Genel

Kendi denizlerinin dalgıcısın

dalgic-kiyafeti-1024x682Gabor Mate, Vücudunuz Hayır Diyorsa‘da der ki: “Sanatsal ifade, duyguları etraflıca ele almanın bir yolu değil, sadece duyguları dışavurma biçimidir.” Buna yazmak noktasında bir itirazım var. Eğer yazmayı da sanatsal ifadenin bir çeşidi sayacaksak, ki saymalıyız, o zaman bu genellemenin dışına bir nebze seyahat etmemiz gerekir. Çünkü yazmak, yalnız teşhis etmek değil, tedavi de olmaktır. Bizi cümlelerimizden tanımak kolay olduğu gibi cümlelerle yakalamak da kolaydır. Cenab-ı Hak bize vahyini kudsî metinlerle yollar. Ve biz, ancak bu vahyin uyandırışıyla, diğer ayetleri okumaya başlarız. Vahyin ilhamdan üstünlüğü belki de sahip olduğu bu netlikte saklıdır.

İkinci olarak: Yazmak bir ulaşımdır. İnsan yazdığında kendinden öteye seyahat eder. Hem başkalarına hem kendine ulaşır. Bir üçüncü kişi olarak yazılanı/kendini seyretme imkanı kazanır. Metin, eğer yazılırken kalem sahiden kalbe batırılmışsa, yazarına da birşeyler öğretir. Bir kitabın, okuru olarak içimizde dokunduğu teller kadar, yazar içinde de dokunduğu yerler vardır.

Bediüzzaman’ın Mesnevî-i Nuriye’sini anımsayalım. Orada, eserinin yazım öyküsünü de okurlarına nakleden Bediüzzaman, elimizde olanın yalnız bir metin değil, bir ‘dönüşüm hikayesi’ olduğunu söyler. Eski Said’den Yeni Said’e bir dönüşüm. Yeni bir insan oluş. Yeni bir bakış açısı. Yeni bir duruş. Yani yazarken değişmiştir mürşidim. Yazarken başka birisi olmuştur. İçindekini dökerken yolculuk etmiştir. Yazdıkları, en az dışındaki okurlar kadar, içindeki okuru/arayışçıyı da sahil-i selamete çıkarmıştır.

Demem o ki arkadaşım: Devanı içine saklıyor bazen Allah. Sana bir üretken zehir veriyor ki iyileşmeye çalışırken başkalarına da deva veresin. Sancın seni üretken kılıyor. İçinin ağırlığı dışını bahtiyar ediyor. Tıpkı dağların ‘hazineli direkler’ olarak yaratılması gibi. Sen de onu kaleminle dışarı çıkarıyor ve rahatlıyorsun. Kendi denizlerinin dalgıcısın. Bu ‘boğulur gibi olmalar’ normal. Nefesini bir sayfacık olsun tut ki inci çıksın. Kalemini kalbine batır. Ne madenlerin var? Keşfet.

Yalnız Bediüzzaman değil, böyle pekçok yazar var kalemini içine, derdine, yarasına batıran ve onunla yetişen. Başka birşeye dönüştükten sonra da kendisiyle işi bitmeyen. Yazarken öğrenen. Allah ağaç dallarında meyve yarattığı gibi insanda da dertten dallar üzerinde meyveler yaratıyor. Her hamileliğin bir sancısı var. Her sancının bir doğumu. Senden de bir mahsul alıyor ama pazarı burası değil. Gözüne görünmüyor diye kendini meyvesiz sanma. Melekler de senin güzel cümlelerinle besleniyor. Topraktan yaratılanın başında da müekkel melekleri var. Ne ekilip ne biçildiğine bakanlar var.

İnsan böyledir. Aynada bedenini izler. Beyaz sayfalarda ruhunu. Yaranı görmek için dökülmelisin bir yerlere. Eteğindeki taşlara bakmalısın. Arabayı bile tamir etmeden önce bir parçalarına ayırıp bakarlar. Teşhis öncelikle görmeye bağlı birşey değil mi? İçine bakmaya cesaret edemezsen nasıl deva bulacaksın? Yaralarımızı görmenin bir yoludur yazmak. Allah’ın Kur’an’da vurguyla buyurduğu ‘kalemle öğreten’ oluşu bir açıdan bunu da fısıldıyor kulağımıza. Yazmakla sen de öğreniyorsun. Allah sana yazdırmakla seni sana öğretiyor.

Vurgu azı çoğa galip kılma sanatıdır. Allah birşeyi sık anıyorsa vahyinde, bil ki, sen de onu hatırlamaya çok çok muhtaçsındır. Tıpkı, 114 yerde, kendisini başka isimleriyle değil Rahman ve Rahim oluşuyla anması gibi… Biraz da bu yüzden çocuklarınıza yazmayı sevdirin bence. Sırf dersler için değil. İçlerine bakmayı öğrenebilsinler diye. Ve yazdıklarını okumaktan sıkılmayın. O bile farketmez bazı şeyleri kendi hakkında. Siz bu okumalar sayesinde farkedersiniz.

Yazar hakkında

Ahmet Ay

Ahmet Ay

Yorum yaz