Editörün Seçtikleri Hikaye

HAYRİ BEY

Dükkânın önüne attığı plastik sandalyenin üzerinde oturuyordu. Sokağı dolduran çocuk bağırışları arasında gözleri yuvarlak yüzlü, yerinde duramayan kısa pantolonlu bir çocuğun üzerinde sabitlenmişti. Çocuğun her hareketi dudaklarında farklı bir tebessüm bırakıp gidiyordu. Çocuk cıva gibi yerinde duramıyor, koşuyor, ayağı takılıp düşüyor, kalkıp yeniden koşuyordu. Hayri Bey’in yüreği çocuğun paytak ayaklarına dolaşmış, onunla sendeliyor, onunla düşüyor, kalkıp onunla yürüyordu. Çocuğun ağzından bölük pörçük, ezilmiş, lastik esneyip uzayan kelimeler döküldükçe Hayri Bey’in yüreğini tatlı bir heyecan okşayıp geçiyordu.

Mahallenin bütün çocuklarıyla ahbaptır Hayri Bey; uzaktan görününce çocukların yüzünü bir gülümseme kaplar, koşar, soluğu Hayri Amcalarının yanında alırlar. Hayri Bey, eğitim fakültesinden aldığı formasyonla, her birine kendi durumuna göre seslenir, bu sırada sesi şefkatli bir baba edası takınır. Zaman zaman bunu abarttığı da olmaz değil. Ama o Hayri Bey’dir. Mahallenin her işi ondan sorulur. Çağdaş bir insan olarak toplumsal duyarlık sahibidir. Olumsuzluklara tahammülü yoktur. Sokağın temizliği, hatta çöp bidonunun yerinden bile o sorumludur.

Bir gün hiç unutmam, adamın biri başka bir sokaktan gelip dükkânın önündeki çöp bidonuna elindeki dolu poşeti bıraktı. Hayri Bey’in kaşları çatıldı, yerinde duramaz oldu. Adama seslendi:

-Sizin sokakta çöp bidonu yok mu? Çöplerini niçin oraya atmıyorsun?

Adam aldırmadan yürüyüp gitti. Hayri Bey’in kan beynine sıçradı; çöp poşetini aldı, adamı takip ederek girdiği apartmanın girişine bıraktı. Dönüp dükkâna gelirken yüzünde iyi bir iş yapmış olmanın rahatlığı görülüyordu.

Hayri Bey, uzun yıllar öğretmenlik yapmış, kendisini yetiştirmiş bir eğitimcidir. Yıllar onu yıpratamamıştır. Ömrünün sonbaharının gelmekte olduğunu görünce çocuklarına bir yenisini ekleyerek baharı saçlarından yakalamaya çalıştı. İşi artık, ağarmış saçlarının tecrübesiyle, bu hayat meyvesini en iyi şekilde yetiştirmek. Yıllar süren eğitim macerasının bütün birikimini bu çocukta gerçekleştirmek istiyordu. Ancak ele avuca sığmayan bu küçük yaramaz Hayri Bey’i esir almıştır adeta. Hayri Bey’in kalbi Yusuf’un adımlarına bağlandığından beri dükkân onun için bir sınıf olmuştur. Yusuf’un bütün yaşıtları Hayri Bey’in eğitim tecrübesinin hedefindedir artık.

Sohbetlerinin dönüp dolaştığı odak Yusuf’tur. Kimi zaman dükkânın önündeki sandalyede derin düşüncelere dalar, kendisinden başka kimsenin bilmediği hülyalar kurar. Yusuf’u mu düşünür, memleketin halini mi, bilinmez. Bunca yıl öğretmenlik yaptım, der, bunca tecrübe… Konferansları kaçırmaz. Medeni cesaretine diyecek yoktur. En olmadık toplantıda ayağa fırlar, konuşmacının ve dinleyicilerin hoşuna gitmeyecek düşüncelerini-dayak yeme pahasına- dile getirir.

Dükkân, Hayri Bey’in eğitim birikimini sergilediği bir mekândır. İletişim uzmanıdır da. Müşteriler onun kibar karşılama sözlerinden sonra dükkândan bir şey almadan çıkamazlar. Hayri Bey ne yapar eder, onları ikna etmeyi başarır, bir şeyler satar:

-Ablacığım, bakınız yeni sezon kıyafetleri! Kumaşları çok güzeldir, sipariş de verebilirsiniz. Siz kumaşı seçin, içeride ölçülerinizi alsınlar. Bakınız şu renk çok güzeldir, şu mankenin üzerindeki elbisenin, size uygun bedenleri de vardır.

