Şehir Yazıları

Şiir Şehir Bursa

Uludağ’ın eteklerine bir gerdanlık gibi dizilmiştir Cumalıkızık. Yeşilin daha önce karşılaşmamış olma ihtimalinizin yüksek olduğu türlü tonlarıyla karşılar sizi. Gözleme kokusunu içinize çekmeye başladığınız saatler sabah saatleriyse eğer; gözlemenin dumanından başka bir de dağın buğusu eşlik eder. Sis adı altında temiz havayı çekersiniz ciğerlerinize. Tarhana ve Haziran’dan yapılma kiraz reçeli elinde, bembeyaz örtüsüyle nur yüzlü teyzenin görüntüsü dokunur ciğerinize temiz havadan gayrı. Yürümeye çalışırken dar sokaklarında köyün,  aklınıza geliverir bir türkü. İçinizden mırıldanmadan edemezsiniz:

Bursa’nın ufak tefek taşları…

Cumalıkızık için doğru olsa da sözleri türkünün; kabullenemediğiniz , “hiç de bile ” demek istediğiniz sesler gelir içinizden. Büyük taşlar, ağır taşlar, hafif ruhlar gelir aklınıza. Ruhu kuş tüyü misali hafif,  günahlardan arınık; ismi zıttı ağır.

“Ruhaniyetli şehir” demiştir Evliya Çelebi Bursa için. Bu fakir de “ruhaniyetlerin kendini her daim hissettiren şehir” olduğunu söylemek ister. Bilenler bilir: “çekirge” yani Süleyman Çelebi’nin türbesinin olduğu semt Bursa’da şehrin merkezine yakın yerlerden biridir. Sıradan bir iş için bile Heykel’e ilerlerken  çekirgeden geçersiniz ve türbe ilişiverir gözünüze. Ve Vesilet’ün necat. Hatrınızda kalan bi kaç beyit döner dilinizde:

Tutdı cihanı serteser envar-ı Mustafa

Çün kim belirdi dünyede esrar-ı Mustafa

Asimane be situn wi kir bedid

Surete be xal u xat wi aferid

Çekirgeden Altıparmak’a doğru ilerlerken,  çarşıda halletmeniz gereken işler aklınızın bi kenarına çekilmiş, yeniden dünyaya döneceğiniz zamanı bekleyedursun, siz artık Süleyman Çelebi ile meşgulsünüzdür.

Yıldırım Beyazıt’ın Ulu Cami’yi yaptırdığı zamanları hayal etmek istersiniz belki de kim bilir. Süleyman Çelebi’yi Ulu Cami için uygun imam olarak gördüğünü düşünmek iyi gelir. Tıpkı semtin adı  -altıparmak- gibi parmak bir fazla. Bütün latifeler eskisinden fazla.  Üç göz üç kulak iki burun iki ağız ve beyin: Şimdilerin  ifadesiyle “kafa bir milyon.” Bir milyon şirin düşünce. Otobüsten iner inmez heykel yerine Ulu Camiye öğlen namazına koşturan düşünce. Bunlardan bir milyon tane …

Cami-i kebirde şadırvanın sesi eşliğinde bitince namaz kapıya yönelirsiniz ve dudaklarınızdan akmak ister yeşil türbenin hikayesi:  Emir Sultan’ın bir yayı bir de oku vardı. Bunlar gazada kullanılmak üzere asılı dururdu. O yaya ok koydukları zaman kırk ok çıkar, kırk kişiye isabet ederdi. Her nereye atmak isterse, bir talebesinin eline verir, o tarafa atmasını emrederdi. Şeyhülislam’ın da hazır bulunduğu bir gün, Emir Sultan okunun ve yayının getirilmesini istedi. Getirilen ok ve yayın Şeyhülislam’a verilmesini emir buyurdu. Yay ile ok Şeyhülislama verildi. Emir Sultan O’na “oku doğuya doğru at ok nereye düşerse mezarımız orası olsun.” buyurdu. Şeyhülislam emirleri üzerine oku attı ve ok şimdiki türbenin olduğu yere düştü. Orası o zaman ağaçlık ve yeşillik idi ve ok atılan yer ile düştüğü yer arası çok uzak idi. Atmak ile oraya gitmesi mümkün değildi. Zira okun atıldığı yer ile düştüğü yerin mesafesi üç ok atımlık idi. Orada bulunanlar bu işin Emir Sultan’ın kerameti olduğunu anladılar. Emir Sultan’ın attığı ok mesafesi kadar uzaklara  bakamasa da gözleriniz, hayaliniz oturur yeşilin gölgesine, öylece görürsünüz okun değdiği toprağı.

