Editörün Seçtikleri

HARİÇTEN GAZEL OKUMAK ve DİL BELASI

 

Önce, deyimin hikâyesine kulak verelim:

Vaktiyle İstanbul’da insanlar, müzik dinlemek ve hoşça vakit geçirmek, efkâr dağıtmak için müzikli mekânlara, eğlence yerlerine gidermiş. Müşterilerden güzel sesli olan bazıları da aşka gelip oturdukları masadan gazel okumaya başlarmış. Hatta bunlar arasında sahnedeki sanatçıları bile gölgede bırakacak, onlara taş çıkartacak olan sesler de varmış,  Mekân sahibi de bu karışıklığı önlemek ve mekânında disiplini sağlamak amacıyla sahnedeki saz ekibinin arkasına, büyükçe şöyle bir uyarı levhası astırmış:

HARİÇTEN GAZEL OKUNMAZ!” 

Levhada ayrıca şu ikaz da bulunurmuş:

“Bilmediğin işe sakın karışma,

El içinde küçük düşer gidersin.

Kimseye hariçten gazel okuma,

Beşer değil misin, şaşar gidersin.”

Beşer şaşar. Hariçten gazel okuyanlar hem şaşar hem şaşırtır.

***

Bilen-bilmeyen insanları dörde ayırırlar:

1.Bilir, bildiğini bilir. Bilgin insandır, onun peşinden gidilir.

2.Bilir, bildiğini bilmez. Uykudadır. Uyandırmak gerek.

3.Bilmez,bilmediğini bilir. İkaz edilmelidir.

4.Bilmez, bilmediğini bilmez. Bu insan cahildir. Ondan uzak durmak lazımdır.

Her yol eğitime çıkıyor.

Söze saygı: az, öz, yerinde ve lüzumu kadar konuşmak. Başkalarına da söz hakkı tanımak.

“İnsan dilini neye alıştırırsa, o minval üzere konuşur(muş).”

Hariçten gazel okuyanlara dikkat ederseniz, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardır.Vatan ve hürriyet şairi Namık Kemal’in güzel bir sözü vardır:

“Zihin fukara olunca akıl ukala olur.”

Kitabın çok, okuyanın az ve cehaletin hüküm sürdüğü toplumsal ortamlarda fikir fukarası ile akıl ukalası mebzul miktarda bulunur.

Zihnin fakir kalması da olsa olsa okumamaktan kaynaklanır. Oksijensiz kalan beynin ölmesi gibi, okuma gıdasından mahrum kalan zihin de muhtemelen gelişmeyecek, cılız kalacaktır.

Hariçten gazel okuyan insana kelâmzede dense yeridir.

Bilmediği, fikir sahibi olmadığı, aklının ermediği, üstüne vazife olmayan işlere karışmak, söz söyleyip akıl öğretmek. Ukalalık desek abartı olmaz. Mesele dönüp dolaşıp yine ciddi ciddi okumaya geliyor.

Fukaralık ile ukalalık. Kararsız Kasımlar ile Molla Kasımlar. Birisi fikir fukarası, diğeri kendini akıllı ve bilir sanan, bilgiçlik taslayan akıl ukalası.

***

Eskiden bilenler konuşur, bilmeyenler dinlerdi. Sonra bilenler dinlemeye, bilmeyenler konuşmaya başladı. Şimdi ise bilenler suspus,  sahneden çekildi, meydan hem bilmeyen hem ağzı olanlara kaldı.

Medyadan kitlesel atışlar serbest!

“Nadanlar eder, sohbet-i nadan ile telezzüz,

Divanelerin hemdemi divane gerektir.” (Z.Paşa)

Susmasını bilen insanı mumla arıyoruz. Bilgisi değil de ağzı olan konuşuyor. Gevezelik ya da boşboğazlık.Bunlar da çağımızın bir başka hastalığı olsa gerek.

“İnsanız elbette konuşacağız” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. İnsanlar konuşa konuşa.

Ne var ki, kavgalar da ya çok konuşmaktan veya adabınca konuşamamaktan çıkmıyor mu?

Leyleğin ömrü laklakla geçermiş. Leylekler, baharın gelişini müjdeleyen göçmen kuşlardır. Sanıldığı gibi ömrü de laklakla boşa geçmez onların.

Mariz bir asrın geleceğini nazar-ı Nübüvvetle gören İnsanlığın İftihar Tablosu ve ‘İnsaniyet-i Kübra’nın tebliğ ve temsilcisi (as), bizi çağlar ötesinden, “Sizin hakkınızda en çok korktuğum…” şeklinde uyarıcı ve dikkat çekici beyanlarla ikazlarda bulunmuş.

İkaz cümleleri, dikkat çektiği yüzyılın (ki, ona ahirzaman, dünyanın son demleri diyoruz) hastalıklarına da işaret etmektedir. Kötüden en kötüye. Mesela, yalan ve birbirini kırmak olanve savaştan beter olup fitneye sebep olan nifak gibi.

***

Kalbin tercümanı olan dil, hem dost hem düşman kazanma aracı. Kullanıma bağlı.

Nimet iken nikmet de olabilir.

