Editörün Seçtikleri Hikaye

Gelemeyeceğim gittiğin yere

03 Mayıs 1965

Vuslat vakti
Ömrümün şeb-i aruzunda
Başladım yazmaya
Bende kalan ne varsa

Lütfedilir, her doğum günümde
Rabbimden hediye
Yağmur yağar, yeryüzüne
Bu sefer hediyem kırmızı defter
Yazsam bir, yazmasam bin beter
Belli olmaz ömrüm ne zaman biter

06 Mayıs 1967

Kapıları açık bırakıp bırakıp
İşe gidiyor anne kuşlar
Yavrular annelerini özlüyorlar
Sesini duyamayınca aramaya başlıyorlar
Bazen aşağıya düşüyorlar
Sonra hem anneleri üzülüyor hem de ben

-Saçmalama!
Kuş yuvalarında kapı olmaz
Kesin kocaman elli canavarlar vardır
Tutup tutup aşağıya atıyorlardır

-Neden aşağıya atıyorlar ki
-Tüyleri yok, çirkinler, sevmiyordur onları
Saçlarını kestirirsen seni de fırlatır uzaklara
Evinin yolunu bulamazsın

-Ağaçlar yüksek, tırmanamıyoruz
Yukarıda olan biteni göremiyoruz

Açık bir yer vardır belki
Canavar diye bir şey yoktur bence

-Hey! Baksanıza!
Leyla başladı yine saçmalamaya
Kuş yuvalarının kapıları varmış
Açık kalınca yavrular düşüyormuş!

-Tırmanmayı öğrenirsem gerçeği göreceğim
Kuşların düşmesine izin vermeyeceğim

06 Haziran

Ortalık karanlıkken korkmuyorum
Güneşin uyanacağını biliyorum
Ama önce anneler, sonra çiçekler
Hatta eşekler güneşten önce uyanıyor
Nal seslerine de kuşlar
Ne çok anlatacakları var, cıvıl cıvıllar
Azıcık gözlerim kapanıverecek olsa
Sıkıca tutunuyorum anneme
Eşekten düşersem eğer
Kuşlar gülerler

2 Temmuz

Uzak tarlaya geldik annemle
Narin bebek kucağımda
İpek gibi saçları
Dağılıyor rüzgârla

Ne güzel arkadaşsın sen
Sana evler yapayım, etek alayım
Saçlarını incitmeden öreyim

Ses Narin’in kulaklarına kadar geliyor:
Testiyi getir kızım, yandım susuzluktan
Narin uyuyordu zaten, hemen gelecektim ben

Testiyi götürdüm anneme
Döndüğümde
Narin’im eşeğin ağzında

Almaya çalışacağım ama vermez ki
Ağlıyorum, bağırıyorum
Dağların ağlama sesini duyuyorum
Fırladı o vakit annem:
-Ne oldu? Tepti mi seni hayvan?
-Yok, dedim ağlayarak, yiyor bak yiyor onu
-Acıkmış hayvan, yiyecek elbette darıları
Hepsini yesin, aç kalmasın

Mısırların hepsini eşeğe verdi
İçlerinde Narin’in arkadaşları vardı
Bebeğimi bıraktı yığına daldı
Usulca yaklaştım
Yerden aldım

Saçlarında salyalar kaldı
Yıkadım, sardım sarmaladım
Toprağa bıraktım
Eşeklerin yanında oyun oynanmayacak
Bunu anladım

31 Ağustos

Arkasına basılmış ayakkabı
Üzerinde beton artıkları

Tekmeledi odamı
Böyle olmaz evler!
Kızlar ev yapmaz!
Kızların elleri temiz olur!
Dedi ayakkabı sahibi

Çamurdan ev yapardım kendime
Odalar, bahçeler, çiçekler
Gelir evimi tekmelerdi
Sesimi çıkarmazdım
İçin için ağlardım, kızmazdım
Buna hakkım olduğuna inanmazdım

Hiç vazgeçmezdim
Her gün daha güzel evler yapardım
O yine tekmeler, ben yine ağlamazdım
Öteki günler yine yine hep yine…
Yılmadım, hep daha iyisini yaptım
O tekmelerdi
Sadece biraz daha kuvvetli

11 Kasım

Toplamam sofrayı, arkadaşım bekliyor
İşim çıktı, ayağım kaydı, ellerim tutmaz
Hem ben yokum, kimse bulamaz
Ağaçtan evime herkes çıkamaz…

