Genel

A’MÂK-I HAYAL

A’MÂK-I HAYAL
Subhâneke mâ arafnâke hakkan
Marifetike yâ Mâruf
Adem zulümatından ekvan-ı aleme gözlerimi açtığımda
Mebhût, mütehayyir ve şaşkın etti
Senin o rakik cemalin gözlerimi
Îhâ mı, şüphemi, vehim mi
İlham mı, vahiy mi
Yoksa ibham mı, müphemlik mi, gizlilik mi kapalılık mı
Her daim lerzan titrerim,
Kapında aciz bir gedaya döndüm
Aşkına muntazırım
Aşkına mülaki olacak mıyım
Marufsun amma bilinmezsin
Zahirsin amma görünmezsin
Gönlümdeki bu derdi istihfaf eyleme
Lakin çok a’mik ve büyüktür.
Bir dert ki Lokman Hekim bihaber
Günle bende ufûl ettim.
Kışla bende hayat buldum.
Dertle kadit, çürük bir iskelete döndüm.
Oysa hayatımın dakikalarımı daima iskandi sayardım
Dikkatli gözlem ile geçerdi gün ve gecelerim
Emellerim yalnızca sende bilairade medit olurdu.
Gözümde daima cemalin ile uzayıp gider, uzun olurdu gecelerim.
Fikirlerim, ârâlarım daima sende teskin olurdu.
Gözlerimi kapadığımda bermutat, âdêt olduğu üzere
Alışıldığı gibi, her zaman ki gibi
Zühre (Venüs) selamlardı içimdeki suzişli, acıklı ve yanık kalbimi
Havf ve reca ile dönerdim o a’mâk-ı hayâlden
Bir nefes bile almadan kıyımdaki bahr-i sefîd’e dalardım.
Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak ile âlûdeyim.
Yaşarken tattım ölümün dört rengini
Beyaz ölümü,
Siyah ölümü,
Kırmızı ölümü,
Yeşil ölümü,
İçmekmiş aşk-ı şarabı o a’mâk-ı hayâlden
Subhâneke mâ arafnâke hakkan
Marifetike yâ Mâruf
Adem zulümatından bir gömlek, bir libas giymekmiş vucüd-u zail
Bendeki yeisin ve
Kalbimi dilhun eden ciğerimi kan ağlatan derdin ilacı,
Üstünde görünmez yazı ile yazılı mazhar-ı Hak
Aşk imiş
Hakkın görünür duruma geldiği yer imiş kalb-i latif
Kısada olsa kıssa da olsa hiç fark etmez
Mesele
Adem karanlıklarından çıkıp vücud alemlerinde
Seyr-i temaşa ile ebed memleketine mülaki olmak imiş
Seni görmekle tüm buud açılır amma nafile
Güzelliğin ile şuubatı olan hüddamlara döndüm
Yine gizlendi vaki nukâtı
Şimdi kalbimde zerre kadar bir meserret bir sevinç yok
Sehab-ı yeis kapladı afakı
Her daim ahlakım ahlakına mütehallik idi
Niyetin mâhiye mi ki benden fersah fersah garib ve gaibsin
Hatta Müşteriden bile uzaksın
Ruhumdaki ızdırabat kalbimdeki ducret ve iç darlığın
Melhuz, muhtemel ve yegane sebebi
Nur-i cezzab-ı cemal-i aşkındır.
Bedeni ihata eden güzelliğinin cezbediliciğinin nurudur.
Çünkü sen hem Aşk hem Âşık hem de Maşuk’sun
Bense adem karanlıklarından çıkıp vücud-u Zaile giden
Deminde seyr ve ebed memleketine yolcuyum
Ey aşk kendimden geçmiş bihuş bir haldeyim
Ekdar-ı muhıkk bana yalnız
Vaveylayı cangâh, can evinin feryadı düştü
Kapandı dost kapıları, açıldı düşman babları
Mütehayyir kaldım, ebvab-ı ekdar ardında

