Editörün Seçtikleri Genel Röportaj

Raşid Duran: Söyleyene değil, söylenene bakmak gerek.

 

Yazarımız Raşit Duran 2020 yılının Ekim ayında Bir Şehrin Seması isimli ilk kitabıyla okurlarının karşısına çıkmıştı. İki ay sonra İnsanlardan Bir İnsan kitabıyla tekrar göründü.Kısa süre önce de Kendime Derslerim isimli kitabını yayımladı. Kitapların üçü de KDY yayınlarından yayımlandı. Biz de bu vesileyle kendisiyle söyleştik.

Hiçbişey: Bir yıla sığan üç kitap. Birçok insan için sürpriz oldu. Sizi biraz daha yakından tanısak.

Raşid Duran:1959 yılında Denizli’nin Alikurt köyünde, dar gelirli bir ailede dünyaya geldim. Altı kardeşin üçüncüsüyüm. İlkokulu köyümde, ortaokulu bugün ilçe olan Bozkurt’ta, liseyi Denizli Ticaret Lisesinde okudum. Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi (1982) mezunuyum. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünde eğitim hayatımı sürdürdüm. Bankacılık ve değişik sektörlerde çalışarak 2008’de emekli oldum. Evli, üç çocuk babasıyım.

Kitaplar için, bir yılda değil, 30+1 desek daha gerçekçi olur. 30 okuma, 1 yıl da yazma ameliyesi. Yazmak, zihinsel planda hazır olunca, gerisi kolay oluyor. Okumadan yazmak, pek mümkün görünmüyor.

Hiçbişey: Ne zaman yazmaya başladınız? Sizi yazmaya sevk eden şey neydi?

Raşid Duran:Köyde doğup büyümenin dezavantajları pek çoktur. Hele bu, 1960’lı yılların köyü olursa. Elektriğin bile 70’li yılların ortalarına yakın bir zamanda geldiği bir yerde okuyacak materyale ulaşmak, takdir edersiniz ki zordur.  İlkokulun hemen yanındaki asfalttan nadiren gelip geçen arabalardan bazen bize okunmuş gazete atarlardı. Biz de sevinçle alır, ertesi günü okulda –varsa- şehrimizle ilgi toplumsal anlamda olayları konu eden haberleri okurduk. Bırakın kitapları, günlük gazete okumak bile bizim için hem lüks hem hayaldi. Bu durum, liseye girinceye, şehre ininceye kadar devam etti.

Ama okuma ve yazma merakım ortaokul yıllarında başladı. Özellikle okumaya karşı içimde aşırı bir istek vardı. İlkokulda çizimlerim de güzeldi. Yaptığım her resmi öğretmenim duvara asardı. Lisede iken sınıfımızın duvar gazetesini çıkarır, orada da yazılar yazardım. Fakat, ilginçtir, lisede Kompozisyon dersinden yapılan sınavda öğretmenimiz, “unutamadığınız bir anınızı yazın” deyince, ben, çenemde iz bırakan yaşanmış bir olayın hikâyesini yazmıştım. Ama maalesef hocamız, beni, kopya çekmekle itham etti.Tuhaf değil mi? Kompozisyondan kopya çekmek! Nasıl olabilir diye sorgulayamadım bile. Beceriyi körelten bir eğitimci (!) tavrı, davranışı ve tutumu!Bunu hiç unutmadım. Ama bu olay beni durdurmadı. Tam tersine tetikledi.

Beni yazmaya sevk eden asıl şey, babama yazdığım mektuplardır. Rahmetli babam 70’li yılların başında Almanya’ya işçi olarak gitti. Annem okuma yazması olmayan bir kadındı. Almanya’da kaldığı sürede, mektupların takibi bana aitti. Babamdan gelen mektupları alır, anneme okur, cevap olarak o söyler ben de yazardım. Yazma işi bitince tekrar anneme okur, ilave ve eksiltme varsa onu yaptıktan sonra zarfa koyardım. Sonra da gönderirdim. Bu okuma ve yazma işlemi yıllarca devam etti. İşte bu olay bana, ciddi anlamda bir yazma merakı ve becerisi kazandırdı. Fakat bugün pişman olduğum bir şey varsa, o da, mektupları saklamamış olmam. O mektuplar, hal hatır sormanın çok ötesinde bir belge niteliğindeydi.

