Röportaj

MUSTAFA BAŞPINAR İLE SÖYLEŞİ

MUSTAFA BAŞPINAR; 1979 yılında Tokat’da doğdu. Öğrenimini aynı şehirde tamamladı. Aziz Kerem’in babası. Bursa’da yaşıyor. Öyküleri Dergah, Edebiyat ortamı, ve tasfiye dergilerinde yayımlandı. ”Meleğin Gölgesi” ve ”Annemin Gözleri” adlı iki hikaye kitabı var.

 

Melegùin Gšlgesi

 

1) Merhaba, bir de siz kendinizi tanıtır mısınız, kimdir Mustafa BAŞPINAR?

Yıllar ilerledikçe daha az sözle kendimi ifadeye çalıştığımı fark ederekten Mustafa Başpınar için şunları söyleyebilirim: okur, öykü yazarı, öğretmen, baba ve her daim huzursuz bir insan.

2) İki adet hikaye kitabınız var. Öncelikle hikayeleri okurken ayrı ayrı her hikayeyi yaşadım diyebilirim. 1. Kitabın dili bana yeni başlayan Mustafa Başpınar’ı ikincisi ise artık oturmuş bir dil, anlatıyı anımsattı. Siz de kendinizde böyle bir değişimi görebiliyor musunuz? Değişim olmalı mı? 

 

select

Tespitinize bir şey eklemek istemiyorum. Fakat öykü yazarı için dilde, kurguda sürekli bir değişim muhakkak olmalı. Ancak herkes bu değişimi gerçekleştirebilir mi, bilmiyorum. Hayatın bir olgunlaşma süreci oluşu gibi yazı da olgunlaşarak ilerlemelidir. Aksi takdirde sıradanlaşır yazar, unutulur.

3) Hikayelerinizde baskın bir kurgu yok, yani anlatılanı daha çok önemsiyorsunuz, doğru mu? 

Doğru söze ne denir! Tabii buradan kurguyu önemsemiyorum yargısı çıkmasın. Fakat anlatılan daha önemli olur bende. Çünkü hissetmediğim şeyleri yazmam.

4) Yaralarınız iyileşti mi? Hikayesi iki kitabınızda en çok etkilendiğim hikaye. Bu hikayede Anadolu’ya atanan bir öğretmen anlatılıyor ve hikaye çarpıcı bir soruyla bitiyor: yaralarınız iyileşti mi? Bu öyküden yola çıkışarak bize ne anlatılmak isteniyor ya da hikaye bize bir şey anlatmak zorunda mı? 

Okuyucuya bir şey vermek gibi bir niyetim olmadı ismi geçen öykümde. Ben kendisiyle sürekli cebelleşen bir insanım. Kendimle, yaşadığım hayatla, düşüncelerimle. Hal böyle olunca bir yerde bu cebelleşme aşamasındaki zıtlıklar, farklılaşmalar, değişimler, kırılmalar öykülerime yansıyor.

5) Peki yaralarınız iyileşti mi? 

Artık kırkına merdiven dayamış bir insan olarak şunu rahatça söyleyebilirim: Bu ülkede yaşayıp da yaralarım iyileşti diyen varsa lütfen durup kendisini sorgudan geçirsin. Değerlerin içinin boşaltıldığı, elimizin tersiyle itmemiz gereken şeylerin yerli ve milli sıfatlarıyla el üstünde tutulduğu ve her türlü olumsuzluğun üstünün bu sıfatlarla örtüldüğü bir zaman diliminden geçerken yaralar iyileşmez, aksine kanamaya devam eder. Bilmem nedendir hayatımda hiç bu kadar ümitsiz olmamıştım insanımıza dair. Fakat bir gün bunları da unuturuz elbet. Belki güneşli sabahlara uyandığımız günleri yaşarız. Belki kavga biter sükûnet hâkim olur ülkeme. Belki, belki…

6) Hikayelerinize yapılan yorumlara baktığımda hep samimi olma unsuru ön plana çıkıyor. Bunu nasıl sağlıyorsunuz. Dilin etkisi mi yoksa hikayeler gerçekten bizden mi? 

Az evvel söylemiştim. Hissetmediğimi yazmakta zorlanırım. Bu en belirleyici etken. Onun dışında içerisinde yaşadığım toplumu anlatıyorum. Dahası öyküsünü yazdığım insanların dilini kullanıyorum. Bu saydıklarımı bir araya getirince bahsettiğiniz/bahsedilen özellik ortaya çıkıyor.

7) Hikaye yazma serüveni meşakkatli bir iş midir? Sonuçta hayattan bir şey anlatıyorsunuz, bunun bir bedeli var mı? 

Her nimetin bir külfeti vardır, derler. Çok doğru. Son bir yıldır hem okumanın hem de yazmanın bir bedeli olduğuna kafayı takmış durumdayım. Çünkü bu bedel çok ağır. Okumak ve yazmak eylemleri karşılığında huzurumu feda ettiğimi fark ettim. Bir tür dermansız hastalığa yakalanmak gibi. Hikâye yazma işi meşakkatli mi? İşi önemsersen bunun cevabı evet. Güzel şeyler yapmak ve kalıcı olmak arzusundaysan öykü yazmak meşakkatli bir iştir.

8) Bir söyleşinizde “Aslında her hikâyede biraz kendimi anlatmışım.” (1) demiştiniz. Ben de; size en yakın karakter dolayısıyla en çok sizi anlatan hikayeyi sorsam? 

Klasik bir cümle olacak ama şunu söyleyebilirim: Her öykünün bir yerinde varım. Fakat hangisinde daha belirgin olarak ben varım bilemiyorum. Buna net bir cevap vermeye çalışırsam işi magazinleştirmiş olurum. İşin tadı kaçar. Esasında insanı anlatıyoruz öyküyle, romanla. Adının ne olduğunu önemi var mı?

9) “Işıltılı bir dünya” hikayesinde bir çocuğun doğumu ve çocuğun ailesine imtihan olması anlatılıyor. (2) Bu hikaye, dünyayı çok ışıltılı bulup başı dönen insanı mı anlatıyor? 

Metnin doğurganlığı böyle bir şey olmalı. Bakın siz Işıltılı Bir Dünya’yı bu şekilde algılamışsınız. Oysa sevgili öykücü kardeşim Yunus Meşe başka türlü anlamış ve üzerine bir şeyler karalamıştı. Bense başka bir sebeple yazmıştım. Benimki ben de kalsın, okur da çoğaltmaya devam etsin, ne dersin sevgili Burak Salih Selçuk.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Esas ben teşekkür ederim. Okuduğum her kitapla, yazdığım her öyküyle ya da öykü üzerine yaptığım her güzel söyleşiyle o gün hayata yeniden tutunduğumu düşünüyorum. Emeğine sağlık.

1: “Türk edebiyatı” Ağustos 2016/ Şeyma Subaşı

2: Suavi Kemal Yazgıç/ Starkitap

Burak Salih Selçuk

06.09.2018

Yazar hakkında

burak

burak

Yorum yaz