanın cennetmisalliği, kalbime bir hususi cehennemi salıvermişti. Bütün anlar gitmiş, ve gitmişse yok ve yok ise ölmüş ve ölü iken benim için ıstıraptan ibaret idi. Böylesine bir güzelin yüzü, bana kapanmasıyla güzelliği nispetinde çirkin, ve tatlılığı oranında acılaşmıştı. Elem,  kalbimde açılan yara… Fena… Güç yetirememezlik ve başarısızlık…

Başarı, neydi ki başarı? Bir bal arısı başarılı mıydı, olamaz. Bal yapması başarı elde ettiği anlamına gelmez ve bütün hayatı boyunca bir çay kaşığı bal toplayan arıya kimse başarılı diyemez. Koca kovanın elde ettiği, benim için başarı sayılmazdı. Başarı tek; tek olmak başarılı olmanın ön koşulu. Yoksa göğsünü şişirmek, koltuklarını kabartmak; ne kadar da havada kalıyor. Hem bir de bunu başkalarıyla paylaşmak. Olamaz, olmaz; ne tadı kalır ki canım. Hem arı elindeki balı kaptırdığı için başarısız. Balı alıp yiyen insan… İşte ben buna başarı derim. Ayılar da başarılı, onlar da yiyici. Bütün canavara benzeyen hayvanlar ve bütün bunlara benzeyen insanlar… Tüketenler ve stoklayanlar; paylaşmayanlar, işte bunlar başarılı olanlar. Stok deyince, karınca başarılı mı? Başarılı gayet, hazırdan yer ve boyundan büyük kazanır ve yer altında biriktirir ve paylaşmaz. Arı gibi çalışkan hayvan karınca. Ancak daha başarılı hayvan.

Başarı; ortak olmamakta ve elindekini kaptırmamak ve hazırdan yemek ve tüketmekte ve depolamak ve paylaşmamakta.

Arı başlar üstünde gezer ve karınca ayaklar altında ezilir. Başarı için bir kod daha; izzetli olma(!) ve kendini ezdir(!); izzetini, namusunu veya insanlığını o kadar da abartma! Başarıya giden basamağa basan ayak her gerekeni yapmakla mükelleftir.

Başarı, neydi ki başarı? Henüz mağlubiyeti tatmamış… Henüz elindekini kaybetmemiş… Henüz aczini hissetmemiş… Zorlanmadan yoluna devam etmiş… Başkalarından çok kendini düşünmüş ve yarına hazırlanmış, her insan başarılıdır.

İnsan başarılı olarak doğar. Bilmem kaç tane benzerinin arasından sıyrılarak gelen bir tanesinin hayata tutunmayı başarmış bir başka hücre ile ortak çalışması ve tafsilatlı projelerinin tam başarıyla gerçekleşmesiyle hayata gözlerini açar, sonuçta.

Cennet-misal yaşam alanımdan koparak düştüğüm bu yeni yerde artık bir başarısız olarak anılabilir miydim? Elbette ki hayır. Benim elimde olan ve yaptığım bir hareket yoktu. Olanlardan tam olarak haberdar bile değildim ve bildiğim kısmıyla ilgili mantıklı bir tercih verecek durumda ve bu tercihi versem bile uygulayacak iktidarda değildim. Elimden gelen bir şey olmadığı gibi elimden çıkan bir şey de yoktu. Olay üzerinde bir tesirim ve bir etkimden bahsedemezdi kimse. Halen ilk doğduğum günkü kadar başarılı bir insandım.

Evet, doğduğumda doğmamın ve doğumun ve sonuçlarının neler olacağına dair bir malumatım yoktu. Gerçi şimdi dahi yüzeysel bir bilgiden başka, elimde bir şey olduğundan bahsetmek imkansız. Ve doğarken bir bildiğim olmadığından bir tercih yapmış ve bu tercihi de uygulamaya koymuş değilim. Ancak yine de başarılı olduğumu söyleyebiliyorum. Çünkü insan başarılarından bahsederken öyle sağa sola, içine dışına bakmaz. Bir başarı varsa kapar gider. Yoksa kimin elinde hangi başarı kalırdı?

Yazar hakkında

Ömer Faruk Kaya

Ömer Faruk Kaya

Yorum yaz