Lise sona gelmiştik. Bir gün babama dedik ki, “bizi Almanya’ya götür.” Cevabı, “hippi olursunuz” oldu. Haklıydı. Götürse, milli ve manevi yönden sahip çıkamama endişesi vardı. Nitekim o dönemde köyümüzden Almanya’ya giden bizim kuşaktan gençler, kendileri olmaktan çıktılar, artık bir daha kendilerine, özüne dönemediler.

Bir başka şey de, okuyup faydalı bulduğum şeyleri yazdığım bir defterim vardı. Hem okuyor hem de yazıyordum.

Özellikle evlendikten sonra, okuma ve yazma işlemi daha da ivme kazandı. Akşamları belli bir saatten sonra mutlaka okurdum. Bir de şöyle bir alışkanlığın vardı. Okumaya başladığım kitabı mümkün olan en kısa sürede (kitabın anlatımından kopmadan) bitirmeye çalışırdım.

Okuma konusunda takip ettiğim amaçtan birisi de, çocuklarımın beni okurken görmelerini istemek. Bunun ilerleyen yıllarda çok faydasını gördüm. Onlar da okuma merakı uyandı ve okumaya başladılar.

Yazma işlemi, okumanın belli bir aşamaya gelmesiyle başlamış oldu. Aile fertleri, “madem bu kadar okuyorsun, artık yaz” demesiyle, vira bismillah dedim. Bu anlamda onlara müteşekkirim. Cesareti ve enerjiyi onlardan aldım. Ancak şunu da itiraf edeyim ki, “kitap yazıyorum” demek, benim için büyük iddia olur. Benimkisi amatörce denemeler. Faydalı şeyleri paylaşmak. Takdir okuyucundur.

Hiçbişey: Yazılarınızda Mevlana’dan Yunus Emre’ye Sadi-i Şirazi’den Bediüzzaman’a kadar birçok yazara, şaire gönderme var. Sizi en çok etkileyen yazarlar, şairler kimlerdi?

Raşid Duran:Öncelik kendi kaynaklarımızda. Zira Batı’dan geldiğini zannettiğimiz pek çok şey bizde –fazlasıyla- mevcut. Yeter ki, farkında olalım, araştıralım, bulalım. Bulanlar, arayanlardır derler. Batı Mevlana ve Yunus’dan alıntılar yaparken biz, onlara nasıl müstağni kalabiliriz?Doğudan batıya etkileyici her sözün, her şiirin, her kitabın sahibine aynı gözle bakarım. Söyleyene değil,söze bakmak gerek. Bediüzzaman’ın bu anlamda ilginç tespit ve değerlendirmeleri var. Her biri bir ölçü, bir kriter mesabesinde. Mesela bunlardan birisi, “fani ve fena bir adamın baki ve güzel bir sözü var” diyor. Hikmete sahip çıkmak, bulduğu yerde almak.

Hiçbişey: Denizli’de yaşıyorsunuz. Medyanın merkezi İstanbul’a hayli uzaksınız. Bu sizinasıl etkiliyor?

Raşid Duran:Âşığa Bağdat yakındır. Hele dijital çağda. Ata atlayıp Bağdat’a gitmenize lüzum yok. Bir tuşla Çin’e Maçin’e gitmek mümkün hale geldi. Zaman ve mekân parmakların ucunda.Kendi yaşadığımız beldenin, şehrin imkânları nispetinde medyaya ulaşmaya çalışıyoruz.  Öyle aşırı etkilediğini söyleyemem. İstanbul’a gidemiyorsak, İstanbul’u önümüze getirmenin çaresini bulabilmeliyiz. Elektronik ortamda ulaşım ve iletişimin imkânlarından sonuna kadar yararlanmalıyız. Tanış olmak, işi kolay kılmaktır.

Hiçbişey: Bir Şehrin Seması ilk kitabınız. Kitabın konusundan biraz bahseder misiniz?

Raşid Duran:Bir Şehrin Seması, inançlarından ve düşüncelerinden ötürü başta Bediüzzaman olmak üzere, (Denizli’de) hapse atılmış insanlardan bahseden bir kitapçık. 1920’li, 30’lu, 40’lı yıllardaki Türkiye’nin ekonomik, toplumsal, siyasal manzarası. Yersiz, temelsiz korkuların, haksız hukuksuz cezaların hikâyesi. Hürriyet ve adaletin keyfe feda edilmesi.

