Editörün Seçtikleri Sinema

Kızıl Ağaçlar

2017 Biyografik Belgesel

Bir belgeselci, Yahudi kökenli ailesinin Nazi işgalindeki Prag’dan kaçarak Brezilya’ya sığınmasını ve burada babasının mimar olarak yeni bir hayat kurmasını anlatıyor.
Yönetmen :Mariana Willer

Belgeselde hayatı anlatılan Alfred Willer şöyle anlatır:Paul Klee’ye ait bir resim vardır.Adı “Angelus Novus” Gözlemlediği bir şeyden , uzaklaşmak üzere olan bir melekle ilgilidir.Gözleri ve ağzı açıktır.Kanatları yayılmış durumdadır.Tarihin meleğinin görüntüsü böyle olmalıdır.Yüzü, bir dizi olayın vuku bulduğu geçmişe dönüktür.

Ayaklarının dibinde enkaz yığını oluşturan bir yıkıma tanık olur.Melek , kalıp ölüleri uyandırmak ister ancak cennetten esen bir fırtına onu sırtının dönük olduğu , geleceğe doğru sürükler.Bir yandan da önündeki enkaz yığını gökyüzüne doğru büyümeye devam eder.İlerleme adını verdiğimiz şey, o fırtınadır.(Watter Benjamin)

Alfred Willer şöyle anlatır:Babam Viyana’da doğdu.Onun babası, Alman asıllı bir Yahudi’ydi.O tarihte Polonya ile sınırı olan Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nda doğmuştu.Annesi Macar’dı. Benim annem Almanya’da doğdu.Bugün Fransa topraklarında olan Alsace’den bir babanın ve artık Polonya’ya ait olan Pomerania’dan Alman bir annenin kızıydı.

Alfred Willer’in kızı şöyle anlatır:Yıllar boyunca babamın ve onun babasının hikayesini anlatmak istemişimdir.Yahudi kökenlerinden dolayı nasıl her ikisinin de Avrupa dışına zorlandıkları ve dünyanın bir ucunda kendilerini bulduklarını.Nasıl göçmene dönüştüklerini.Babamın ve ebeveynlerinin yolculuklarının izini sürerken, sadece hayatta kalabilmek için yaşamak zorunda kaldıkları şeylerden gururum incindi, der.

Alfred Willer 5 Nisan 1930’da bugün Çek Cumhuriyeti sınırlarında olan , Pilsen kentinde doğar.Evde Almanca, okulda Çekçe konuşur.Babası bir çocukken , mahalledeki diğer çocuklar onu taşlarlar ve “Yahudi” derler.Taşların tehdidi altında okula yürür.Eğitim alır, büyür.Yirmi yaşında eğitimini finanse etmek için ,Yahudi bir girişimci olan Otto Petschek’in oğlu Victor’un özel öğretmeni olur.Petschek ailesi malikanesinde babası, bir başka Yahudi aile olan Epsteinlerin mürebbiyesi olan annesi Charlotte ile tanışır.

Petschek ailesi, Prag’ın merkezinde bir bankanın ve babasının da ilk işini edindiği, Almanya sınırına yakın Kaznejov kasabasındaki kimyasal fabrikasının sahibidir.Kaznejov’da kendi camialarında Almanca, tüccarlarla veya işçilerle Çekçe konuşurlar.Bu Almanların kendilerini Çeklere göre üstün gördükleri eski sınıfsal ayrışmanın bir kalıntısıdır.Babası sitrik asidin formülünü bulan kişidir.

Bir şeyler yapma , üretme alışkanlığını babam ve annemden öğrendim , der kızı.Onun dünyayı algılamasından gelen bir şey.Yaratıcılık, bir yaşam ve her şeyi algılama biçimi.Tüm bu alışkanlıları memleketinden yanında valizinde getirdi.Çalışmak ve hayat tektir. Keyiftir.Ben küçükken babama , “Bu ne kadar çirkin, bu ne kadar güzel.” derdim. Babam içimizde tasarıma,sanata,tarihe,aşka ve mimariye dair saplantı başlattı.Çizim , hepimizin paylaştığı bir şivedir.Erkek kardeşim mimar ben de tasarımcı oldum, der.

Nazi soykırımını yaşayan Alfred Willer torununa şöyle anlatır:Hatırlıyorum, Kaznejov’da penceremden çam ormanlarının çevrelediği buğday tarlalarına bakmıştım.Ormanda bir alev parlıyordu.Daha sonra renkli kalemlerle , o manzarayı çiziyorum.Ağaçlarım için kırmızı rengi seçiyorum.İlk kez renk körü olduğumu açığa çıkarıyorum.

