Deneme Edebiyat Günlük

İçimden bihaber

Gücüm yetmiyordu, kaçmaya veya kalmaya. Çok korkutucu bir araftı zihnimin aynasında gördüğü ya da belki de çok basit bir şeydi, ne bileyim ben, zira uzun zamandır çok korkuyorum. Böyle sürekli korkutucu şeylerin dünyasında yaşadığımdan değil, çıksam dışarı, gerçekten yaşıyor olsam bak o zaman anlarım, deliler gibi korkak olmayı. O zaman kabulüm olur ama kendime oluşturduğum konfor alanından çıkmamak için ölürüm! Silah daya kafama, de ki ya çık şu döngünün içinden ya da vuracağım seni şu en çok başına dert açan lanet olası başından, olduğum yerde ağlarım, hıçkırıklarla. Çok sapık bir duyguyla deliler gibi ağlamak istediğimi biliyor muydun? Mantığımla, sahip olduğum duygulardan kaçmak yerine onları özümsersem daha iyi hissederim gibi bir fikir oluşturdum. Sanırım haklıyım. Ama konu o değil, böyle canım çikolata ister gibi, bir cam vitrinin önünde en sevdiği oyuncağı görmüş gibi ağlamak çekiyor. Off şöyle gecenin dördünde aklına düşen baklava gibi ağlamak düşüyor aklıma. Ah be olsa da yesek!

Neyse ben arafımdan bahsediyordum, korkunçluğu hakkında net bir fikrim olmayan araftan. Şu aralar içgüdülerime güvenemiyorum. Sahip olduğum araf, beni çok vahim bir biçimde sıkıştırıyor. İçinde bulunduğum her şeyi yaşamaya gücüm zerre yetmiyor, keşke bir günümü yaşamak için üç günüm olsa. Belki o zaman düzen denen tempoya yetişmeyi düşünebilirim ancak şu an bana düşen tek nasip geç kalmak. Bu kelime de bir tek bana acılar dolu soneler fısıldıyor gibi: GEÇ KALMAK. Eğer bir kâbusum kalacak olsa dünyada, kendimi açıklayacağım tek acıklı ifade, ben geç kalmayı seçerim. Bir sabah uyansam mesela kabusumdan, mesela yarın sabah. Tamam artık kalktım desem kendime şu sabah uyandığım yatağımın içindeki bitmek bilmez mahmurluğumdan, hiçbir şeye yetişemem. Bunun gerçek olmadığına öylesine eminim ki. Yüzde yüz eminim hem de. Yahu bir sürü insanın başlamadığı belki de hiç başlamayacağı hayata eğer başladıysam ben, bu varsayıma inanarak diyebilirim ki ben sadece bir ara verdim. Eğer hayatımı hiç yaşamıyorsam bile en azından biriktirerek geldim. Kendimi geliştirdim. Ne kadar miktarını beğenmesem de bir miktar yol geldim. Bu konu kendimi en çok eleştirdiğim şey. Daha neler yapabilirdin gibi bir ütopyadan kendime bağırıp duruyorum. İyi kendim hala kendimde. Aslında baksan kendim kalksa gitse kendimden kendime ayıp etmiş olmazdım.

Kimse benim için kötü cümleler kurmaz, kimsenin aklını okumuyorum öyle bir gücüm yok ama bence akıllarına bile gelmiyordur. Ben kimseye kendimi bu kadar açmadığımdan tamamen beceriksiz olsaydım bile buna benim şahit olmam kadar şahit olamazlardı. Bu arada kendimi ezmeyi, şefkatten mahrum bırakmayı hobi edinmemi bir köşeye bırakacak olursam, hayatımı yaşama kısmına geri dönmek isterim. Bir şeyleri yaşamayı reddettiğim doğrudur, o aralar hep başka odaklanmam gereken şeyler vardı, odaklanmamayı seçmeyi ihanet olarak göreceğim.

Şimdi, odak noktası tarafından terk edilmiş merceğim, artık neyi büyük neyi küçük neyi ters neyi düz göreceğimi bilemiyorum.

