Editörün Seçtikleri Hikaye

Ruhuma Dokunan Bir El Olmalı

Ruhuma dokunan bir el olmalı.Bir kış günü sitemli,hüzünlü bir bakış gezdirmeli gözleriyle ruhuma.İçinden geldiği gibi konuşarak yürümeye başladı.Nereye gideceğini bilemeden adımlarını ağır aksak atıyordu.Başını kaldırmadan ,derin düşünceler içinde yürüyordu.Bir kadına, bir çocuğa çarpabilirdi.Olsun, yine bildiğince yürüyordu derinlerde.

Yürürken beynindeki,ruhundaki cümleleri sorguluyordu.İçsel bir sesle arka arkaya tekrar ediyordu:”Ruhuma dokunan bir el olmalı!” Bu köhne dünyanın eskimişliğinden, yalanından, vefasızlığından bıkmıştı.Tekdüze bir hayat yaşanıyordu.Her gün aynı koşuşturma, aynı telaş…Bu hayatın bir ruhu olmalıydı.Bu ruhu çevresinde, insanlarda göremiyordu.

Donuk bakışlarla, çevreyi izleyen insanlar…Gelip geçenler arasında neredeyse, gözlerine karşı göz aşinalığı olacaktı.Her bir bakışın ruhunu tahmin edebilirdi.Oysaki hayat çoşku demekti.Anı,dakikaları,saati yaşamaktı.Bulunduğun ortamdan haz almaktı.Nedense insanların hep geleceğe dair kaygıları, planları, korkuları sohbetin konusunu oluşturuyordu.Cıvıl cıvıl kuş seslerini sonsuza kadar dinlemek, bir vapur sesinin ve martıların çığlığında sahile karşı bir bardak çayı yudumlamak…

Günlere,haftalara,aylara yetişme telaşındayız.Nereye ve ne zamana kadar? Belki son nefes verilene ve ömür bizden geçip gidene kadar.Bir yandan da hayatı sorguluyordu.Bir öğle vakti sahile inerek yürümeye başladı.Yürürken etrafı gözlemlemeyi severdi.Uçan martılara, gökyüzüne,Boğaz’dan geçen gemilere,yürüyüş yapan insanlara,çocuklara daldı gitti.Üşüten bir hava vardı. Aldırmadı, paltosuna sıkıca sarıldı.Sert esen rüzgar, yüzünü yalayarak geçip giderken o da düşlerinde, gerçeklerinde, zihin koridorunda yol alıyordu.

Bazen bir bankta oturan sessiz, kimsesiz insanlara rastlıyordu.Sanki bu insanların hüzünlü bir hikayesi var gibi geliyordu.Mutlulukla etrafına bakan ve gülümseyen çiftler gördüğünde onları hep mutlu sanıyordu.Bu bir yanılmaydı aslında.Belki ruh haline göre böyle yorumluyordu.Yine de havada bir coşku, yaşama tutunma, mücadele azmi vardı.Bir banka oturdu ve Boğaz’ı seyre daldı. Yan bankta oturan ve çiçek satan romanların sözlerine istemeden de olsa kulak misafiri oldu.Bir torunum olursa adını “Emirhan” veya “Emircan” koyacağım, dedi. Bu iki ismi seviyorum diye arkadaşına söyledi.Ben de sevdiğini düşündüm bir an.Rüzgara karşı bir yandan çiçeklerini gelip geçenlere uzatırken bir yandan da torununa isim düşünüyordu.Gülümsedi birdenbire kimseler görmeden.Hayat böyleydi belki de! Tutunacak bir dal, bir umut…

Yazar hakkında

duru kurugül

duru kurugül

Yorum yaz