Ulu Camiyi yaptıran Beyazıt gelir yeniden hatrınıza. Nasıl bir damattı Emir Yıldırım’a diyesiniz gelir merakla. Ve Emir’ e Server-i cihanın icazetiyle, gördüğü mana yüklü rüyayla varan Hundi Fatma Sultan. Efendimizi, rüyasına misafir etme şerefine erişen nasıl bir eş, nasıl  bir hayattı diyesiniz gelir ayrıca…

Emir Sultan ömrünün geri kalan kısmını Medine’de, ceddinin yanında geçirme kararı aldığında nefsimizin bize yaptığı oyunun o sıralar oralarda kol gezmekte olduğunu görürüz üzülerek: Görünenle yargıla!

Peygamber soyundan geldiğine ikna edemez karşılaştığı kişileri, üstünden başından ötürü. Ne zaman ki peygambere verdiği selam karşılık bulur, Emir Ceddi diye seslenince veledi sesi gelir semadan, o zaman işte kalacak yer bulunur. Ancak Emir Sultan’ın rüyasına teşrif buyuran efendimiz, Emir’in geri  dönmesini ister. O zaman başlar Buhara – Bursa ilişkisi. Sevdiklerimizden uzak olma, ama buna rağmen sevme özelliğimizin bir kısmı da bu tarihten kalmadır belki de. Bu nedenledir ki “neden dönmesini istedi Peygamber” demez içimiz, biliriz. Emir Sultan Bursa’da bir Gül esintisidir. Onun için O’ndan uzak kalan hasretli bir esinti…

Bursa dar sokakları, ahşap evleriyle dile getirilmeli belki de bir kez daha. Kâh bir molla bakmalı ahşap evin camından, kâh bir kadı, kâh bir âlim, şair. İçimizden geçen masum dilekler için keramet göstermeli üftade hazretleri bi anda yahut aristokrat tavrıyla lami i çelebi bir şiirle seslenmeli pencereden ardımız sıra:

Ben ne toğrağam ki kendüm gösterem

Satduğum kâh ola gendüm gösterem

Hacenündür cümle çü mal u menal

Kise-i dellal olur bergeşte-hal

Yeşil bi tepecikten, Münker Nekir’le sohbete ara verip mübarek kafalar seyr eder mi seni beni? Toprağın altında olmakla birlikte yerin çok üstünde olan kafalar sorar mı hatrımızı? Fezaya yakın kafalardan bir kaçı; Osman’ı Orhan’ı Tophane’de eşlik eder mi, minnet duygularımıza? …

Tıpkı şehrin ulu çınarlarının dalları gibi; merkezi Bursa olmak üzere ucu bucağı göklere varmış engin ruhları, ağır taşları. Yeniden aynı türkü gelmeli hatıra. Bu kez farklı sözleri:

Bursa’nın büyük, ağır taşları…

Bursa Çeşme başında bir beytin içinde şiir, İstanbul’un fethine dek bir savaşın içinde tarih, ecdadın unu suyu içinde maya. Bursa tarih, Bursa maya, Bursa şiir Bursa şehir …

Yazar hakkında

Nihayet Deniz

Yorum yaz

1 yorum

  • nihayet hanım şehir yazılarımız hayırlı olsun. güzel, örnek, bursaya layık bi yazı olmuş. tebrikler