Editörün Seçtikleri Hikaye

Kum Fırtınası

Kum Fırtınası

Duvara dayanmış bedeni buz kesilmiş, sıcaklığı artmış, gözleri pörtlemiş, dişleri lakırdamaya başlamıştı. Karşısındaki ismini lütfetmiş, heyecandan unutuvermişti. Kız narin gülüşünü saklayan peçesini yoklayıp serap gibi önünden akmıştı.

Kendince, sanki yıllardır bekliyordu.
Heykeli putperestlerin gözlerinde idolleşebilirdi.

Anlık esen fırtınanın uğultusuyla uyandı. Etrafına bakındı. Kızın arkasından nefes nefese koştu, aceleyle, yazdığı pusulayı eline tutuşturdu. Kız gitgide küçülüyor, bu arada elinde uçuşan kâğıdı okumaya çabalıyordu.
Sevinçliydi.

Yüreğinin kum fırtınalarında ayakta durabileceğinden emindi.
Ertesi sabah olanca yoğunluğuyla evden çıktı. Buluşma yerine doğru yürümeye başladı.
Yürüdü., dağlan, çölleri yutup vadilerin süzgeç yamaçlarını geçmiş gibi soluklandı.

Duvarın önünde oynaşan siyahlığı hemen tanıdı. Adımlarını tekrar hızla atmaya başladı. Siyahlık da yürümeye başlamıştı. Koşar adım takip ediyor, siyahlık da hızını aynı oranda arttırıyordu. Epeyce yol gittiler. Kendilerini tam bir koşturmacanın ortasında bulmuşlardı. Biri ulaştığı anda diğeri uzaklaşıyor, sonra yine ulaştığında diğeri daha uzağında duruyordu. Nihayet, duvarın sonuna geldiklerinde siyahlık hafifçe arkasına baktı. Sonra derhal geriye dönüp kendini kalabalığın içine bıraktı.

Şehrin orta yerinde yapayalnız kalmıştı.
Bakışlar üzerine çevrildiğinden ne yapacağını bilemez haldeydi.

Kabilesinin ileri gelenlerinden ihtiyarca birinin emriyle tutuklandı. Kabile meclisinin toplandığı odaya götürüldü. Şaşkınlık ile öfke karışımı atmosferdeki odaya bir süre sonra kızın temsilcileri de geldiler. Şikâyetleri açıktı; karar kabile hukukuna göre çoktan verilmişti.
Gün geçince şehir tümden sokağa taşmıştı. Geleneğe uygun olarak üzerine kocaman, beyaz bir bez parçası örtülmüş biçimde duvarın kenarına getirildi. Duvar boyunca öylece dolaştırıldı. Kabilesinin hakaretlerine, alaylarına, ithamlarına hedef oldu. Yüzünü kaldırıp da bakamayacak duruma gelene dek sürüklendi. Akşam olunca, evine hapsedildi.

Kızın odasının penceresine de aynı bezden asıldı, bir daha indirilmedi.

fırtınaların günleri sildiği güneye doğru yola çıktı, vahaların resimlediği düşleri birer ikişer kendisini terkettiler. elbiseleri kuru çöl iklimine dayanamayıp parçalandı, tepeler çöktü, derin çöl çukurları açıldı, uçsuz bucaksız bir yalnızlığa dönüştü.

kum fırtınalarının deviremediği putunu buldu, bir zamanlar onu sevdiğini düşünüp güldü, kollarını kesti, gözlerini çıkardı putunun.

bedenine giren kum tanelerini göz kapaklarından dışarı attı. onları topladı, kocaman bir savaş topu yaptı, giderek kuma batan bedenine siperler kazdı.
parmağını emdi, emdikçe özüne ulaştı.
göçükler oluşturan seslerini kaybetti, son vuruşunu yaptı ve sustu.

kum taneleri benliklerini iyice bıraktılar.
Gün bitti, gece aktı. Aradan yıllar geçti. Birgün bedevinin biri düşünde kumdan bir cesed çıkardı. Bu Hişam’ın cesediydi. Parmaklan yoktu; kolları kesik, gözleri oyuk ve içi boşalmıştı. Ve..üzerine öğle güneşi vuruyordu.

Yazar hakkında

Caner Kut

Caner Kut

Yorum yaz