Hiçbişey: Bu kitabı yazmakla neyi amaçladınız?

Raşid Duran:En önemli amaç, hürriyet ve adaletin ehemmiyetini nazara vermek. “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyen bir insanın bunu hayatıyla ortaya koyabileceğini göstermek. Adaletin,  aileden devlete mülkün temeli olduğu gerçeğini dile getirmek.

Hiçbişey: İkinci kitabınız İnsanlardan Bir İnsan. Kitabın konusundan biraz bahseder misiniz?

Raşid Duran:İnsanlardan Bir İnsan kitabı, doğup büyüdüğüm köyümü, köy hayatını anlattığım bir kitapçık. Hem köyüme karşı bir vefa borcu. Sonraki kuşaklara kısmen de olsa köyümüzle, köy hayatıyla ilgili birinci elden bilgi bırakmak. Ayrıca, başta kendi çocuklarım olmak üzere, köyü ve köy hayatını bilmeyenlere de bir anı bırakmak. Köy ismini duyunca, burnunu kıvıran insanlara, aslında tanımadıkları, bilmedikleri köyü ve köylüyü anlatmaktı amacım. O zamanlar, pek çok mahrumiyeti olsa da köylü olmaktan asla hicap duymuyorum. Bilakis, böyle bir hayat yaşadığım için seviniyorum. Köy hayatından, köylülerden çok şey öğrendim.

Hiçbişey: Bu kitabı yazmakla neyi amaçladınız?

Raşid Duran:Öncelikle köyüme olan vefa borcumu ödemek. İkincisi köyümü, köylüyü tanımayanlara tanıtmak. Tarihe bir not bırakmak.

Hiçbişey: Üçüncü kitabınız Kendime Derslerim. Kitabın konusundan biraz bahsedermisiniz?

Raşid Duran:Kendime Derslerim, adı üstünde, fazlasıyla kendi kaynaklarımızda bulunan, tarihe mal olmuş olayların dili ile bize verilen mesajı-dersleri okuyucu ile paylaşmak. Şimdilerde, bu kitabın devamı niteliğinde, Muhabbet Olsun & Çağrışımlar isimli bir kitap üzerinde çalışıyorum. Muhabbetin, sevginin eksikliğini iliklerimizde hissettiğimiz şu zamanda iyi geleceğine inanıyorum. “Eksikliğini hissettiğimiz neyse, ihtiyaç odur” düşüncesiyle başladım. Ülke, bölge ve dünya olarak sulha, sükûna, barışa, huzura, mutluluğa muhtacız. Bunu da kelamı, selam olan bir öğretinin takipçileri gerçekleştirebilir. Ama bunun farkında iseler.

Hiçbişey: Bu kitabı yazmakla neyi amaçladınız?

Raşid Duran:Kendime Derslerim’i yazmaktaki amacım  ile elin ve dilin kirlendiği bir zaman diliminde, bu kitapta anlatılan olaylar ile nezaket ve nezahet çerçevesinde insanlarla iletişim ve diyaloğun kurulabileceğini, bunun mümkün olduğunu anlatmaya çalışmak.Temiz birey, temiz toplum, temiz iletişim, temiz diyaloga dikkat çekmek. Yaşanmış olaylarla. Dersler çıkararak.

Hiçbişey: Türkiye’de maalesef kitaba ilgi az. Okurun sizin kitaplara ilgisi nasıl? Beklediğiniz ilgiyi gördünüz mü?

Raşid Duran: Doğrusunu söylemem gerekirse, beklediğim ilgiyi göremedim. Ama öyle bir beklentim de yoktu. Kitabın çok, okurun az olduğu bir ülkede, benim amatörce yazdığım kitabın ilgi görmemesi normaldir. Benim için sürpriz olmadı, hiç şaşırmadım. Marifet iltifata tabidir. Gün gelir iltifat edenler çoğalır diye düşünüyorum.

Hiçbişey: Hiçbişey sitesinde yazılarınızı yayımlamaya devam ediyorsunuz. Bunları dakitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

Raşid Duran: Evet, belli bir hacme ulaşınca, onları da kitaplaştırarak okuyucu ile paylaşmak istiyorum.

Hiçbişey:Uzun süredir Özgürlükler bağlamında Bediüzzaman ve Gandi gibi liderler hakkında çalışmalar yapıyorsunuz. Bunları yayımlamayı düşünüyor musunuz?

