Editörün Seçtikleri Kitaplık

Yeniden Çekilen Bir Filmin İlk Kareleri/Neş’e

 

Çok kıymetli kardeşim Caner KUT’un Yeniden Çekilen Bir Filmin Kareleri, Neş’e Kitabı Hakkında Söyleyeceklerim şöyle:

“Beynin çizgileri ıslandığında, parlak ışıklar avuçlarına yapışır. Çizdiğin daireler hızla dönerken etrafında… Olgun bir sesle uyanırsın. Sağ sol, alt üst, iç dış devrelerin. Kendi üzerine yapışır. Koza örülmüştür. İçindesindir. Acısındır. Çıkamayacaksındır. Dairelerin avuçlarında hapistir. Sen devrelerin içinde hapissindir. Üzerine sürülen ipleri ellerinle bağlamışsındır. Gözkapakları üzerine kapanmış küçük bir kız çocuğu, secdeye kapanan ağır bir baş, dermansız akıldırsın…”  (Caner KUT, Neş’e, Efsus Yayınları, 2018, İstanbul, sf.47)

Yeniden Çekilen Bir Filmin Kareleri, NEŞ’E isimli kitabında yer alan Beynindeki Çizgiler başlıklı yazısından alıntı yaptığım Caner KUT insanı anlamlandırmaya insanın Beyninden Kıvrımlarından başlıyor. Alıntı yaptığım bölümde hiç cümle olmasaydı bile ışık, avuç, devre, ip, koza, acı, akıl, secde kelimelerinin bir araya gelmesi bile anlayana çok şey ifade ederdi. Hiçbir insanın tanımadığı, hiçbir insanın görmediği, hiçbir insanın dokunmadığı küçücük bir bitkinin ihtiyacını karşılayan aslında tek var olanın var olması gibi.

“Dağ başımdır, başım dumandır / Ağaçlar saçlarımdır / Rüzgârla dalgalanır” (a.g.e, sf 26) usulca kalbe indiğim cümleler oldu.  Yeniden Çekilen Bir Filmin İlk Kareleri /Neş’e isimli yasında (sf29) şenlikten kurulan, sahnelerden, gösteri meydanından bahsettikten sonra “Önce büyük bir daire çizildi gökte, bununla her yer önce ışıklı maviye, ardından her biri başka renkte patlayarak içinden çiçekler fışkıran renk tüplerine dönüştü. Seyircilerin her birinin üzerine çiçekten demetler atıldı.” diyen Caner KUT uzun uzun sahneyi anlattıktan sonra tam da benim aklımdan tünel kavramı geçerken sayfa 32 de “Sonra sahnenin içine doğdu açılan tünele yöneldim” diyor. Bu yazıyı üç kelimede özetlemek istesem insan, durak (ya da sahne) ve tünel derdim. “Ayrıyım / Cennetten çok uzağım / Bu yüzden iç içe ayrılıklar içindeyim /İçimdeki Âdem’in ağlamasını kesecek bir madde bulamadılar henüz” (a.g.e. sf68)

Kitabın 69.sayfasını açınca nedenini bilmiyorum insan ömrünün 69.yılı geldi aklıma. “Şua Tedavisi / Işık Demetleri Üzerinde Taşınan Bilgiler Deşifre Ediliyor Bir Kısa Açıklama İle Geçiştiriliyor” başlığı çok uzundu. O kadar yaşayabilir miyim bilmiyorum ama 69 yaşında olsaydım bir sürü uzunluktan bahsettikten sonra “hayat çok kısa” derdim.  O zaman da şiir yazabiliyor olsam 25 yıl önce bir kitapta okumuştum diyerek, “Işıklar içinde uyumasın hiç kimse/ şualar içinde uyusunlar fakat” diye devrik bir cümle kurardım.  Oysa Caner KUT, bu iki sayfalık başlık, bir sayfalık yazısında, caddelerden, renkli ışıklardan (trafik lambalarında yer alan renkler ne kadar çoksa, o kadar), metrolardan, benzin istasyonlarından, çöp arabalarından, geceden bahsettikten sonra “bereler çıkarılıyor, yaralara dökülüyor demiş”.

Sayfa 79 da yer alan “İsrafil’in Heykelini Seyrederken /Einstein Patent Dairesine Henüz Gelmemişti” başlıklı şiirinin tamamı şöyle “O kadar çoktu ki bu yüzden yoktu / Esir.”

Kitap hakkındaki son sözüm kitap 96 sayfa.

 

Yusuf Bal

11 Mart 2019

Yazar hakkında

Yusuf Bal

Yusuf Bal

Yorum yaz