Editörün Seçtikleri Hikaye

Emirdağ Uzun Çarşı

Çocukken güzel düşlerimiz vardı.Çocuksu hayallerimiz, masum gülüşlerimiz vardı.Oyun bir yana, dünyalar bir yanaydı.Çamurdan heykellerimiz, evcilik oyunlarımız vardı.Rengarenk uçurtmalarımız, kırmızı pabuçlarımız, renkli elbiselerimiz vardı.Hayata bağlandığımız sevinçlerimiz, mutluluklarımız, umutlarımız vardı.

Bayram ve hıdırellez günlerinde kardeşimle aynı renk, aynı model elbise giyerdik.Birimize ne alınırsa diğerine de aynısı alınırdı.Herhalde birbirimizi kıskanmayalım diye.Belki de o renk, o desen onda var ben de niye yok demeyelim, diye. Zamanla büyüdükçe zevklerimiz ve renklerimiz de değişmeye başladı.Artık ikimiz de zevkimize göre giyiniyorduk.Çocuktuk yine de.

Bayramlarda her zaman arefe günü bayramlık almaya giderdik.Emirdağ’da halkın alışveriş yaptığı yer Uzun Çarşı’dır.Sağlı, sollu esnaf dükkanlarının bulunduğu küçük bir çarşı.Herkesin birbirini tanıdığı, çayını, kahvesini içtiği bir çarşı.Ayaküstü sohbetlerin yapıldığı, senin oğlan nerede , bizim kız burada diye kısa hal, hatırların sorulduğu çarşı.Bir de ayaküstü sebze pazarı sohbetlerimiz vardır.Belki ileride bununla ilgili bir yazıda anlatırım.Bu küçük caddenin diyelim sol tarafında ,meydan tarafından girersek eğer, adını çarşıdan alan Çarşı Camisi vardır.

Bu çarşıda ağırlıklı olarak manifatura ve ayakkabı dükkanlarımız vardır.Hala da öyledir.Yıllar, yılları kovaladı ben yaşlandım ama çarşı yine aynı çarşı.Esnafın yaşayanı hala yaşıyor, yaşamayanı oğluna devrediyor.Bir de meşhur kuyumcu dükkanlarımız vardır.Gurbetçileri çok olan bir ilçenin, düğünleri eksik olmaz.Altına düşkündür bizim kasaba halkı.Kolunda on bilezik, boynunda iki metre zincir, parmağında yüzük, bileğinde bileklik olunca en mutlu kadınıdır, o hane halkının ve kasabanın.Ben gümüş sevdiğim için,altın hiç tercihim olmadı.Bilen bilir.

Kaldığımız yerden devam edelim. Bu kısmı çok uzattım.Bir arefe günü rahmetli babanannemle ismimi kendinden almışım, yine Uzun Çarşı’ya gittik.Bana bayramlık ayakkabı alınacak.Çocukluk işte bir türlü beğenemezdim.Ya da bu benim mizacımdı, bunu o zaman bilmiyordum.Ayakkabıcı Ceylan’a gittiğimiz zaman raftaki bütün ayakkabıları indirtirdim.Yukarıdan aşağıya doğru bütün ayakkabı kutuları inerdi.

En sonunda hepsine bakar, beğenmezdim.Aradığım burada yok, derdim.Ben ne aradığımı biliyor muydum ki! O sırada Ayakkabıcı Ceylan’ın yüz ifadesini tahmin edersiniz herhalde.Bir gün bana “Kızım seni alan ağlasın, karaları bağlasın!” dediği gün,dün gibi aklımdadır.Beni alan ağlamadı, karaları da bağlamadı.Bu Ceylan’ın bana bu sözü neydi?Daha sonraki yıllarda o dükkana nadiren uğradığımı hatırlıyorum.Gel zaman, git zaman çocukluk da geçti gitti.Uzun Çarşı’ya gidişimde, o dükkanın önünden geçerken hafızamda bu cümleler canlanır.

Yazar hakkında

duru kurugül

duru kurugül

Yorum yaz