Raşid Duran: Üzerinde uzun zamandır çalıştığım bir kitap var. Adı,Özgürlük Üçgeni. Gandi, Bediüzzaman ve Mandele’nın verdikleri hürriyet mücadelesi. Üç ayrı kıtadan, üç ayrı dinden, üç ayrı etnik kökenden üç insan. Özgürlük mücadelesinde bu üç insanın pek çok ortak özellik, ortak eylem ve söylemine dikkat çekmek. Bu özgürlük mücadelesinde bizim için önemli dersler var. Bu üç insanın, olmazsa olmazları, kırmızı çizgileri var. Ufuk açıcı tespitler.

Hiçbişey: Okurlar kitaplarınızı nereden temin edebilir?

Raşid Duran: www.kitapyurdu.cominternet üzerinden temin edilebilir.

Hiçbişey: Başarılarınızın devamını diliyoruz.

Raşid Duran: Söyleşi ve ilginiz için teşekkür ederim.

Bir Şehrin Seması

Bir şehrin semâsı ve o semâda parlayan yıldızlar…
Denizli semâsının yıldızlar geçidine şahitlik ettiği o yıllar, nur ile zulmetin, zulüm ile adaletin, imanla küfrün amansız mücadelesine sahne olmuştu. İsimleri veya hikayeleri bilinmeyen birçok kahraman da bu mücadele yer almıştı.
Amacımız kronolojik bir tarih çalışması yapmak veya roman yazmak değildir. Masal anlatmak hiç değil. Fakat bunların hepsini kapsayacak tarzda bir gerçeği hikâye etmek, hayalen olayın yaşandığı zaman dilimine gitmek, o kudsî mücadeleye tanıklık etmek, o nurlu manzaraları seyretmek, o kahramanların hissi- yatıyla mütehassıs olmak, o meçhûl yıldızların ışığından istifade etmek, şevk ve ibret almaktır.
Gayret bizden, tevfik Allah’tan!

Kendime Derslerim

İnsan, başkalarına ders vermek yerine önce ve öncelikle kendine ders vermeli ya da kendisi ders almalıdır. Zira olabilir ki, sözlerini mihenge vuran, sigaya çeken bir Molla Kasım çıkagelir.Büyük dediğimiz insanları büyük yapan, onlara, bizim “Büyük İnsan!” dememiz değildir. Büyük ismine lâyık ne kadar büyük insan varsa, dikkat edilirse, sözlerini gizli veya açık evvelâ kendilerine söylemişlerdir. Meselâ, dersine “Bil ey nefsim!” diye başlayan Bediüzzaman gibi. Yunus Emre’nin de kendisi için “Miskin Yunus der, Derviş Yunus der” demesi, öğütleri önce kendisine verdiğine dikkat çekmek için olsa gerektir. Büyük insanlar aynı zamanda, yaşadıkları olaylardan aldıkları ders ve ibretlerin, hayatlarının sonuna kadar kendilerine fayda getirecek çok değerli tecrübeler olduğunu farkındadırlar. Çıkardıkları dersleri ve edindikleri tecrübeleri öncelikli olarak kendi nefislerinde yaşama konusunda samimi ve gayretlidirler. Onlar için her iş, her oluş, her insan önemli bir ibret vesilesidir, Hafız-ı Şirazi’nin de dediği gibi; “Uyanık olanların gözünde, her ağaç yaprağı bir marifet defteridir.”

İnsanlardan Bir İnsan

Bir otobiyografi niteliği de taşıyan bu kitap, “insanlardan bir insan”ın hikayesini anlatıyor. Sıradan olduğu kadar özel, basit olduğu kadar karmaşık, olağan olduğu kadar olağanüstü bir hikaye. Hayatın acısıyla tatlısının, sevinciyle hüznünün, talihiyle talihsizliğinin içiçe olduğu; herkes kadar ağlanılan herkes kadar gülünen, herkes kadar yaşanılan bir hayat hikayesi. Şüphesiz her insanın sahip olduğu bu “ömür” adlı roman, bazılarının kalemiyle kağıda aktarılıyor. Elinizdeki bu kitap, o hayatlardan ve o kalemlerden yalnızca birisi…
İnsanlardan bir insan; sade bir kalemden yalın bir hayat hikayesi…
wi_220 (2)wi_220 (1)

wi_220

Yazar hakkında

eskalye

Yorum yaz