Hikaye

O Beni Terk ettiğinde

11 Nisan 1981

İşte büyükçe bir taş daha
Bakalım en diplerine alacak mısın
Yargılayan, neden der gibi bakan

Beni kendisiyle tartıp kendini ağırdan satan
Farklıyız elbette, işte farkı bul buradan

Aynı yerde, aynı cins bitkiydik seninle
Daha minicikken, dallarımız yokken
Bakardık birbirimize, güneşin doğduğu yöne

Yedi kuşaktır buralardaydık
Birbirimizi görürdük fark etmeden yaşardık
Ne birbirimizden üstünlüğümüz vardı
Ne de bunun farkındaydık
Ta ki sam yeli esene dek…

Samyeli estiğinde kuytuda kalmıştın
Savruluşuma tanık olmuştun
Bense rüzgârın götürdüğü yere gidiyordum
Karanlık gecenin ortasında, ıssız, taşlı tepede
O beni terk ettiğinde
Ne suyum, ne toprağım aklıma geldi
Yok olmak istemiyordum sadece

Bulunduğum yere kök saldım
Daha aşağılara
Yerin dibine geçtim suyu istediğimde

Buralar da böyle
Irmaktan beslenmek nerde
Yerin dibine geçmek nerde
Çiçeklerimiz olurdu belki o yerde
Burada çiçek açmak nerde
Renk değiştirmek gerek, artık tam sırasıdır
Yoksa rengim için biri beni kopartır

Yeşil yaprakları olurdu bizim aslımızın
Yok öyle hayalim bile
Ara sıra sırf yok olmayayım diye
Kendim soldurdum filizlerimi
Kaktüsler bana ‘sen kimsin’ der gibi bakar
Tabiatı bu, güneş kavururcasına yakar
Su var mı buralarda, arada yoklansan
Hemen vazgeçmek gerek kararından
Su olsa diğerleri onu zaten kaparlar
Kolay değil tabi herkesin ihtiyacı var

Bir gül dalıysam bile anlatamazdım
Hatta bilseler bu özelliğimi
Kesinlikle zararlı çıkardım
Ne ağıt yaktım savuran rüzgâra
Ne sadıkça dost kaldım yurduma
Dedim ya filizlerimi soldurdum

Yıllar sonra rüzgâr ters eser diye
Fıtratımı bozmadan yaşamaya ant içtim
Toprağa sarılarak sımsıkı
Rüzgârın yön değiştirmesini bekledim
Bir sevenin kendini sevdiğine saklaması gibi
Sakladım kendime kendimi…

İşte sonunda bu taşı da denize fırlattım

20 Nisan
Böyle işte
Fırsat buldukça dertleşiyoruz denizle
Geciksem küsüyor herhalde
Duruyor sessizce, kımıldamadan öylesine
Arada coşuyor, anlıyor belki de

Sende deli dalgalar varsa
Bende de deli hayaller var
Sende inci, cevher varsa
Bende kıymetini bilecek vefa

03 Mayıs

Yeni bir başlangıcım var artık yeni
Denizle konuştuğumu biri duysa güler mi
Sır verdim, kimseye söylemeyecek
Kendi isteğimle saçlarım kesilecek
Ben istiyorum, ben biliyorum
Kendi kararlarımı kendim veriyorum
Deniz sen de dalga dalga taşma
Ben büyüdüm artık, bana karışma

06 Haziran

Çırak değil berberin kendisi
Upuzun saçlarımı aldı eline
Islattı
Dalgaların damlaları serpiştirmesi gibi
Çamaşır mandalıyla önlüğü tutturdu
Bıraktı
Diğer müşterilere baktı

Gitti geldi
Arada bir karıştırdı, camı açtı
İçeriye rüzgâr doldu
Islak saçlarımın kılı kıpırdamadı
Eğildi
Yüzüme baktı

Kesmeyelim saçlarını
Belki bir gün rüzgârda savrulsun istersin

Saçlarımı rüzgâra bıraktım, savrulsun gönlünce
Ayaklarımı saklıyorum, kumdan evlerin içine
Beton artıklı ayakkabı değilse bile
Dalgaların sözü geçermiş sahilde
Sır saklanmaz kumlara
Açığa çıkarır dalgalar sonra

20 Nisan 1983

Bir inci arıyorum bir inci
Bir inci olamasam da
Bir inci bulabilsem
Dalgıç olabilsem keşke
Derinlere dalabilsem
O inciyi bulup boynuma takabilsem

Küçükken okudum
‘Toprakta inci aramak beyhudedir
İnci arıyorsan gitmelisin denize’
Diyordu sanki
Seninleyim deniz
İnciyi sende bulamazsam nerde arayacağım
Deniz!
Deniz!
İçinde inciler barındıran deniz!

