Editörün Seçtikleri Hikaye

İğde Çiçeği İle Rüzgâr İşbirlikçi

Çocuk gibi, kuş gibi, kedi gibi, köpek gibi. Bir gülümse çocuğa, masal anlat, bir iki parka götür, omzunda gezdir, döner dolaşır tutar elinden sürükler, o masalı hiç unutmaz, bir daha anlat, der. Küser gibi yapar, göz ucuyla süzer, gülümsediğini görür görmez çözülür ipler, sevinçle sarılır, dengen kaybolur, havada uçuşur gülüşler. Bu çocuk bakışları her köşe başında var.
Kendinin bile bakmadığın yüzüne çocuklar bakar

Kuşları fark etmeden yaşarken, ekmeği çöpe atmanın vicdanını yoklarsın. Camın önüne kırıntıları serpiştirirsin, israf olmasın acıkan kuşlar yesin. Ertesi gün alarmdan önce gelmiştir misafirlerin, evde ekmek bitmiştir pirinç verirsin, ertesi gün mısır, artan kek… Kirli balkon, kirli camlar… Bir gün olsun unutmaz kuşlar.
Alışveriş listene buğday, temizlik için malzeme eklersin. Kendine ekmek almayı unutur kuşları unutmazsın; pirinç, mısır, kek artığının öğün olmadığını anlarsın. Balkon kuşları ne yer, ne sever araştırırsın. Kuşlar uçar, hesabın başlar. Unutmak, herkesten unutulmak istersin. Yüz görmek şöyle dursun yüzleşemezsin, kendini görmek istemezsin. Yataktan çıkmayı akıl etmezsin. Seslerine kulak tıkayamaz, kuşların hatırına kalkarsın. Kendinden kaçarsın, bulur getirir kuşlar, gönül dallarına yuva kurarlar.

Kendinin bile bakmadığın yüzüne kuşlar bakar

Çekip gidemezsin hayatlarından, balkondaki dolaptan çer çöp dökülmüştür. Mekan onlara emanettir, hele yavrular çıksın yumurtadan. Alışveriş için eski çarşılara gidersin, nalbur dükkanları gezersin. Yavrular uçmayı nerede öğrensin, buraya yuva mı kurulur, dersin. Canları sıkılınca sallansınlar diye şuralara sarmaşık, karanfil, gül dikmeli. Üç günlüğüne gidemezsin hayatlarından. Yurt edinmişler evini, sen kimseleri istemez, herkeslerden gitmek isterken. Biraz yüz versen, kalbine girecekler besbelli. Pencere açık uyuyakaldığında odada geziniyor anne kuş hanımefendi. Belgesel izlersin: Hangi kuş erkek, hangisi dişi, kuluçka süreleri, yavruların uçuş saatleri… Erkenden yem vermeli, gün batmadan eve dönmeli.
Durduk yere hayvanlara alışırsın. Kedilerin üşümesine kıyamaz, apartman kapısını açık bırakır, süt alır, kenara bırakırsın. Yaklaşan köpeği azarlayıp, kovarsın. Adam adama der ya hani: “Köpek azarlar gibi, köpek kovar gibi.” Başı, gövdesi, ayakları, gönlü yere eğilir köpeğin. Uzaklaşırken insanlığından utanırsın. O uzaklaşır, vicdanın bağırır.
-Özür dilerim, hep o deyimler yüzünden, “Köpek kovar gibi” sözlerini bildiğimden, kedinin sütünü içmek istediğinden.
Sözlerin seni ikna etmez de lokma attığın köpek seni anlar.

