Editörün Seçtikleri Hikaye

Sonsuz hicranların dinmeyen kanları

 

Ne kadar güzel, ne kadar coşkun yazmışsın evladım.

O ne ateşli satırlar, o ne yanış, o ne samimî bir akış. Derinliklere öyle bir inişin, ruhların denizine öyle bir dalışın var ki… Canların en sezilmez çığlığını alıyor, birkaç satırla neler neler anlatıyorsun. Belli ki o Sultan’ın yangınında sana da bir kıvılcım düşmüş, yarım yüzyıla yakın bir süre önce benim içime düşüp de volkanlar yaratan kıvılcım…Büyük bayramın kutlu olsun yavrum. Hayalimdeki resmini çizmişsin. Ah evladım, aklımı başımdan aldın, bütün zerrelerimi feryâda getirdin, beni adeta dirilttin. Allah da seni diriltsin, hazinesinden bol bol versin.

Demek yanımda ferahlık duyuyorsun? Sakın bunu benden bilme. Çünkü sana kanat takıyorlar, başka âlemlerde uçuyorsun değil mi? Zaman geçtikçe daha neler neler duyacak, ne ufuklara erişecek, ufuklarında nice perdeler, âlemler açılacak. O zaman anlayacaksın…Baştan sona kadar sezdiklerin, verdiklerin kimlerden geliyor. O kişiler, o büyük kişiler…Her birinin ayağının tozuna canımı seve seve veririm. Can nedir ki!

Bir gün onlara, ‘atının nalı, her bastığı yerde yaralı sînemi bulacaktır’ feryadını göndermiştim, her birinin atı nereye basıyorsa ben ordayım. Ruhumdaki neşe bundan, keder de hiçbir şeye kanmayışımdandır.

Biliyor musun, yüzlerce binlerce freni sıkarak kendimi tutabiliyorum. Kendimi yerden yere vurmak, kayalıklardan atmak, yıldızlardan yıldızlara çarpmak ihtiyacıyla yanıyorum. Bu ihtiyaçların azgın dalgasıyla boğuşarak yorgun düşüyor, harap oluyorum. Sessizliğe dönüşüyorum, ses vermeyen bir çığlık oluyorum. Fakat bu yorgunluk o kadar tatlı ki. Seni son ziyaretimde yeni bir hicran yarası aldım. Bu yara her yeni bağlanışın taşıdığı sonsuzluk damgasıdır. Ziyaret ettiğim yerler, bağlandığım azizler, gönlümden bir parçayı koparıp alıyor, yeni bir yara açıyor. Yurdumun hangi köşesini gördüysem kalbimin bir parçası oraya takılıp kaldı. Kimin gönlünü ziyaret ettiysem, kalbimin bir yanı orada asılı kaldı. Ziyaret edebildiğim her gönül, kalbimden bir parçayı aldı, bana yara verdi. Can aldı, can verdi. Kalbim kan, bağrım kan, ruhum hep kanlar içinde. Sonsuz hicranların dinmeyen kanları.

Fakat âlemin bütün zerreleri O değil mi. İşte orucu onun için tut benim güzel evladım, namazı onun için kıl, o zaman o namaz namaz olur, o oruca oruç derler. Biz amacımıza ulaşmak için, bizden önce ermiş olanlardan çare sorar, yana yana derman ararız. Benim mutluluğuma gıpta ediyorsun, duyduklarımı duymak ve erdiğim saadete sen de ermek istiyorsun değil mi? Canım kızım, ben belki henüz ilk basamağa varmış değilim. O uluların kapısının köpeği bile olamam. Onlar bu mertebeye nasıl erdiler sor ve anla. Kimin rengine boyanmışlar da, algılarını parçalayan dereceyi bulmuşlar?