Subhâneke mâ arafnâke hakkan
Marifetike yâ Mâruf
Marufsun ama bilinmezsin
Zahirsin ama görünmezsin
Bana da efsus, yazık değil mi?
Rakik bir yürek acı ile alude
Gaflet uykusundan bidar
Aşk âmik uykudan uyandırdı bidar kıldı bedenimi
Maksadım rey-i saib iç içe girift bir haldi
Yani hem aşık, hem maşuk haddi zatında AŞK idi.
Sayü cezada adaletsizliğin sebebi yalnız nefsi emaremdir.
Mürai, iki yüzlü, riyakâr hiç değilim
Çünkü haddi zatında acz-i mutlak, fakr-i mutlak ile aludeyim.
Ama içimdeki o menhus o uğursuz o şeametli o meşum duygularım var ya
O duygularım ve nefs-i emmarem varlığı kırılmaz zincirlerle ayaklarımı türaba bağlıyor
Tüm şuunlarım immoralizm, töre tanımazlık üzere işler ellerimi
Yed-i beyza fikirlerimi allak bullak kıldı, zulümata gark ettirdi
Ey AŞK, mutazarrıane medet beklemekteyim
Ey AŞK, yalvarırcasına babında gedayım, köleyim
Aşiyane-i vedat ile aşk ve sevgi yuvası kıl kalbimi
Sailane, yalvarırcasına, dilenircesine kapında bir kelbe döndüm
Fart-ı şehvet, yani şehvet aşırılığı ya da taşkınlığı değil
Yalnızca cemal-i bihemta karşısındaki isticvab-ı dem
Nemnak, nemli ve buhulu gözler, kalem kaşlar,
Elma yanaklar nesimi bir barid rüzgar gece mehtap
Kuvve-i mütefekkirem kah süreyyada kah serada
Kükremiş aslanda
Yedi başlı ejderhada
Canavar-ı bîâr, arsız canavarda geçtim tüm mertebeleri
Şimdi miracımda munis kedide var koyunda
Uruk-i hamiyetim ancak şimdi hepsine pes dedirtti.
Subhâneke mâ arafnâke hakkan
Marifetike yâ Mâruf
Mârufsun amma bilinmezsin
Zahirsin amma görünmezsin.
Miracım devam ediyor ey Maruf
Kuvve-i mütefekkirem, haysiyet damarlarıma,
Daima dayanılmaz derin acılar vermekte
Uruk bu şiddete dayanır mı yanar mı
Kül olur mu bilmem
Endişe-i hakikatle meluf iken
Endişe-i istikbal mi kalır
Emvac-ı mutehalife-i efkar mı kalır
Elvah-ı hayatiye, inikâsat-ı vücud gösterir kıldı
Sânih evet yeni doğdu yar ve ağyara yeni gün
Ferahfeza kıldı dakikaları, saatleri
Sonrasında, muahharesinde yine teessüryâb bir
Kalble mazhar-ı teveccüh ve ölüm imiş hakikat
Tüm renkleri ile ölümden önce ölmekmiş
AŞK, bir a’mâk-ı hayâl imiş
Ey aşk seni ilk gördüğümde derinden vuruldum
Derinliğinde kayboldum
Sende keşfettim sonsuzluğun sırrını
Varlığımdan soyutlandıkça vücud buldum
Kitap sayfalarının satırlarında
İlk baharda kır çiçeklerinde
Gökteki yıldızlarda, esîrde
Mağaraların kuytularında
Hep sende tattım acıların en çetinini
Gün doğsa da teskin olamadım
Mesele, kendini bilmekmiş, EY AŞK
Sen kendini tarif ettiğin gibisin
AF DİLERİM
RUMUZİ
11-12-2020

Yazar hakkında

REMZİ ASILSOY

REMZİ ASILSOY

Yorum yaz