Gündem

İslamoğlu Allah’ın hikmetine sınır çizebilir mi?

vyEahUvH1Eeyen46qnhtAslında Mustafa İslamoğlu’nun Kur’an’daki sayısal mesajlarla ilgili ikircikli bir dili var. Şöyle anlatayım: İslamoğlu, aslında Kur’an’daki sayısallığı işine geldiğinde seviyor. İşine gelmediği yerde düşmanı kesiliyor. Mesela: Anlatacağı bir ayette üzerinde durulmaya değer bulduğu bir kelimeyi, kavramı veya ismi, Kur’an’ın her yerinde sayıp, o sayılardan bir tesbit çıkarmayı seviyor. Bunun derslerinde çok nümunesi var.

el-Ehad ismini anlattığı Esmaü’l-Hüsna dersini hatırlıyorum mesela. Yanlış anımsamıyorsam, 43 kere farklı bağlamda, bir kere de Allah’a nisbetle ‘Ehad’ kelimesinin kullanıldığını, bunu da Ehad’ın manası bağlamında çok manidar bulduğunu o dersinde anlatıyordu. Bunun dışında, neredeyse her dersinde, Kur’an’da geçen bir kelimenin nerelerde, kaç kere geçtiği üzerinden yapılan çıkarımları var. Yani ebced/cifiri hurafe olarak gören İslamoğlu, Kur’an’daki elfaz-ı mübarekenin tekrar sayısını ise, aksine, gayet hikmetli buluyor diyebiliriz. Beyanları bu sözümüzü doğrular.

Elbette, Kamer sûresinde geçtiği şekilde, Cenab-ı Hakkın ‘herşeyi bir ölçü ile yarattığını/indirdiğini’ biliyorum ve iman ediyorum. Bu yüzden Kur’an’daki kelimelerin tekrar sayısını da molekül formüllerindeki rakamlar kadar önemsiyorum. Orada matematiksel formüllerle ifadesini bulan hikmetin, nizamın ve cemalin burada da izlerinin görüleceğine inanıyorum.

Hatta mushaftaki sûre sayısının, o sûrelerdeki ayet sayısının, o ayetlerdeki kelime sayısının, o kelimelerdeki harf sayısının da ayrıca hikmetli olduğunu düşünüyorum. Kainatına bakıyorum çünkü. Orada hikmetsiz hiçbirşey yok. Zerrelerden tut yıldızlara kadar her yarattığında bir hikmet var Allah’ın. Bir uyum var. Bir tasarım var. Bir sanat var. Hepsini en ince detaylarına kadar saran bir ‘ölçülülük hakikati’ var. Mürşidim de bir yerde bu ölçülülük üzerinden yaptığı okumayı kendisine delil olarak kullanıyor:

“Meselâ, nasıl ki iki elin ve iki ayağın parmakları, âsabları, kemikleri, hattâ hüceyratları, mesâmatları hesapça birbirine tevafuk ederler. Öyle de, bu ağaç, bu baharda ve geçen bahardaki çiçek, yaprak, meyvece tevafuk ettiği gibi, bu baharda dahi az bir farkla geçen bahara tevafuk ve istikbal baharları dahi mâzi baharlarına, ihtiyar ve irade-i İlâhiyeyi gösteren sırlı ve az farkla muvafakatleri, Sâni-i Hakîm-i Zülcemâlin vahdetini gösteren kuvvetli bir şahid-i vahdâniyettir.

İşte madem bu tevafuk-u cifrî ve ebcedî, bir kanun-u ilmî ve bir düstur-u riyazî ve bir namus-u fıtrî ve bir usul-ü edebî ve bir anahtar-ı gaybî oluyor. Elbette, menba-ı ulûm ve maden-i esrar ve fıtratın tercüman-ı âyât-ı tekviniyesi ve edebiyatın mu’cize-i kübrâsı ve lisanü’l-gayb olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, o kanun-u tevafukîyi, işârâtında istihdam, istimal etmesi i’câzının muktezasıdır.”