Kestane ağaçlarının hattını belirlediği bir sokak hatırlıyorum.Baharda ağaçlar bir şamdan formunda, güzel çiçeklerle yükleniyor.Yazın ormanın yakınlarından topladığımız çilek ve ahududulardan dondurma yapıyoruz.Sonbaharda , kestane ağacının dikenli meyvesi parlak kahverengi bir yemiş yapıyor.Kışın, Berlin’deki akrabaları ziyaret ediyoruz.

1940’ların ilk yıllarında Alfred Willer ve ailesi Kaznejov’dan Prag’a taşınırlar.Çünkü babası Kaznejov’daki işini kaybetmiştir.Epstein ailesiyle birlikte bir apartman dairesine taşınırlar.Meydana bakan bir dairede yaşarlar.Epsteinler, 1942 yılına kadar orada yaşarlar.Sonra Auschwitz Toplama Kampı’na gönderilirler.Hepsi de orada ölür.

Eylül 1939’da Alman işgali başlar.Babasının Starck fabrikasındaki işine son verilir.Lojmandan çıkarılırlar.Yeni rejim görsel iletişim için ikili bir sistem başlatır.İlk isim Almanca, ikinci isim Çekçedir.Sürücüler sol tarafta değil, sağ tarafta süreceklerdir.Yahudiler araba kullanmaz.Bu yüzden arabalarını satarlar.Eşyaları bir yere depolayıp Prag’a taşınırlar.Kısa süre sonra babası , sarı yıldız takmakla yükümlü olacaktır.Babasının sitrik asit konusundaki çalışması ekonomiye yararlı görülür.Yahudi olmasına rağmen , o an için işini korur.

Alfred Willer bir çocuk olarak, birçok kişinin gözünün önünde infazına şahit olur.Torunu , renk körü olarak gördüğün en ilginç şey neydi diye sorduğunda “Ormanı alevler içinde görmekti.” der.Alevler yüzünden , ağaçlar kırmızıydı.Ama aynı zamanda başkalarına göre yeşillerdi.Çünkü üstlerinde hala yeşil yapraklar vardı.Peki , “Çimi hangi renkte görüyordun?” diye sorar torunu.Çimin yeşil olduğunu biliyordum, der.Ama yeşil olarak görmüyorum.Çim açık kahverengiydi, der.

Epsteinler, Prag’ta orta sınıf bir daire kiralarlar.Malikaneleri ile karşılaştırıldığında mütevazi bir yerdir.1941’de yanlarına büyükanne Teresa gelir.Daire küçüktür.Ancak depodan birkaç parça mobilya almalarına izin verilir.Ebeveynlerinin odası, oturma odası, ofis ve kütüphanedir.Ben mutfaktayım, der.Lavabo, tezgah, fırın ve yemek masasının arasına masamı, gardrobumu ve yatağımı sıkıştırmak durumundaydım, der.Popüler ders kitaplarından esinlenerek , mutfak tezgahının üstündeki raflara malzemeleri depolayarak kendi kimya deneylerini yapar. Sabun ve tıraş kremi yapmayı öğrenir.

1942 yılı ve Yahudilerin sınırdışı edilmesi.Bir yıl öncesinde bir Yahudi yaz kampına katılmıştır.Orada edindiği tüm arkadaşları , toplama kampına gönderilmiştir.Bir daha dönmemek üzere.Geride kalan tek kişi O’dur.Arkadaşlarından sonra aile üyelerine sıra gelir.Büyükannesi Teresa, mütevazi bir kadındır. Terezin’deki toplama kampına gönderilir.Burada tifodan ölür.

Terezin . Bir farkla toplama kampı.Dünya basınını kandırmak üzere okulları, tiyatroları, sanat gösterileri olan bir kamp.Naziler tarafından propaganda amaçlı kullanılan bir kamptır.Dünyadaki hiçbir opera salonu, o sırada orada bulunan müzikal yetenekleri biraraya getiremezdi.

Savaşın başlangıcında, Çekoslovakya’da 350.000 kadar Yahudi vardır.Sonlara doğru 20.000 kalır.Ölenlerin çoğu Terezin’de ölür.Sıradan bir toplama kampı değildir.Auschwitz ve Birkenau yolunda bir duraktır.Tutuklular nadiren daha ileriye geçebilir.Açlıktan ve hastalıktan kırılırlar.Kampta yüzlerce ressam, müzisyen, bilim insanı, öğretmen ve yazar vardır.Bu olmasa ve insanların hepsi öldürülmeseydi dünya nasıl bir yer olurdu? Onların yaratabileceği, bulabileceği, yazabileceği, derleyebileceği, sevebileceği her şey.Terezin’de hayatta kalan dört insandan biri nükleer fizikçi, biri Prag’ın en saygın nöroloğu, diğeri bir mühendis ve Prag’da ilham kaynağı bir profesör.Ben de biyokimyager oldum, der.Soykırım sırasında 1,5 milyon çocuk öldürülür.”Onlar dünyaya neler katabilirlerdi?”

Yazar hakkında

duru kurugül

duru kurugül

Yorum yaz