Hayır söylemek yahut susmak.

“Beyanda sihir vardır.” HŞ.

Kitleleri sözle efsunlamak, büyülemek.

Söz sihirbazı. Laf ebesi ve laf cambazı. Demagog. Popüler kavramların sömürücüsü. Akla değil hissiyata, duygulara yönelik söylem kullanır. Günah Keçisinin mucitleridir. Yalanı,sürekli ve farklı şekilde kullanma becerileri üst düzeydedir.

Dili, lisanı ile âlim, hakîm, filozoftur ama yaşamı, ameli, işi, fiiliyle cahil. Diliyle insanları avlar ve tavlar. Sözel tuzak. Medya da buna çanak tutar. Toplum da ‘adavete muhabbet’ eder hale gelip teşne olunca, hedef hep on ikiden vurulur.

Hariçten gazel okuyanların gazellerine kulak verdiğimiz kadar bu gazelhanların(!) hayatlarına da göz atmalı, göz gezdirmeliyiz. Yoksa aldanmak kaçınılmazdır.

Hariçten gazel okudukça, dilin belası da artar.

Dinî öğreti de bunu ihmal etmemiş.

İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin vay haline!” (Hümeze)

“Hümeze ve lümeze” demiş.

Hümeze;  dille, lisanla,

Lümeze: fiille, el-kol, kaş-göz hareketiyle, tavır ve davranışlarla,başkalarını çekiştirmek, alaya almak, küçük düşürmek.

İkisi de kötü, ikisi de kötülüğe sebep.İkisi de ayıplanmış ve kınanmış.

Yalnızca bunlar mı?

Vay haline o gün yalanlayanların” (Mürselat) diyerek, gerçeklere karşı gözünü kapatmış ve kulağını tıkamışları ve yalanlayanları 10 defa şiddetle uyarıyor Kutsal Kitap.

Gözü kapamakla gece olmaz.

Dedikoduya zemin hazırlayan tecessüs, gizli halleri araştırma ve suizan, kötü düşünme.

‘Hayat-ı siyasiye ve içtimaiye’nin bu zamane çarşısında rağbet gören ayıplı malları.

Yalan, tezgâhın has kumaşı. İftira, gıybet, söz ve laf taşıma, göze girmek isteyenler için işgüzarlık, dalkavukluk, yağcılık, istismarcılık, mugalata,yanıltma, aldatma, zamanımızı heder eden savsaklama ve sorumluluktan kaçma defolu olsalar da rağbet edilen diğer gözde(!) ürünler.

Müşterisi o kadar çok ki. Arz-talep meselesi.

Doğru ile yalan, çirkin ile güzel, iyi ile kötü aynı tezgâhta. Ayırt etmek zordan zor. Tezgâha gelmek işten değil. Geliyoruz da.

Fakat mesela, iyi ile kötü mal aynı rafta aynı fiyatla satılsa, aklı başında olan müşteri yahut insan, satıcının sözüne güvenip iyi olmayan, kötü malı alır mı? Bedava bile verse almaz değil mi?

Zaaflarıyla malul insanların çağındayız.

Yalan bazen bir şahısta tecessüm eder yani cisimleşmiş hale gelir ki, yalan o şahıs, o şahıs da yalanın ta kendisi olur. Ne vakit o şahıstan bahsedilse, yalan ve yalancılık akla gelir ve onun için, “yalancının tekidir” derler.

Bir insanın,halk nazarında ve hak katında yalan ile birlikte anılması ne kötü!

Kişiyi, kötüye götüren bir kötülük. Dil belası.

Yalancıların piri ve “Büyük Yalan” tekniği veya teorisinin sahibi Goebbels, “yeterince büyük yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır” diyor.

Aynı Goebbels, “İngilizler, yalan söylediğinde büyük yalan söyleme ve ona bağlı kalma ilkesini izler” diyerek başka yalancılara da işaret eder.

Tencere dibin kara, seninki benden kara. Başkalarını karalayarak kendini aklama taktiği.

Yalan Söyleme Sanatı isimli kitabında Mark Twain, bir başka yalan türünden bahseder. Sessiz yalan. Gerçekler karşısında sus pus olma hali. Hakikati gizleme çabası, eylemi.

Şimdilerde bunun daha dehşetlisini yaşıyoruz. O da olanca çıplaklığına rağmen gerçekleri ters yüz etmek hokkabazlığı.

Yalanın gücüne ve tesirine kendini inandırmakla kalmamış, kitleleri de yalanına inandırmış, ortak etmiş, peşinden sürükleyenbir yalancı.Yalan, onda meslek ve meşrep haline gelmiş. Meslek, izlenen yol, meşrep de huy ve farklılık demektir.

Ne ki, dijital çağda yalancının mumu, yatsı vaktine kadar da yanmıyor. Bazen yandığıyla söndüğü bir oluyor.

Seven, sevdiğine tabi olur, yolunda gider, izini sürer, adımını takip eder, değil mi?

‘Yolcu yolunda gerek’ demişler.

Biz, hangi yolun yolcusuyuz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar hakkında

raşid duran

raşid duran

Yorum yaz