Editörün Seçtikleri Kitaplık

Himmet Kaleme

“Sabah namazının abdest sevinci böyle bir şeydir abid için de…” İlk öykünün son cümlesi, “İki cihan güneşi” son öykünün son cümlesi. Diğer öyküler de bu minval üzere ısıtıyor ve ışıyor okuyucuyu.
“Neş’e” umut veriyor geleceğe; hakikatin öyküsü yazılır mı, öykü ile hakikat anlatılır mı? Etkin kelimeler, sarsıcı cümleler; ariflere işaret veriyor.
Ariflere işaret yetermiş, ondan mı bazıları birkaç satırlık öyküler. Matematik ve gerçeklik kadar güncellik akıyor “Neş’e” nin satırlarında; günden, gündemden öte hatırlatmalar alt fonda işleniyor.
“Cami-i Kebirde Hızır’la karşılaştım, düşleri artık dökülmeye başlamış. Yaşlanmaktan söz etti. Ben de dedim, karabatak gibiyim; bir grip çıkıyorum. Her şeyi Allah’tan istemeli, dedi. Kehf Suresini çok okumamı salık verdi. Giderken birkaç kez yineledi. Her giden cenazedir.”
Yukarıdaki satırlar bir öykünün tamamı, “Hayal/et” öyküsü üç sayfa olsa da işaret ettiği sayfalar dolusu…
“Cellâdıma Gülümserken” ilginç öykülerden…
“Yonca Yaprağı / Kayıt Kutusu / Rızkın Geometrisi / Sinan’ın Dört İşlemi” bir öykünün başlığı, neredeyse bir öykü kadar.
Şekil olarak da ilginçlikler barındırıyor Neş’e;” Kalpkalbekalpten” diğer bir öykünün adı.
Ne yazarsa yazar kendini, kendinde olanı yazar. “Mezit” den sonra “Neş’e” Caner Kut’un yörünge akışını gösteriyor, sonrası için de merak ettiriyor.
Merak ve akış; yazmanın dinamiklerinden değil mi?
Yazma merakı okuma iştiyakı ile derinleşir, gözlemle süslenir ve okuyucuya sunulur; herkes kendince bir şeyler alır veya fırlatıp boşluğa atar.
Kut’un öyküleri boşluğa atılan değil, boşluk dolduran öyküler; genişletilip devam ettiğinde “Edebiyatımıza” yeni bir soluk verdiği gibi hakikatin meselle anlatımına yeni pencereler açar.
Cami-i Kebirde beklesek Hızır’la karşılar, himmet kaleme der miyiz?
Okuma, düşünme himmeti olduktan sonra niye olmasın!

Yazar hakkında

Hüseyin Eren

Yorum yaz