03 Mayıs

Birbirine aykırı gidişler ve çeşitli didinişler karanlıkta kıblenin ne tarafta olduğunu arayanların ve deniz dibinde inci arayan dalgıçların durumuna benzer.
Nitekim bir bölük insan da kıbleyi ararlar.
Bir hayale kapılıp her yana döner dururlar.
Sabah olup da Kâbe yüz gösterdi mi kimin yol yitirdiği anlaşılır. *

Aman ya Rabbi!
‘Denizde inci arayanlar’
Dedi sesin sahibi
Beni kendine çevirdi
Sanırım Kaf Dağından geldi

Deniz kabukları doldurdu ellerime
Bakakaldım yüzüne, gözlerine
Kimsenin yüzüne bakamayacak kadar hem de
Ömür boyu hasretle bakakalacağım gözlerine
Ne kadar zaman geçti, ne dedi, bilemeden
Gözlerimi gözlerinden çekemeden
Elimdekiler yerlere saçılmışken
İnci ararken, ah ben, ah ben

Utancımdan yerin dibine geçmek istiyorum
Kendimi denize bırakıyorum
Yaptığım evleri dalgalar silip süpürüyor da
Deniz dibine saklamıyor beni, her şey aleni

Gönül katresine bir inci düştü ki o inci denizlere, feleklere bile verilmemiştir.*
Diyerek gözyaşlarımı siliyor.
Sımsıkı tuttuğu deniz kabuğunu
Avuçlarıma yaklaştırdı
Çekindiğimi anladı:
Korkma, dokunmam ellerine
Gör ne saklı sedefin içinde

Hediyem sımsıkı avuçlarımda
Sanki benden parça
Bıraksam çere çöpe karışır
Bulamam bir daha
Tükeneceğim onsuz kalınca

Saçlarıma uzattı ellerini
İrkildim, geriye çekildi
Gözlerini kapadı, rüzgâra seslendi
Yön değiştirir, kokusu gelir belki

Rüzgâr esmesin, saçlarım savrulmasın
Ellerine, yüzüne, gözüne değmesin
Yokken bile dayanamıyorken
Şimdi ne yaparım yanımdayken

Uzaklardan seslendi kızlar
Leyla nerelerdesin, gidiyoruz biz

Benden sonra onu da çağırdılar
Hey Deniz, toparlan yine geliriz

Uzaklaşıyoruz birbirimizden
Gözlerimizi hiç çekmeden
Özlem dolu, daha çok eksilmiş gibi
Kalbime götürüyorum sedefli ellerimi
Biraz yatıştırır çarpıntısını belki

Deniz imiş adı Deniz
İçinde inciler barındıran Deniz
Sormadan cevap bulduğum Deniz
Ne dedikleri aklımda, ne de hediyesi
Aklımda sadece gözleri
Ağladığım günlerde
‘Aman boş verin,
gözlerinden inci mi dökülecek’ derlerdi
Deniz gözyaşlarımı elleriyle sildi

Dinmiyor nedense içimin eksikliği
Aradığım inci iken buldum Deniz’i
Bana Deniz’in hediyesi inci
Bir inci
Bir inci tanesi

Leyla…
Kendini keşfe çıkmış
Yollarda oyalanan garibin biri

10 Mayıs

Bir dur Leyla
Deli kızlar gibi
Utanmazsan hayaller kur bari
Fazla kaptırdın kendini
Neymiş, inci arıyormuş, Deniz’miş
Neyine yetmiyor koskoca deniz
Tutturmuşsun Deniz, Deniz
Profesör olacaktın hani

Dalmışken hayallere
Oturdu işte orta yere
İnci verdi bakarken gözlerime
Duydu mu yoksa dediklerimi
Yüksek sesle söyleniyordum belki
İnci ararken her şey tesadüf mü şimdi
Deniz, deniz derya gibi
Fark etti işte beni
Sen niye yöneldin bir damla gibi

Ne zaman görürüm acaba
Gözlerine bakakaldığım sevgiliyi
Yok, yok öyle demedim
Sevgili değil, bilgili, bilgili
Aklım karıştı, en iyisi dinlenmeli
Pamuklara sarılı hediyemi görmeli
Aslında geri vermeli, istemiyorum demeli
En iyisi biraz beklemeli meli meli of ya…
Yazabilirim, yapabilirim, başarabilirim
Kanatlarım çıksın istiyorum, uçabilirim

15 Haziran

Vakit ikindi
Sahilde yürümeli
Bilgili gelir belki
Acaba ne giymeli
Salkım saçak saçları örmeli

Yalınayak yürüyorum kumlarda
Dalgalar yanımda, dedikleri aklımda

Ayak izlerim kumda kaybolmadan
O geliyor ardımdan
‘Talebeyim ben, talep eden
Talep eden talep ettiğini bulur’
Bu bir düstur
Rumi’yi okuyorum
İnci beyitlerini topluyorum
Seninle ben yani birbirimiz…
İnci arıyoruz ikimiz
Bakalım kim kazanacak
Hangimiz birinciyiz

Heyecandan konuşamıyorum
Deniz okuyor kitaptan, şaşırıyorum:

Sen, yoklukta bir inci bulamadıysan gayri orada ne diye inci arıyorsun?
Zan, yıllarca kendi ayağıyla koşsa burnunun direğinden ileriye geçemez (olduğu yerde sayar, durur).
Burnuna gayptan bir koku gelmedikçe söyle… Burnunun ucundan başka bir şey görebilir misin?*

Atamadım bir adım daha
Ayak izlerime basarak geldi yanıma
Deniz kabuğu doldurdu avuçlarıma
Bakamıyorum yüzüne yanaklarım kızarmasın
İnciler gözlerimden dökülmesin

Yazar hakkında

ayşe inci

ayşe inci

Yorum yaz