Peki bu reddettiğim onca duyguyu, ânı ve isimlerini bile bilmediğim şeylerin yanı sıra kendimi yaşıyormuş gibi hissettiğim şeyler olmadı mı? Birilerini kaybetme korkusu sayılmaz. Çünkü o korku, gerçekleşebilir bir kabusa bağlanmadığında eğer zihninde onları kıymetli yapacak büyüklükteyse sadece yaşamaya katkıda bulunabilir. Büyüdüğü anda veya haklı bir korkun olduğuna kendini ikna ettiğinde o seni yaşamaktan alıkoyan bir şeydir. Tamam listemden bir şeyi sileyim, başka ne var? Hayallerim var. Aa! Eveeet! Hayallerim var! Gerçekler dokunmasın diye az uğraşmadığım hayaller, sonra hayın gerçeklik geldi hayallerime çelmesini taktı ve benim pasif agresif kendimi feda edici tavırlarım devreye girdi hayallerimi korumak için. Lise hayatım daha neşeli olsaydı ve bu hayallerim olmasaydı ister miydim? Kesinlikle hayır! O yarım yamalak yaptığım mücadele öylesine güzel bir hikâye ki! Beni ayağa o kaldırdı. Sessizlik olarak belirlediğim ömrümün ilk fısıltısı! Eğer şimdi yatağımdan çıkmaya korkarken bile beni dünyaya gitmeye umutlanmaya itiyorsa bir şey, bu odur. Kendimi ilk defa öyle pısırık görmedim. Hayallerim elimden tutunca ilk defa güçlüydüm. Ya da dur doğru tabir güçlü olmak değil. Bir dizide duymuştum “bir korkağa göre fazla cesursun” evet işte bu. Beni o an için tanımlayan buydu. Ben bir korkağa göre fazla cesurdum. Korkmamak seçenek değildi. Peki bu kötü bir şey miydi? Pek sayılmaz. Aslında ben çok ufak tefek şeylerle çok büyük duygular yaşadım. Birçoğunun ulaşamadığı orta seviye bir hayatı, öylesine büyülü geçirdim ki. Çılgınlık diye tanımladığım öylesine basit şeyler var ki duysan ne de gülersin! Önemli olan hissetmek değil miydi? Kalbinin bir A4 ün karşısında güp güp atması, korkuyla değil, heyecanla, bir kitaba dokunmanın verdiği huzuru, gecemi kütüphanede geçirmenin bana verdiği mutluluğu başka şeylere değişecek değilim. Biraz daha fazlasını istiyorum sadece. Hayatımı yaşamak kavramını genişletmeyi. Galiba durum hikayesi yazan modumu olay hikayelerine de göz kırpan bir hale getirmek istiyorum. 9 yaşımdayken ilk roman yazma deneyimimde “daha fazlaca kelime bilmem gerekli” diyerek açığa çıkardığım analizimi yeterince ilerletmesem bile hiç fena olmayan bir noktaya getirdiğimi düşünüyorum. Artık ikinci kritiğime yeni bir bakış açısı katmamın zamanı geldi gibi: “daha fazla diyalog yazmayı öğrenmek için insanlarla konuşmalıyım” dışarıda olmalıyım sanırım bunun bencesi. İnsanların kurabildiği farklı cümlelere şahit olabilmeliyim, diğer bir deyişle artık esiri olmaktan çok seyredeni olmalıyım. Almak istediğim kelimeler benle gelmeli, almak istemediklerim karşıma çıkarsa diye korkmamalıyım, en azından bu denli. Yoksa kalmak çok büyük bir kâbus olacak.

Kaçma fikrine gelecek olursam, kontrolü sağlayamadığım her şeyden kaçmak çok ideal bir fikir gibi görünse de bir gerçekten kaçamazsın, maalesef başını alıp gidince başın da seninle gelir. İkinci olarak da ya ama lütfen, önündeki her zamanki bölüm canavarlarından korkan ben yeni bir oyunun içine düşebilir miyim? Aman ya Rabbim! Bundan nasıl da korkarım? İşte beni durum hikayesi arzularken bundan görebilirsin. Bir olay hikayesi yazarken Tolstoy’un tabiriyle ya senin bir yere gitmen gerekir veyahut birileri senin şehrine gelmelidir. Ben gidemiyorum, pek gelen de yok gibi. Gelse bile yeterince korkarsam onun varlığını kendi şehrimden kovabilirim.

O zaman belki de biraz kaçmanın bir yolunu bulmam gerekir, kalmak için gerekli olan gücü toplamak için. Bu sonuca ulaştığım için mutluyum, lisede defterime “gitmek mi kalmak mı bir karar versek olaydan olaya bir daha değiştirmesek olmuyor mu?” yazmıştım, yıllar sonunda cevabımı buldum: Kalabilecek kadar kaçmak!

Peki bunu başarabilir miyim? Sanırım evet. Dün sorsaydın sana depresyon övebilirdim, böyle sonsuza dek dinlenme ve insanlardan tamamen uzakta durma hayali kurduğumu hem de bunu pandemi döneminde yaptığımı söylerdim. Zaten kimseyi doğru düzgün göremezken. Bu arada eğer zamanı durdurabilseydim durdururdum. Keşke oyun olsaydı yaşamak!