Elbette, böylesine kuşatıcı bir hikmet ve o hikmet sahibi, bana şunu düşündürüyor ve yazdırıyor: Kainat böyle lebaleb hikmet ile doluysa Allah’ın vahyindeki hiçbirşey de hikmetsiz olamaz. Yani yaptığı herşeyi hikmetle yapmak Allah’ın şanındandır. Bu, kainat kitabında da böyledir, Kur’an kitabında da. Âlemin zerrelerine varıncaya kadar da böyledir, Kur’an harflerine varıncaya kadar da…

Allah selamet versin, Prof. Dr. Niyazi Beki Hoca’nın bir güzel çalışması var, Kur’an’daki bazı hikmetli tekrarlara dair. Ondan bir miktar paylaşımda bulunmak istiyorum:

Şeytan ve melek kelimelerini 88’er kez geçiyor Kur’an’da. Ahiret ve dünya kelimesi de, yine eşit miktarda, 115’er kez. Soğuk ve sıcak kelimeleri de 6’ar kez geçiyor. İyiler kelimesi, kötüler kelimesinin tam iki misli sayıda; iyiler 6, kötüler 3 kez geçiyor. Kur’an’da cennet kelimesi 78, cehennem kelimesi ise 77 kez geçmekte. Resul kelimesi ise 513 kez geçiyor, fakat ne tevafuktur, Kur’an’da geçen Resullerin isimlerinin tekrar sayısının toplamı da 513.  İçki ve sarhoşluk kelimeleri de yine eşit sayıda 6’şar kez geçiyor Kur’an’da. Zekat ve bereket kelimelerinin geçiş sayısı da yine eşit, 32’kez.

Daha neler neler. İlgili çalışmasında Niyazi Hoca ayet ayet bu kelimelerin geçtiği yerleri de belirtmiş. Allah razı olsun. Yani görüyorsunuz ya, bu açıdan bakınca, reddedilmeyecek bir ölçülülük/matematiksellik var Kur’an’da.

İlginç olansa şu: Kelimeler bazında bu matematikselliği kullanan, derslerinde anlatan ve mutlulukla oradan çıkarımlar yapan İslamoğlu, oradan harflere geçildiğinde bu tür çıkarımları topyekun reddediyor. Ve diyor ki: “Başta ebced/cifir olmak üzere harf ve rakamlar üzerinden Kur’an’ı konuşturmak, kitaba uymak değil, kitabına uydurmakla neticelenen bir hurafe ve tahrif yöntemidir.

Tabii insan sormadan edemiyor: Allah’ın hikmet musluğunun vanası senin elinde mi İslamoğlu? Nasıl kelimelere kadar indiğini kabul ettiğin ve derslerinde kullandığın halde, iş harflere geldi mi vanayı kapatıp “Burada böyle birşey yok!” diyebiliyorsun? Allah’ın kudreti sûrelere, ayetlere, kelimelere o kadar sır yükledikten sonra, hâşâ, sıra harflere gelince gücü biter mi? Oradan ileriye hikmet gitmez mi? Senin koca(!) aklın böyle mi takdir ediyor?

İşte, ben biraz da bu yüzden, sözde Kur’an Müslümanlığı taslayanların yaptıklarına ‘Allah’ı takdis sûretinde sınırlandırmak’ diyorum. Bakınız, Kamer sûresi beyanınca ölçülülüğü reddemeyecek, reddetse zaten bu dinde kalamayacak olan İslamoğlu, nasıl da keyfine göre ve aklına sığmayınca harflerden ve onlarla yapılacak rakamsal bir çıkarımdan sapkınlık suçlaması üretiyor.

Ne güzel meslek bu böyle! Allah’ın esmasının ve onların tecelliyatının sınır çizgileri de zat-ı mübarekin elinde demek. Dilediği yerde yol veriyor. Dilediği yerde kesiyor. Sen hem öyle, hem böyle yaparsın da, sana kolundan tutup, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” demezler mi? Gerçi ne diyeceksin? “Allah herşeyi bilmez!” diyen Bayındır’ı “Abdülaziz Hocayı çakalların önüne atmayın, o değerli bir ilim adamıdır…”  diye koruyan sen değil miydin? Al bir sınırlamacıyı, vur ötekine. O ilmine sınır koyar, sen hikmetine. Geçinir gidersiniz böyle.

Yazar hakkında

Ahmet Ay

Ahmet Ay

Yorum yaz