Nezaketle arka arkaya sıralanan bu cümleler, sonunda müşteriyi etkiler, Hayri Bey hedefine ulaşmış olur.

İkili, üçlü dost sohbetlerinde katıldığı konferanslar hakkında mini konferanslar verir. Çoğunlukla beğenmez Hayri Bey, bunları ben de biliyorum, der. Ama bir özel yanı var ki Hayri Bey’in düşman başına! Yazmayı sevmez. Tam bir şarklıdır. Sohbet adamıdır o. Saatlerce aynı konuda konuşabilir, muhatabını sıkmadan. Ama yazmaya gelince kolu kanadı kırılır. Onca bilgi ve birikim zamanla eriyip gidecek diye üzülür insan. Yeni çıkan kitapları bulur okur. Bu konuda da pratik bir yol bulmuştur: Sokağın korsan kitapçısı yeni kitapları getirir Hayri Bey’e, o da okur, iade eder.

Hızlı bir sürücüdür Hayri Bey, aracına bindiniz mi, sürekli kelime-i şehadet getirmek zorunda kalırsınız. Ne zaman bir aracı sıyırıp geçeceğini hesaplayamazsınız. İlk geldiğim günlerdi, bana ev arıyorduk; şehrin Hayri Bey’e göre eni iyi cadde ve sokaklarında. O gün akşama kadar nasıl ecel terleri döktüğümü ben bilirim. Eski bir Ford’u vardı. O gün akşama kadar kaç arabayı çizdi unuttum doğrusu.  Ancak alışveriş ustalığına diyecek yoktur. Sizin için pazarlık ediyorsa muhakkak satıcıyı kollar, sizin adınıza. Siz Hayri Bey’den fiyat indirimi beklerken o, satıcının lehine işi bağlamıştır bile. Bunu da sizin lehinize gibi görür, asla aksini anlatamazsınız.

Dışarıdan konferans, seminer vermek için gelen konukları ağırlamak Hayri Bey’in işidir. Evi, arabası ve her şeyden önemlisi bütün zamanı konuğa aittir. Hava alanından karşılayıp alır, ağırlar, yedirir, içirir; arkasından işleri bitince tekrar aynı biçimde yolcu eder. Bu yüzden Türkiye’nin her tarafında dostları tanıdıkları vardır.

Yemek yeme konusunda üstüne yoktur; bu fıtrî ihtiyaç onun için bir sanattır. Üç kişilik yer ama üzerinde izi görülmez yediklerinin; çöp gibi incedir. Arkadaşları imrenir ona. O, gülüp geçer kendisine takılanlara. Çiğköfte favori yemeğidir. Onun bulunduğu sofrada çiğköfte artmaz. Mutlaka son lokmayı o yer. Bir yerde çiğköfte yapılıp Hayri Bey’e haber verilmezse çok kızar, gücenir. Ama bu gücenme saman alevi gibidir; ilk selamdan sonra unutur gider.

Emrivakileri sever. Pat diye sizi bir yolculuğa çağırabilir; hayır deme imkânınız yoktur. Gidiyoruz, der, kendinizi yolda bulursunuz. Bu yolculuk ya bir dost ziyaretine, ya da bir toplu sohbete doğrudur. Yoksa amaçsız bir yolculuğun Hayri Bey’in kitabında yeri yoktur.

Akşam sohbetten dönüyorduk, durup dururken, emeklilik dilekçemi verdim, dedi. Artık yeter! Doğrusu şaşırdım, nereden çıktı emeklilik? Baharı saçlarından yakalamış, ellisinde baba olmanın coşkusunu bütün güzelliğiyle yaşarken, bu da ne demek oluyor?

-Artık her şey dokunuyor, çok hassaslaştım, bırakmam lazım dedim, bıraktım.

Dedim ya, Hayri Bey şaşırtmayı sever. Ama bu kez dönülmez bir yolda. Emeklilik öyle ha deyince hazmedilecek bir lokma mı? Otuz yıllık öğretmenlik macerası öyle bir dilekçeyle sona erer mi?

İçimden, “şimdi hapı yuttun Yusuf” dedim. “Baban artık bütün eğitim teorilerini sana uygulayacak. Paytak adımlarla Hayri Bey’in amansız eğitim deneylerinden kaçabilirsen kaç kurtul!” Hayri Bey’i, günün birinde dükkânı sınıfa çevirip gelen müşterilere ders verirken görürsem şaşırmayacağım.

Eğer gece yarısı Hayri Bey’i sokakta telaşla yürürken görürseniz, bilin ki Yusuf’a dondurma ya da başka bir şey almaya çıkmıştır…

 

Yazar hakkında

Mahmut Kaplan

Mahmut Kaplan

Yorum yaz