Kendinin bile bakmadığın yüzüne köpekler bakar

Arabadan indiğinde senden önce ulaşmıştır iş yerine. Nefes nefesedir. Bakışlarına kıyamazsın, işe yürüyerek gitmek zorunda kalırsın. Eğilir izaha başlarsın:
-Her sabah bırakabilirsin iş yerime, ama akşama kadar bekleme, her gün aynı saatte işten eve evden işe. Biriyle buluşamaz mıyım, geç kalamaz mıyım? Senden önce gezip dolaşırdım kendi halimde…
Kovduğun köpek yüzüne bakar, patilerini omzuna atar.
Kendimden gidemiyorum, kaçamıyorum. Arayıp bulan, sımsıkı hayata bağlayan kedim, kuşlarım, köpeğim var, kimseyi tanımasam iyi olur bu aralar. Hep aynı saatte, aynı sokakta, aynı yerde olduğuma göre gönül birini sevse köpek gibi kapısında beklemek de var.
Gözümün önünden ayıramam, üşümesin sevilsin; elleri, gözleri, kalbi, yüreği incinmesin. Türkülerle uyanmalı; Ay, Hilal, Süreyya, gökyüzü günleri saymalı. Mehtapta şiir aşka dair… Dizimde yatarken iğde kokusu uyandırırsa sevdiceğimi; kelebekler selam niyetine buse bırakırsa kâkülüne…
Tam da aklıma gelen başıma gelmiş gibi rüyamda rüzgarla iğde çiçeği işbirlikçi olup dizlerimde yatarken uyandırdılar. Yar deyince yaralar, uzar gider satırlar… Kendimden kaçarken rüyada da tutturamadım hayatın ayarını. Bir zamanı olmalı her şeyin, bir kararı… Sevmenin de zamanı, görmenin de zamanı… O yine benden akıllı, dokunsaydı gönlüme, sererdim ömrümü yerlere.
Ah işte, dedim ya her şeyin ayarı var, kuşlar, ağaçlar, çocuklar… Hepsine yetişirken karşına sevda çıkar. Bir el kalbinden tutar, bir yüz sana bakar. Rüya bu, hesap etmediğin her şey var. Şair de demişti hani, sırrına ermek gerek:
Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan,
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek…
Masal anlattığın çocuk, süt verdiğin kedi, boy vermiş karanfil, yoldaşın köpek bulur seni, yanlarında emanetleri. Bir öğle vakti rüzgâra sipariş ettiğin iğde kokusunu avuçlarına, çocuk gülüşlerini dudaklarına, kedi sırnaşıklığını ayaklarına, karanfilin rengini yanaklarına, köpeğin vefasını sırtına alır, onun gönül kapısına dayanırsın. Uykudadır, rüyasına şiir gönderirsin. Uyanır. Uyku mahmurluğundadır. Kalabalıktır seveni çoktur. Seninse gidecek başka kapın yoktur. Kalbini görür, sıcaktan, yanmaktan, kavrulmaktan bahseder. Vefalıdır, cehennemden korumak ister. Ceviz dallarının altındaki çeşmeyi tarif eder. İkindi vaktinden, akşam serinliğinden, cennet bahçelerinden dem vurur.
Sen yer yarılsa da içine girseydim keşke, diye diye, başın, gövden, gönlün eğilmiş halde uzaklaşırken kendin de dahil herkesten utanırsın. Ah şimdi seni hangi çeşme kandırsın, hangi kuyu arındırsın…
O ardını dönmeden, gönül kapısını sürgülemeden, sen yer yarılsa da içine girsem derken deprem imdadına yetişir. Dünya yıkılır, altında kalırsın. Kimlere ses edesin… Yerin dibinden çıkmak ister misin?
O seslenir, cevap veremezsin. İffetli elleri vardır, tut elimden diyemezsin. Dua etmedin mi Allah’a; yer yarılsa da içine girsem ,diye az evvel daha.
Kendinle bir başına, yerin altında… Hayatı, hayatları, ölümü, sağ kalmayı, varlığı, yokluğu sorgula. Unutmak, unutulmak, gözden de, gönülden de kaybolmak istemez miydin. Nasılsa yavrular kanatlanmıştır, karanfil tohuma, köpek çobana bekçi durmuştur, sana ihtiyaç yoktur, mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doludur.
Sen kendi kendinle hesaplaşırken, köpeğin iz sürmüştür kokundan, ayrılmaz enkazın başından. Keşke toprak olsaydım, diyenlerden olmak istemezsin. Keşke sahrada gezen bir kuş, ağaç, saman çöpü olsaydım diyen sahabelerin duası sana nasip olur belki de. Kendini küçümseme, çevir yönünü Rabbine. Sese cevap verir, kurtarılan insanlardan olursun, köpeğin de kahraman.
Nasıl çekip gideceksin kendinden, gittiğin yer neresi a gönlüm, kaçtığın yer neresi. Yerin dibini de gördün. Şehir değiştirsen, kıta değiştirsen gelir seni bulur. Kuşlar pencerene yuva kurarlar, çocuk bakışları çekiştirir kollarından…
Bekle, sabret, seyret. Elbet bilir halinden, seni sana bırakmaz, seni unutmaz, elinden tutar bırakmaz seni de, kâinatı da, âlemleri de Yaradan…

Yazar hakkında

ayşe inci

ayşe inci

Yorum yaz