Editörün Seçtikleri Mektup

Sabahattin Ali Zindan

Bir gün Sinop Cezaevi’ne adam öldürme suçuna katılmaktan dolayı on altı yıla mahkum olan bir genç getirdiler. Delikanlıda hiç de katil suratı yoktu.Sabahattin Ali kendisiyle ilgilendi ve haksız yere mahkum olduğu kanısına vardı.Ortada adli bir hata vardı.Davanın temyizi gerekiyordu.Sabahattin Ali bir avukata danıştı.Vekalet ve mahkeme masrafları 25 lira tutuyordu.Delikanlının bu masrafı ödeyecek parası yoktu.”Bir öküzüm var,isterseniz onu satıp parayı ödeyeyim.” Dedi.

Bu öneri kendisine acıyan mahkumlara uygun geldi.”Tamam” dediler, “Sat öküzü,kurtul zindandan!” Delikanlı hemen eşine bir haber saldı,
“Sat öküzü,beni kurtar.” Dedi
Karısının bir hafta sonra öküzü Karasu nahiyesinin pazarına götürdüğü, orada da sıska öküze topu topu 10 lira verdikleri öğrenildi.Delikanlının karısı “Ne yapayım?” diye tekrar eşine soruyordu.
Delikanlı eşine şu haberi yolladı:
“Öküzü satarsan köyde açlıktan ölürsünüz.Ben burada öleyim daha iyi…”

Sabahattin Ali bu olaylara tanık olurken çok üzülüyordu.Bir yandan da kafası bambaşka yerlerde,geçmişin tatlı anılarındaydı.
Hapishaneye dair hiçbir olayı,duyguyu,düşünceyi belleğine kaydetmek istemiyordu.Hele hasta olduğu zamanlar daha çok titiz ve alıngan oluyordu.Sabahleyin saat sekizde istediği çorba saat üçe kadar gelmeyince cezaevi ona zindan oluyor ve geçmişin anılarıyla avunuyordu.
Yine bir mektubunda şöyle diyordu:
Ben ki en hoşuma giden,en beğendiğim insanla 5-6 ay beraber duramam,bıkar ve sıkılırım; doğduğum günden beri ayrılmadığım “ben”den sıkılacağım doğaldır.Bana yeni ve orijinal gelen hiçbir tarafın yok.Orijinal fikirlerin kafamda ne zamandan beri eksildiğini biliyorum.Kendimi de cebimin içi gibi ezbere biliyorum.Kendimin ne edepsiz ve salak olduğunu da biliyorum.İnsanın kendini küçümsemesi gibi feci ve dehşetli bir şey yoktur.Burnunun ucunu göremeyenler ne bahtiyardır.Kendime karşı olan bu tiksinme beni kısırlığa götürmese bari…

Günler yaklaştıkça dışarısının özlemi artıyordu Sabahattin Ali’de.Neler düşünmüyordu ki? Köşede ıslak kaldırımlarda kadın iskarpinleri… Yağmurun sisi altında Şirket vapurlarının siyah dumanları… Yol üzerindeki çukurlarda bej rengi sular… Bunları bile özlüyordu.

“Bu Sinop ne berbat yermiş” diyordu.Ahalisi zaten hoşuma gitmemişti,havası da berbatmış.Rutubetten romatizma sancıları başladı ayaklarımda…

Ah,çatacak,kavga edecek bir adam olsa…Sevdiğim bir adam… Yani nazımı çekecek bir adam. Karşı karşıya bir pencerede oturarak dışarıdaki yağmuru ve denizi seyretsek…Dışarı çıkmasam,fakat çıkmak elimde olsa…

Dünyada bana “Ne istiyorsun?” diye sorsalar hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur:”Anlaşılmak istiyorum.” Biraz aklı başında olan hangi adama sorsalar vereceği cevap mutlaka bu olacaktır.

Herkesten uzak bir yerde,karanlık bir gecede ,otların ve yıldızların bile sustuğu bir anda,hiç kımıldamadan yanımda duran sevgili bir vücuda kafamdakileri aktaracağımı ve onun da beni anlayabileceğini zannediyorum.

Sabahattin Ali’nin Sinop’tan son sözleri bunlar oldu.Bu mektuptan birkaç gün sonra Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü dolayısıyla Meclis bir af yasasını kabul etti ve Sabahattin Ali de Cezaevi’nden kurtuldu

Yazar hakkında

duru kurugül

duru kurugül

Yorum yaz