Deneme Editörün Seçtikleri

Surat Asmak Hakkımız

Sanki bana yaptıklarımız değil yapmadıklarımız yüzünden cehenneme  yaklaşıyormuşuz gibi geliyor. Bunun en açık örneği yanlışa yanlış, zulme zulüm demeyişimiz. Hele yanlışı yapan şöyle veya böyle bize yakın, bizden birileriyse hiç ses çıkarmayışımız, tarafsızlık gibi görülen bir başka zulmü işleyişimiz…

Zaten hiçbir münakaşada, kavgada yüzde yüz haklı veya haksız olmaz. Ortada bir hak iddiasının ve haksızlık tartışmalarının olduğu durumda üçüncü şahısların tercihi genelde “ama öteki de şunu şunu yapmasaydı” şeklinde olaya ilgisiz kalmayı seçmektir.

Bu tavırda haksızlık karşısında duruş sergilemenin  getireceği maddi manevi kayıpların hesabı önemli bir etkendir.

İnsanlar ortada bir niza, bir çatışma hali varsa taraf olmayarak, mazlumun da hataları olduğunu söyleyerek denge halinde olduklarını düşünürler. Karşılıklı ihtilaflarda asıl olan müminler arasında ihtilafı kaldırıp sulhu temine çalışmaktır. Ama sulh mümkün olmuyor bir taraf diğer tarafa zulmediyorsa mazlumun yanında olmaktır.

İbn Mes’ud’un anlatışıyla bir gün Resulullah şöyle buyurdu: “Benden önce Allah’ın gönderdiği her peygamberin mutlaka ümmetinden havarileri ve arkadaşları olmuştur. Bunlar onun sünnetiyle amel ederler, emirlerini de yerine getirirlerdi. Sonra bu peygamberlerin ardından öylesi kötülükler zuhur etmişti ki, yapmadıklarını söyleyip, kendilerine emredilmeyeni de yapmışlardır. Kim bu güruhla eliyle mücadele ederse mümindir. Kim onunla diliyle mücadele ederse mümindir. Kim de onlarla kalbiyle mücadele ederse o da mümindir. Bunun gerisinde, artık zerre miktar iman yoktur.” (Müslim, İman:80)

Haksızlık veya zulüm bizim dışımızda gerçekleşiyorsa tavır almama, zulmün bize de dokunabileceği endişesi dünyamızda oldukça yaygın. Oysa haksızlık karşısında ses çıkarmamak dolaylı olarak zulme, zalime yardım etmek, onun tarafında durmak demektir. Haksızlık karşısında susmayı dilsiz şeytan olarak vasıflandırmanın hikmeti de bu olsa gerek. Zulüm karşısında ses çıkarmamak zalime yardımı seçmek demektir.

İki tarafa da eşit mesafedeyim, ben tarafsızım, ama onun da şu yanlışı var diyerek ortada bir duruş sergilemek zulüm karşısında vicdanımızı rahatlatmaya çalışmaktan ve zulmün devamına sebep olmaktan başka bir şey değildir. Oysa yüzyıllar önce Hz. Peygamber; “Zayıfların intikamını güçlülerden almayan bir ümmeti Allah nasıl temize çıkarır ki?” (İbn Mace, Fiten:21) diye soru içinde şiddetli bir cevap vermişti.

Oysa yaratan ruhumuza hak ve hakikati arama, doğruya, güzele taraf olma duygusu yerleştirmiş. Kimse kendisine de başkasına da zulmedilmesini, haksızlık yapılmasını sevmez. İslam’da haksızlık karşısında hakka taraf olmak en önemli cihad olarak tanımlanmış.

Nerede, kime karşı olursa olsun hakkın yanında olmak. Kim, kime ne için yaparsa yapsın haksızlığa karşı tavır almak, hem fıtratımıza hem de yaratanın arzusuna muvafık hareket etmektir.

Ama zalime zulmünü söylemek, yanlışa yanlış demek, haksızlığın karşısında durmak risk almak, o zulmün bize de dokunmasını göze almak demektir.

Yazımı daha riskli bir peygamber tehdidi ile bitireyim: “Öyle idareciler gelecek ki, istediklerini söyleyecekler, fakat kimse ses çıkarmayacak. Bunlar birbiri peşi sıra cehenneme yuvarlanacaklar.” (Camiu’s Sağir, 3.266)

Surat asmak hakkımız İsmet Özel’in ilk ve en güzel kitaplarından biri. Zulüm karşısında hiçbir şey yapamıyorsak, bari surat asma hakkımızı kullanalım. Zalime karşı gülümseyip dilsiz şeytanlara benzemeyelim.

Yazar hakkında

Levent Bilgi

Levent Bilgi

Yorum yaz