Bir kişi düşün…Sırtında paltosu, onun üstünde muşamba, ayaklarında çizme, boynunda atkı, kumsala gelmiş denize girmek istiyor. Öncelikle ona soyunacak bir yer gösterirler değil mi? Sen de bütün bağlarından kurtulacaksın. Sen de denize atılmak için niçinlerden, nedenlerden, akıllardan, fikirlerden soyunacaksın evladım. Ölmek için denize atılanlar öncelikle aklını kaybedermiş. Doktorcuğuma sorarsan o sana daha iyi anlatır. Bu hayata göz yumup başka âlemde gözünü açmak, burada ölüp orada dirilmek istiyorsan her şeyden kurtulman lazım. Akıldan soyunduğun an baştan ayağa akıl olacaksın, kovayı atıp, hortumunu denize salacaksın. Bana gıpta ediyorsun dedim ya, onların uyuz bir köpeği bile olamam, böyle olduğu halde benim mutluluğum bile kâinat kadar.

Bu mutluluğu nasıl bulduğumu sor benden. Bu saadete zayıflamak kadar kıymet verebilir misin? Halin bana çok müjdeler veriyor. Büyük bir saadete ereceksin inşallah. O kadar yükseleceksin ki, gözlerim seni göremeyecek. Seni görememek bir feragattir. Sevginin feragatten başka ölçüsü var mı evladım? Saadetinin üzerinde titreyen gözlerinin yanında benim gözlerim vardır daima. Hiçbirinden geri kalmamak şartıyla gönlümün içindesin canım evladım.

Canım kızım,

İnanmayacaksın…müthiş bir şey oldu. Yarabbi, ne yücesin! Nasıl bir rahmetin var ki, akıllar anlamakta çaresiz kalıyor. Hayatın her anının, her şeyinin mucize olduğuna inanıyorum.

Geçenlerde Şevki bey aramıştı. İçi içine sığmıyordu. Telefonda gözyaşlarını tutamadı.

Ankara’dan, maarif vekili Tevfik İleri beyin kıymetli eşi Vasfiye hanımefendinin bir mektubundan söz etti.

Eşine yazdığı bir mektup bu.

Benimle ne alakası olduğunu sordum utana sıkıla.

‘En doğrusu mektubun kopyasını size göndereyim efendim’ dedi.

‘Lütfedersiniz üstadım’ dedim.

Nihayet mektup az önce geldi.

Gözyaşlarım yine sel oldu canım kızım.

Benim gibi bir çaresize, bundan büyük ihsan mı olur?

Canım kızım, Vasfiye hanımefendinin nasıl bir yüce ruh olduğunu ve Büyük Allah’ımızın biz kullarına nasıl ikramlarda bulunduğunu görmen için, mektubu aynen buraya not ediyorum :

“Hayatım benim,

Bu sabah yağmur sesiyle uyandığım zaman ağzımdan şöyle bir ses çıktı: ‘Sen seyrâncısın, seyrânını eyle.’ Aman ne güzel, dedim. Öyle ya, madem ki kadere hükmedilmiyor, bizlere seyir kalıyor. Ama hani o olgunluk… Yağmur yine tatlı tatlı yağıyor. Daha Cahit’in kalkma zamanına vakit var. Ben de geceki rüyamı tatlı tatlı düşünmeye başladım. Bir hayli zahmetli yoldan sonra kendimi vapur güvertesine benzeyen yerde buluyorum. Ama yük vapuru gibi. Kulağıma, âşina olduğum bir müzik geliyor ve sen büyük bir arzu ile beni kollarına alıyorsun, dans etmeye başlarken ben sana diyorum ki: ‘Tevfik dikkat et, bu müzikle dans değil, sema yapılır.’ Hani bazı dans edenlerin samimi pozlarında biz dönmeye başlıyoruz. Öyle ki ben orada gökyüzünü de seyrediyorum, parça parça bulutlar ve aralarında görünen mavi gökyüzü. Müzik şöyle diyormuş: ‘Bak neler söyletiyor Hazret-i Mevla.’ İşte böyle canım, büyük Allah’ım şu biçare kuluna, buna benzer lütuflarda bulunuyor. Biz asi kullarını elbet bir gün affedecek. Meğer aklımda kalan bu cümle uzun bir şiirdenmiş. Şevki beye telefon ettim, bana okudu. Yaman dedenin, diğer ismiyle Yanar dedeninmiş ve âşıklardanmış. Allah böyle büyük aşkı cümlemize nasip etsin. Allah’a emanet ol hayatım…

Vasfiye İleri.”

Söylenecek bir şey var mı bilmiyorum?

Şükretmekten başka…

 

Yazar hakkında

Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

Yorum yaz