Son / Acil Haberler

Son/Acil Haberler #5

Çocuk şehrin eski bir alışveriş merkezinde hayretle insanların koşuşmalarını seyrediyordu. Bir ara arkasından “Hey!” diye bir ses duydu. Geriye bakındı. Sadece koşuşan insanlar vardı. Başını çevirdi. Ses yine geldi: “Hey, çocuk!” çocuk korkuyla tekrar geri döndü.

-Benim, dedi ağaç.

İnsanların koşuştuğu meydanın tam ortasında devasa bir çınar ağacı duruyordu. Mevsim sonbahardı ve ağaçların yaprakları sararmaya, dökülmeye başlamıştı. Çocuk kendisine seslenenin ağaç olduğunu fark etti.

-Sen farklısın, dedi ağaç.

-Evet dedi çocuk. Ben başka bir gezegenden, dünyayı ve insanları anlamak, keşfetmek için geldim.

-Niye dedi ağaç.

– Ödevim bu benim. Biz okuldan mezun olurken, her birimiz bir gezegene gider ve orada gördüklerimizi, anladıklarımızı öğretmenlerimize yazarız. Dünya çooooook güzel görünüyor bizim gezegenimizden. Masmavi, yusyuvarlak, denizler, gökyüzü, sonbahar, her şey mucize burada. Onun için ben de dünyayı seçtim.

-Hadi ya dedi ağaç, ne mucizesi. Ben yarım asırdır buradayım, bişeyler satın almak ve satıp para kazanmak için koşuşan, yalan söyleyen, birbirlerini kandıran aptal insanlardan başka hiçbişey görmüyorum.

-Yok dedi çocuk. Sen kendini hiç seyretmez misin. Önce üzerindeki şu yaprakların güzelliğine, muhteşemliğine bir baksana. Sarı, kırmızı, rengarenk olmuşsun sen, bundan güzel bi mucize olabilir mi?

-İnsanlar beni hiç seyretmez ki, dedi ağaç. Sadece bazen önümde pazarlık eder, birbirlerini ne kadar kandırdıklarına sevinirler. Ha bi de çöpçüler dökülen yapraklarımdan şikayet edip dururlar, dedi.

-Boşver insanları dedi çocuk. Günlerdir buradayım, izleyip duruyor, anlamaya çalışıyorum insanları.

-Anlayabildin mi bari? dedi ağaç.

-Gülümsedi çocuk.

-Merak ediyorum, dedi çocuk insanlar kendi kendilerini anlayabiliyorlar mı acaba?

-Sanmam dedi ağaç. Ben elli yıldır sadece insanların gittikçe daha da aptallaştıklarına, bir gün bırakıp gidecekleri şeyler için deliler gibi koşuşup durduklarına, hayatı birbirlerine ve kendilerine zehir ettiklerine  şahit oluyorum.

-İnsanları henüz anlayabilmiş değilim. Ama ağaçların özgür ve bilgeliğini iyi biliyorum dedi çocuk.

-Nasıl dedi ağaç.

-Şimdi sonbahar, dedi çocuk. Yaprakların ölüyor. Yapraklarının ölümü bile ne kadar muhteşem, ne kadar asil. Ölüm bir ağacın, sararan, kızıllaşan, dökülen, gazelleşen yaprakları kadar muhteşem ve mucizevi.  Şimdi ölüyorsun ve bunu ne kadar da vakur bir asaletle karşılıyorsun. Çünkü biliyorsun baharla beraber tekrar dirileceğini, yapraklarının filizlenip yepyeni bir hayata merhaba diyeceğini. Ağaçlar insanlardan çok daha özgür ve bilge. Ağaçların kutsal varlıklar olduklarını anlıyorum. Onlarla konuşmasını, onları işitmesini bilenler gerçeği yakalar.

-Vay be, dedi ağaç. İlk defa bir insandan böyle şeyler duyuyorum. Sen büyümüş gibisin.

-Ben   büyük değilim dedi çocuk. Sadece bir çocuğum. Çocukluğunu kaybetmemiş bir çocuk.

-Ağaç gülümsedi, ne güzel dedi. İçindeki çocuğu hiç kaybetme. Yoksa sen de büyüklere benzersin.

-Çocuk gülümsedi. Göz kırptı ağaçtan ayrılırken, merak etme, sizin büyüklerinizi görünce, ben hiç büyümemeye karar verdim.

Yazar hakkında

Editör

Editör

Yorum yaz