Kalabilecek kadar kaçmayı başarabilir miyim? Biraz yüzleşip biraz dinlenmek için kaçıp tekrar dönüp yüzleşmek gibi bir plan yapabilir miyim? Bu soruya cevabım niye evet biliyor musun? Bugün değişik bir şey oldu. Bugün bir film izledim. Filmden etkilendiğim için olmadı, öyle iki saatlik bir şeyi izleyip gaza gelmedim, yanlış anlaşılmak istemem. Farklı bir film izledim, içindeki bir repliği internette görmüştüm. Hislerime dokunacak bir film olduğu aşikardı. Ve ben bunu yapabileceğime inanmıyordum.

Dur şunu doğru düzgün anlatayım. Bu aralar, bir süredir sahip olduğum kaygılar anasının gözüne yükseldiler. Yeni bir şey izleme fobisine sahip olmuştum bir süre önce. İzleyeceğin yeni bir şeyde ne olacağını bilemezsin, içindeki garip endişeli şeyin endişelendiği bir yere denk gelebilir bir şeyler. Birden gücünü toplaman gerekebilir, birden ayakta sallanarak zar zor durmak için bile daha fazlasına ihtiyaç duyabilirsin.  Tahmin edemeyebilirsin neler olacağını ve bu benim için çok korkutucu, çünkü günlük hayatımı idame ettirmek için enerji toplamakta zorlanıyorum. Bir de kendi başıma bir film açıp bir diziye bakıp bela mı alayım? Engelleyebildiğim tahmin ettiğim gibi gitmeme ihtimali olan şeyleri engelliyorum; otobüse yetişememe riskim varsa otobüse koşmadan yenilgiyi kabul ediyorum ve vazgeçiyorum o otobüsten mesela. Eğer vazgeçmem dahilinde biteceğini, içimde de dışarıda bitebileceği gibi bitebileceğini, bilsem bütün hayallerimin adımlarından da vazgeçerim; çünkü riskliler. Bilmediğim bir şey daha başıma gelmesin derdine yakalandım 20li yaşlarımda. Sanki bir şey bilmeye yeni başlamamışım ve daha bilmem gereken milyonlarca şey yokmuş gibi. İşte bu kendimi devam etmeye motive edemememin sonucu olarak bir şey izleyeceğim zaman daha önceden izlediğim bir şeye bakmak bana daha ideal geldi. Geçmişe takılı kalmam gibi. Sonunu bildiğim hikayelerin peşinde koşturdum, resmen kendisine para verdiğim dizi/film platformu benim kâbusum oldu. Öneride bulunmasına bile tahammül edemiyordum, ama bugün o film açmayı düşündüğüm anda kalbimden boğazıma gelen beni boğmaya çalışan kaygımı dinlemedim. Evet! Bir film izledim! Benim hislerime erişebilme, damarıma basabilme ihtimali olan bir şeye bile bile tıkladım! Kâbusuma denk gelebilme ihtimalinin karşısına dikildim ve dedim ki: “Kâbusum da nostaljiyi hak ediyor, eskileri yad etmek onun da hakkı!” ve kabusuma acı çekme hakkı verdim. Yeni bir şey yaptım ve bu his çok hoşuma gitti, bu beni birden değiştirmez, yine aşırı yorgun hissediyorum, çok fena uyuyasım var ama bu çok güzel bir başlangıç. Çünkü küçük bir adım attım ve gitmekten mutluyum, son zamanlarda sahip olduğum normalim bu hissi pek desteklemiyor. Bir okyanusa yürüyerek açılır gibiyim, attığım her adım daha uzak dinlenebileceğim yerden ve gittikçe kaybolma veya boğulma riskim artıyor. Bu arada yüzmeyi de bilmiyorum.

Bu arada bu yazı da çok büyük bir başlangıç, çünkü birkaç seferdir yazdığım yazıları bitiremiyorum. Gücüm yetmiyor. Anlatmaya veya atlatmaya. Bu defa başarılı oldum diyebiliriz.

SON

(En azından şimdi diyebiliriz, bak gördün mü sonu var.)

Yazar hakkında

Rumeysa Kaya

Rumeysa Kaya

İyi insanlar unutmasaydı bilimi!
Başımdadır şairlerin kelimesizliğinden vahimi
Sesimden çok azaltamayınca gülümsememi
Umudu haykırmak zorundadır, fizikçinin kalemi.

Yorum yaz