Deneme Genel

Kan Kaybediyoruz

komplo-teorisyenlerine-gore-dunya-yine-yok-oluyor-1507717487

Hiç arkanıza yaslanıp bu toplum nerde hata yapılıyor da şu an bu halde diye düşündüğünüz oldu mu? Eminim bunu çoğumuz yapmışızdır.
Bu soruya cevap olarak her kafadan bir ses çıkıyor. Kimi A partisini, kimi B partisini, kimi dış güçleri, kimi terörü suçluyor.
Ama asıl sorun nerde biliyor musunuz? Hatayı hiçbir zaman kendimizde aramıyoruz. Hiç kimse kusursuz olmadığını, olamayacağını kabul edip hatalarını düzeltmek için kılını kıpırdatmıyor. Adeta kendimizi tanrılaştırıyoruz.
Bunu sokaktaki belediye işçisinden, valisine, bakanından, milletvekiline herkes yapıyor. Nede olsa her daim suçu üstüne yıkabileceğimiz bir sistem, bir sebep var demi? Kesinlikle içinde olduğumuz hayatın sorumlusu biz değiliz.
Aslında suç tamamen onlarda değil. Bir akıllı da çıkıp insanların suratlarına nerde hata yaptıklarını söylemiyor.
Kısaca ülkede kimse sanatı doğruları söylemek, eleştirmek, sorunları gün yüzüne çıkarmak için kullanmıyor. Birileri sürekli kopyala-yapıştır yapıyor ve sizde hiç sorgulamadan dinliyorsunuz. Sanat denince aklınıza tek gelen aşktan bahseden hüzünlü şarkılar.
Böylelikle Atatürk’ün “Sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Sözünü tasdik etmiş oluyoruz. Aferin bize!
Sanatı aşk, hüzün gibi duygularla bezeli boş beleş bir uğraş olarak görmeyi birileri bıraktığında veya gerçekten sanat için yaşayan insanların sayısı gün yüzüne çıktıkça belki ilerleme kat edebileceğiz.
Günümüzde bize patronluk taslayan milletler gelişen teknolojiyle sanatı harmanlamayı, değişen algıları yansıtmayı, zamana ayak uydurmayı o kadar iyi başarıyorlar ve çoğu insan bunun bilincinde bile değil. Ülkelerinde bir sorun haksızlık, olduğunda bunu sanatla ifade etmenin yolunu buldukları ve bu sorunlar terör gibi büyük sorunlara dönüşmeden çözdükleri için her açıdan onlar kârdalar.
Örneğin; Amerika’daki siyahilere karşı olan ırkçılık. Bu ırkçılığa karşı olan insanlar, buna bir son vermek, baş kaldırmak isteyenler, kendileri bir müzik türü geliştirip Hip-Hop ’ı yarattılar. Eğer onlar bu konuda seslerini duyurup, örgütlenip hak talep etmemiş olsalardı şuanda terörle savaşan veya yıkılmış bir devlet olacaklardı.
Birileri sürekli toplumda herhangi bir sorun olduğunda çıktı ve müziği, sinemayı, televizyonu kullanarak insanların birlik olup sesini duyurmasını sağladı. Sorunlarını silah ve bombalarla çözmek yerine, yüksek tonda beatler, hızlı söylenen sözler ve sert dans figürleriyle dikkat çekip seslerini duyurmayı tercih ettiler.
Bizim toplumumuz ise ülke açlığın, ekonomik krizin bunun gibi bir sürü kan donduran olayın yaşandığı dönemde, aşktan başka bir şeyden bahsetmeyen Müslüm Babamızı dinleyip efkarlanmayı seçti. Kendisi sanatçı kimliğiyle karşımız çıktığı dönemde 3 darbe atlatmış. Hala da değişen bir şey yok. Nargile eşliğinde Müslüm baba dinlemek ülkemizdeki en havalı hareket.
Hala ister yazılan şarkılar olsun, ister yapılan diziler/filmler olsun tek bildiğimiz aşk, sevda, kadın. Bunların da çoğunluğu özgün içerik olmayı bırakın, yabancıların veya eski şarkıların birebir kopyası.
Yapılan dizilerde kadın hep özgüvensiz, güzel, kibar, erkek ise hep sert, delikanlı, yiğit, yakışıklı, olarak betimleniyor. Çirkinler de birileri tarafından sevilemez mi? Kadınlar özgüven sahibi, güçlü karakterli olamaz mı? Erkekler her zaman güçlü gözükmek zorunda mı?
Bu yapılanlar sanat değil elinde olan kalıptan heykelcikler yapmak sadece. O kalıp hep aynı. Değersiz, ucuz. Bu toplum güzel ve yakışıklı insanlardan oluşmuyor. Her zaman ilişkiler bir tesadüfi karşılaşmayla başlamıyor. Biz o görmek istediğiniz iyi profile sahip bireyler değiliz. Biz obeziz. Biz çirkiniz. Biz bu yargılarınız yüzünden kısıtlanıyoruz. Biz kendimize güvenmiyoruz. Biz özgüven sahibi bireyler değiliz. Biz özgün olamıyoruz. Hepimiz birileri tarafından bir kalıba sokuşturulmaya çalışılıyoruz. Ve bunu bize kültür ve din adı altında yapıyorsunuz. Oysa ki tek yaptığınız bizi bunlara karşı çıkmaya itmek.
Çünkü biz genciz. Asiyiz. Özgür olmak istiyoruz. Biz güçlüyüz. Eğer bizi bir kalıba sokmaya çalışırsanız biz isyan ederiz.
Bize nasıl namaz kılınacağını, nasıl giyinileceğini, nasıl oturup-kalkılacağını öğreteceğinize, bize İslâm’ın sevgisini öğretin. Bu en çok ihtiyacımız olan şey. Bize cesaret verecek tarihimizi anlatın.
Ama bunu yapamazsınız çünkü sizde bunları bilmiyorsunuz. Nesillerdir milletimizin ruhu köreltilmiş. Eski nesil savaşın yaralarını saramadı çünkü. O savaş aslında hiç bitmedi. Hala da devam ediyor. Sadece şekil değiştirdi.
Önce taş ve sopaydı, sonra kılıç, kalkan oldu. Daha da gelişti tüfek, bomba oldu. En sonunda öyle bir hal aldı ki hepimiz onun için yaşar oldu. Hepimizin içine elde edememe korkusunu işledi. Para. Zehrini her saniye akıtıyor içimize. Korku.
O yara hiç kapanmadı. Bir zaman biri çıkıp ”Herkes el ele tutuşsa, Hayat Bayram Olsa” dedi ama yetmedi. O yara çok derin. O savaşın açtığı yara 2000 yılında doğmuş beni bile, her aklıma geldiğinde göz yaşlarına boğabiliyor.
Olur mu acaba. Birileri çıkıp ”senin acın benim acım, geçti. Şimdi birlikte mutlu olabiliriz. Hayatımızı güzelleştirebiliriz.” der mi? Ellerini çabuk tutarlar inşallah. Artık kaybedecek kanımız kalmadı.

Yazar hakkında

Azize Demir

Azize Demir

Yorum yaz