Editörün Seçtikleri Kitaplık

” Yazma Ezikliği”

Rasim Özdenören’in “Edebiyat ve Hayat” adlı deneme kitabını okurken kendimce bir cümle kurdum: “Deneme; edebiyatın dip derinliği, sade güzelliği ve kahve lezzetidir.”
Denemenin kendi kalıbı olmakla birlikte her yazar için tanımlama, yorumlama ve yazma farkı vardır. Malum Monteigne başlatmış bu yazım türünü, gelişerek bugünlere gelmiş ve yarınlara da gideceği benziyor.
Yazması yazana kalsın okuması kahve lezzet verir bana. Sadelik, hasbilik, zindelik kokan satırlar okunduğunda bir içimlik lezzet devşirilmiş, bir farkındalık sunulmuş, bir tecrübe dökülmüştür dağarcığa.
Cezvede ne varsa fincana o dökülür. Kalbinde, zihninde ne varsa, hayata bakışı, duruşu ne ise o dökülür satırlara; satırlardan yine kalbe zihne akar. Lezzet ne kadarsa kırk yıl olsa unutulmaz o tat. Öyle ki kişinin hayat akışını bile değiştirir.
Deneme ile ilgili bu kadar kelime kullandıktan sonra Rasim Beyin “Yazmak; Tuhaf Bir Eziklik” bölümünden birkaç satır aktarmak isterim:
“ Elbette herkes yoğurdu kendine göre yiyor. Benim için o duygu, yazma duygusu, bir eziklikle başlıyor diyebilirim. Dumanımsı, nebülöz halinde bir şey içimin bir yerinde belirir gibi olur. O beliren şeyin ne olduğunu söylemeye imkan bulamıyorum, çünkü tanımı olmayan bir şeydir o, ama vardır. Akıl sonradan devreye giriyor: o nebülözün şurasını burasını yokluyor, ona biçim vermeye uğraşıyor, eğip büküyor, o ne idüğü bellisiz olan şeyi bir yoluna koyuncaya değin uğraşıyor onunla. Sonunda onu adam etmeye güç yetirebilirse, ondan bir şeyler çıkıyor, çıkartılıyor; yoksa o uğraşın tümü havaya uçup gidiyor.”
Benzer şeyleri yaşıyor olmak bu satırları tekrar okumama ve yazmama sebep oldu. Yazarın tıkanması, tıkandığında takındığı tavır yakınlığı; yoğurt yemek farklı olsa nihayetinde yenen yoğurttur.
“ O tuhaf eziklik yazının son noktası konulduğunda diner gibi olduysa da, hiçbir zaman büsbütün yatışmadı. Her yeni yazı, bir bakıma, o ezikliği yatıştırma çabasının yeni bir teşebbüsü olarak ortaya çıktı.”
O eziklik bitse yazı biter aslında. Nebülöz varsa akıl etrafında döner, eziklik süreci ve yazının doğumu; Ondan olsa gerek hayat olduğu müddetçe edebiyat olacak, yazma serüveni sürecek ve okunmaya devam edecektir.
Asıl olan yazarken ve okurken “edeb”e aidiyettir değil mi?

Yazar hakkında

Hüseyin Eren

Yorum yaz