Hikaye

Yolcu Yoluna Bakar

Bir güzel memleketten, daha güzel bir memleket istikametinde olması istenilen yolculuk başlıyor. Taşıyabileceğinizden fazlasını almak yok! diyor sert yüzlü kural. Bir ayrım yapmak zorunda yolcular. Önemlileri ve önemsiz yada daha az önemlileri, daha net ayırma çabası içindeyiz. İşte şimdi, yüklerimizi bıraktığımız kadar hafif, elimizdekileri kalbimizden uzaklaştırdığımız kadar rahatız. Sert yüzlü muavinin ardındaki sıcaklığı şimdi birazcık hissedebiliyoruz.

Çok yerlerden geçiyor vasıta;  kimisinden duraksanamaz bir hızla, kimisinden cocukları bile tatmin etmeyen bir duraksamayla…

Hızla geçişi durdurmak isteyenler camlardan uzattıkları ellerini arzuladıklarına atmakla, (ellerinin parçalanmasıyla)sadece saadetlerini ve sıhhatlerini bozuyorlar.

Duraksadığımız menzillerde olgun ruhlu insanlar güzellikleri görüp göstererek ders alıyor, ben ve benim gibiler yolculuğun mahiyetini unutacak dercede bu güzelliklere bağlanarak; kendimizi, bütün bedenimizi saran bir yakıcı ateşin içine atıyoruz.

Nafile… Yol devam ediyor,  sür’at peyda ediyor.   O kadar da isteyerek çıktığımız bu yolculukta gerçekleri unuttukça sefilleşiyoruz. Yolculuğun kendisini ve duraklarını ve araçlarını, vasıtalıktan çıkarıp, gaye haline getirdikçe, olanları olduğu gibi anlamlandıramamaktan gelen buhranlı bir baş dönmesine maruz kalıyoruz.

Ne yapalalım? Arkadaşlarla üç el okey, iki  de batak atıyoruz. Yol neredeyse bitiveriyor. Üstelik oyun sırasında, vaktimiz kadar sür’atle paralarımız azaldığı halde, kazanan kimseyi de göremiyoruz. Batak ismi yeni bir boyut kazanıyor gözümde.  En eğlenceli arkadaşımız, gitmeden bir selfie çekelim diyor, anı olur. En kocaman gülüşümüzle poz veriyoruz.

Görevli geliyor, sakin, mütebessim ve oldukça vakur. Yolun neredeyse sonuna geldik, diyor, -elinde bir anlığına görür gibi olduğumuz- tomarlarca kağıda işaret ederek ekliyor;  zahmet etmeseydiniz, biz zaten, an be an, hiçbir kareyi kaçırmadan çekmiştik sizi.

En kötü hallerim, şeride dizilerek geçiyor hayalimden. İşin ciddiyeti o an, sırtımda hissettiğim ürpertiyle hissettiriyor kendini. Korksam da ümidimi kesmiyorum. Yol daha bitmedi ve ben hala güzel pozlar verebilirim.

Yerime geçiyorum, en samimi pozlarımı vermeye gayret ederek: önünden geçip gittigimiz çayırlara, akıp giden görsellere; ibret almaya çalışarak, varacağımız menzili arzulayarak bakıyorum. Yolculuğun tatlı bir sükûnetle sona ermesi ümidiyle…

Yazar hakkında

Ömer Faruk Kaya

Ömer Faruk Kaya

Yorum yaz