Hikaye

KATİL KİM?

“Sakin,sakin,sakin…”diye kendini teselli ediyordu.Elleriyle gözlerini sımsıkı kapatıyor,dış dünyaya dair ne varsa duymamaya çalışıyordu.İlk defa kulakları olduğu ve yaprak hışırtısına basılan ayak seslerini duyduğu için ,ne kadar büyüse de kız olduğu için pişmanlık duyuyordu.Bu düşünceler beyninde ışık hızıyla geçerken,birinin elini teninde hissetti.İstemsizce acı bir çığlık attı.Kendine yaklaşan surete yalvarıyordu.Her yer zifiri karanlıktı.Kalbindeki korkudan bir meşale yapıp yaksa,aydınlanmazdı.Derken etrafı yarım saat sonra sıcak kan kokusu sardı.

-Yazıyor,yazıyor:” Dün D.Y adındaki bir kızın katliamı yazıyor.”

-Ne kadar,bir tane versene!

-Elli kuruş,abim.

Al,bakalım.

Gazeteyi alıp denizin karşısındaki bankta oturdu.Yanından geçen simitçiden bir simit alıp ağzına küçük bir parça attı.Gazeteye baktı.D.Y’nin katliamını okumaya başladı.Gazetenin geri kalan kısmında bir yazarın düşüncesi yazıyordu.

-“Cahiliye devrini az çok hepiniz biliyorsunuzdur.Devir diyorum;çünkü,devir atlattığımız düşünüyorduk.Kız çocukların diri diri gömülüp;erkek çocukların hükümdarlığını sürdürdüğü iğrenç demeye utandığımız bir devirdi.Günümüze bakıyorum da aslında hiçbir şekilde ilerlememişiz.Olduğumuz yerde sekiyor,dümeni hep aynı yere kırıyormuşuz.Şu ân bile kızlara değer verilmiyor,erkek çocuklarını ise pohpohlayıp duruyoruz.Aslında bu cinayetleri yapan çocukların kendisi değil de ailesiymiş.Bunu dâhî göremiyoruz ki.Asıl katil olanlar,canavarlar onlarmış,bizlermişiz.Erkek çocuk sofra kurmasını babasından,kız çocuk biçki biçmeyi annesinden öğrenirmiş.Neymiş efendim,erkek çocukların çocukları oğlan balı;kız çocukların çocukları gül bahçesiymiş.Daha çocukken onların arasına ayrımı bizler yaptık.Aralarına mesafeyi bizler koyduk.Taşıyamayacakları yükü,kanarya misali kanatlarına yükledik,o yükün altında ezilmelerini seyrettik.Onların istedikleri kitapları okumalarına bile izin vermedik.Dini kitapların ağır dili olan o gizemli dünyaya ittik.Ya da üzerlerine çok titreyip,bizsiz yaşayamayacaklarını gösterdik.Geleceğin herhangi bir zamanına gönderdiğimiz yolcular olduğunu unuttuk.Kalplerinin bir sarhoşun sarhoşken söylediği doğrular gibi doğru olduğunu hatırlayamadık.Yalan söylemeyi,hırsızlık yapmayı,katil olmayı bizler öğrettik.Bilinçli bir anne ve baba gibi davranamadık.Pahalı kıyafetlere ihtiyaçlarının olmadıklarını göremedik.Önemli olanın ruhlarındaki çocuğun ölmemesiydi;bizler ki onları öldürdük.Çocukların Allah’ın bize vermiş olduğu birer armağan olduklarını düşünemedik.Bu yüzden hayat sınavından hep ff aldık.O kadar vicdansız olduk ki,çocuğu olmayan bir kadını:”Senin ev,yemişsiz bir ağaca benziyordur şimdi.”diyerek ağlattık.Bir kalbi böyle kolayca kırdık,şaka yoluyla.Oysa kırdığımız kalbin,Allah’ın seviyor olabileceğini akıl edemedik.Çocuklarımızı karşımıza alıp konuştuk mu hiç?Onların yerine koyabildik mi kendimizi,onlar gibi olabildik mi?Onlara yönelebildik mi,onların dilini konuştuk mu? Onların dünyasına girebildik mi?Onlara hep:”Çocuk gibi davranma!Çocuk olma!Çocuksu hareketler bunlar,bir daha görmeyeyim!”dedik.Kimimiz de daha ileri giderek dövdük.Böyle böyle ruhlarındaki çocukları öldürdük.Katil olduğumuzu hiçbir zaman göremedik.Onları oyundan,masaldan,uykudan,doğrudan,iyiden mahrum bıraktık.Şimdi yaşadığımız kaosun bizim eserimiz olduğunu bilemedik.Bunca zaman susup,susturttuk.Aşırı baskıcı,aşırı serbest,aşırı disiplinli vb.şekilde yetiştirirken bu çocukları,niçin suçu biraz kendimizde aramıyoruz?Suçlu kim?K.T(katil) mi?Bizim için yazılan kitapları okudukları için,bizim izlediklerimizi izledikleri için,,yaptıklarımızı yaptıkları için,bizim gibi oldukları için,onlara kızdığımızın farkında bile değiliz.Hatalarının aslında bize:”Senin eserinim,ben!”dediklerini anlayamadık.Yağmur misali olan çocukların, rengarenk gökkuşağı olduğunu görmeden,aynı kaba koyup;kutupları sulamaya çalıştık.Aksesuar olarak gördük,kimi zaman; vazo sanıp ateşin yakıcılığından bihaber şekilde.Sevgimizi,saygımızı belli ettiremedik.Biraz onlar gibi davransak,onların dünyalarına sığsak belki anlardık.O dünyaya girmekten hep korktuk.Eğer onların dilinden konuşup,onların dilinden yazsaydık onları daha kolay izleyebilirdik.Yapacakları hatayı önceden fark eder,otobüsü durdurup indirirdik bu hayat yolculuğundan.Hatalarını anladıkları zaman,kamerayı olduğu yerden devam tuşuna basarak devam ettirirdik kaldığımızdan yerden.Yarış atları gibi ordan oraya koşuşturduk.Ne hissederler,ne düşünürler umrumuzda olmadı.Karınları tok,ceplerinde para varsa tamamdır.Küçücuk mahsumlara,bireymiş gibi davrandık.Masallardan kurdukları hayallerini hissedemedik.Bizden farklı olduklarını tahmin edemedik.Ayrı birer edebiyat,ayrı birer hayat olduklarını sezemedik.Kalplerimize kazıyadık,oraya işleyemedik.Yazıklar olsun bize,çok yazık bize,vah bize.”

