Editörün Seçtikleri Hikaye

Vadiler Arasında Mezit

Caner Kut’un Vadiler Arasında Mezit isimli kitabı Efsus yayınlarından çıktı.

Kitap yirmidört hikayeden oluşmuştur. Hikayelerin dili sade ve akıcıdır. Yazar gözlemci anlatıcı üslubunu kullanmıştır. Hikâyelerin öznesi değil, üçüncü tekil şahsın ifadeleriyle olayları gözlemlemiştir. Değişik zaman dilimlerinde anlatılan hikayelerde okuyucunun heyecanı hep canlı ve diri tutulmuştur.

Okuyucu üzerinde bıraktığı etkiye gelince… Hikâyelerini okuyucuyu duygulandıran ve heyecanlandıran yönleri bulunmaktadır.
Son Saatler isimli hikâyesinde ayrıntılı açıklamalar yerine çoğu zaman imalı telkinlere, hissettirmelere yer verilmiştir. “Eski günleri yad ediyoruz. Seni çok özledi, diyorlar. Çocukları her Pazar getirirmiş. Seni anmaktan hiç bıkmadı. Ben de diyorum.
Son nefesimi yanında vermek için buradayım. Onun karşısında hep dik duracak bir taşım olacak nihayet.”

Diğer bir cümlede “Üzümlü keki unutamadığını biliyor. Nefis bir kahve eşliğinde…” gibi hatırlatmalara yer veriliyor.
Hikâyelerinde farklı mekanlara yer vermiştir. Hikâyenin tamamı bir mekanda geçmez. Hikâyelerdeki kişilerin hem dış görünüşleri hem de iç dünyaları açık ve ayrıntılı tahlillere bağlı olarak yansıtılmıştır. “İnce, uzundum. Kaslarım bir erkeğinki gibiydi. Saçlarımı uzatmayı severdim, göğüslerim yok gibiydi. Akşamları kısa etekler giyerdim, bazen şortlar. İnce tişörtler, hatta topuklu ayakkabılar almıştım. Makyaj yapardım, saçlarımı dağıtırdım.
Sabah olunca orman yolunda yine kaybolurdum.

Ablama özenirdim. Aslında kendimi daha güzel görürdüm, öyleydim de. Ancak O’nu daha kadınsı yapan nedir anlamıyordum. Ailenin kızı O’ydu. Bense ilk erkek çocuğu gibiydim. Ben daha çok ağlardım, daha çok süslenirdim, daha ateşli bakardım, daha şehvetli yürürdüm halbuki.”

Meleğin Düşü isimli hikâyesinde ise şu düşünceler şiirimsi bir dille sıralanmıştır. “Devasa bir gemi limana yanaştı. Araçlar aralarında büyük boşluklar bırakarak yerleşmeye başladılar. Işıklar, sirenler, karmaşa, konuşmalar, uyarılar, görevliler, anonslar birbirini izledi.”

Hafızada kalan akıcı bir dille söylenen cümlelerde çok dikkat çekici. “Cennetin yıldızları, gözbebekleri.”

Dağ Çileği isimli hikâyede toplumsal konulara yer verilmiştir. Sosyal hayatta karşılaşabileceğimiz daha çok dram ve yalnızlık yönü ağır basan konulara değinilmiştir. Sebep-sonuç ilişkileri içinde bireylerin çok yönlü etkileşimlerine yer verilmiştir. Okuyucunun hikâye kişileri karşısındaki tepkisi bir yandan “acıma” diğer yandan “kızma” şeklindeki duyguları ağır basmaktadır. Hikâyenin son bölümünde kahramanımızın yalnızlığına, bir boşlukta kalmışlığına karşı okuyucuda bir acıma duygusu hissedilmektedir.

“Yere yığılacak dermanım yoktu. Hareketsiz yerde yatacak günlerim yoktu. Farkında olunmadan çürüyecek etim yoktu. Etrafa yayılacak kokum yoktu. Cesedim yoktu. Kaldıracak eller yoktu. Siren sesleri.. kılınacak namaz, kazılacak toprak yoktu. Kapanacak kapılar, kalkan eller yoktu. Arkamdan ağlamalar yoktu.
Ancak ben buradaydım.”

Son cümlesinde
“Sabrım vardı.
Ümidim vardı.” diyerek hayata tutunmanın vazgeçilmez olduğu, tekrar denize ulaşan bir nehir gibi hayata karışmanın umuduyla sonlandırılmıştır.

Yazar hakkında

duru kurugül

duru kurugül

Yorum yaz