30 ARALIK 2018

İstemsizce gözyaşları akıverdi,yüzünden.Soğuk havanın yerine hissettiği tek şey,pişmanlık,öfke ve yüzünde akan sıcak diken gibi batan gözyaşlarıydı.Doğru söylüyordu yazar.Katillere kızıyordu içten içe.Hem katile hem de biz katillere…Ellerini yumruk yaparak sıktı.Daha sonra gazetedeki kızın cesedine baktı.Bakarken içindeki cızırtının ve adamın yüzündekilerini,gazetedeki kız sanki görüyordu.O da adama hayal kırıklığı ile bakıyordu.Hesap soruyordu,adeta.Şöyle diyordu:

-“Neden daha önce farkına varamadınız?Sizi asla affetmeyeceğim.Hayatımızla kumar oynadınız,yok saydınız,hor görüp görmezden geldiniz.Koca dünyaya sığdık;ama,kalbinize bizi sığdıramadınız.Diğer tüm çocuklar da kızgın ve öfkeli.Bizi çoğu zaman şeytana sattınız,oyuncağı yaptınız.Diri diri öldürdünüz.Bunu yapanları da ayakta alkışladınız.Gölgedeki tebessümüzü çalmak için,gölgemizi ezdiniz.Gökyüzündeki çakıl taşlarımızı çaldınız.Yatağımızın altına sakladığımız çocukluğumuzu vurup,sobada yaktınız.Hislerimizi, düşüncelerimizi güneşin huzmelerine sakladınız,onlara ulaşamayalım diye.Gözyaşlarımızı silmek yerine,onları toplayıp halının ipliklerine gömdünüz.Kalplerimizi, yalanlarınızla kirlettiniz. Çocukluk arkadaşlarımızı, kapının önüne süpürüp,ortadan kaldırdınız.Masallarımızı,efsanelerimizi,oyunlarımızı gözlerinizdeki tabloya kilitlediniz.Öfkemizi, şarap kadehine koyup içtiniz.Bizi,biz yapan ne varsa darma duman ettiniz.Söyleyin şimdi,sizi nasıl affedelim.”

Bankttaki adam artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Yazar hakkında

Mühteber Yılmazsoy

Mühteber Yılmazsoy

Yorum yaz