Kestiler dallarını
Hep ağaçtasın
Düşersen kırılır kanatların

Narin’i eşek yedi
Evimi ayakkabı tekmeledi
Ağacın dalları kesildi
Demek böyle olması gerekti

20 Nisan 1968

Kemik tarakla tarıyor saçlarımı dedem
Hem de erkenden:

Buğday buğday saçları
Kalem kalem kaşları
Bebeğini sallıyor
Salıncaktır saçları

Koklamaya kıyamam
Örmelere doyamam
Bin ton üzüm verseler
Bir teline kıyamam…

Dedem ölmüş benim, sen çok yaşa dede
Bak sen öldün diye öğretmenim gelecek bize
Zehraaa…
Size değil, kimseye değil, bize gelecek bize

Badem ağacındayım, evimdeyim işte
Bebeğime gelinlik dikmekle uğraşmayacağım

Gelinlikler giymiş ağaçlar her yerde
Eşekler onlara yetişemez
Saçlarım da salıncak
Yavru kuşlar sallanacak

Beni kimse ağaçtan indirmedi
Eşekler yukarılara yetişmedi
Ağaçların dalları kesilmedi
Gelenler saçlarımı çok sevdi

Yalnız, Nurten çok kızdı, bağırıp çağırdı
Ayıp, dedi ayıp, deden öldü, umurunda değil
Ağlayamıyorsan bile ellerine tükür
Sonra da yüzüne sür

Ellerime tükürüp tükürüp yüzüme sürdüm
Dedem gitti, gün bitti, çiçekler meyvelendi

Soğuklar, okullar bitti, annem hep tarlaya gitti
Bazen uyumadım, gezmedim, saçlarım örülmedi
Dedem gittiği yerden bir daha dönmedi
Öğretmenim diğer çocukların evine de gitti

06 Haziran

-Dış kapı kilitli, Leyla’nın başı bitli
-Hayır bitsiz!
-Bak kapılar kilitli, senin başın bitli

Derin uykulardayken
Kim bilir düşlerimde neyin peşindeyken
Üşüşmüşler benden daha kıymetli saçlarıma
Ömrüme, hayallerime, başıma, alnıma
Saçlarımla birlikte alın yazımı da kesmişler

Ah ben hep alnımı saklarım
Görülmesin yamalı alınyazım

– Bak kapılar kilitli
– Leyla’nın başı bitli

Oğlan çocuklarına benzedim biraz
Başımda yara izleri…
Nerelerden düştüğümü hatırlayamasam bile
Besbelli işte yaramazlığın baş izleri

Saçlarla birlikte bitler de bitti
Okullara kadar uzasa bari
Umurumda olmaz hani
Bitli dolaşmaktan daha iyi

Külle yıkıyorum saçlarımı
Saç uzatan yiyecekler neler
Mısırlarda salkım saçak püsküller

Nasıl uyanık kalırım, öğreniyorum
Kimse bitleri bilmesin, istiyorum
Bir kere adım çıktı mı bitliye
Oynamaz kimse benimle

Konuşurlarken duydum bir ara:
Bit mit yok o kızın saçlarında
Unutulur gider nasılsa
Ölüm yok ya ucunda
Çok uzundu zaten
Kökü onda değil mi, uzar yeniden
Yoksa nasıl öğrenecektim
Saçlara şekil vermeyi
Berber çırağı değilken

Saç uzama duası var mı
Bir gecede uzar mı
Her ay daha çok uzar, diyor annem
Sonra o çok sevdiğim tekerlemeyi:

Günde bir karış, ayda bir kulaç
Saç aşağı, kız yukarı

Gece olunca soruyorum Ay’a
Şekilden şekle giriyorsun
Sen bir yolunu biliyor musun
Saçlarım zamanla değişir mi

11 Kasım 1969

Ay geldi, gitti, zaman geçti
Yiyip içtiklerim şifalı geldi
Hey! Dolunay!
Bak omzuma değiyorlar şimdi

Alnımdaki iz büyüdü benimle, kapanmadı gitti
En çok gülerken gerilir tenim
Kimsesizken, aynada yüzleşirken
Beliriverir, unutturmaz kendini
Gölgesi uzayan insanlar gibi
Bayram, düğün olsa da cenazeye koşanlar gibi
Badem ağaçlarının gölgeleri kaplıyor her yeri
Onların altındaymış meğer dedemin yeri
Ben küçüğüm, gelemem şimdi

Koca sınıfta söz verdim bir kere
Bir gün profesör olacağım
Özür dilerim dede
Gelemeyeceğim gittiğin yere

Yazar hakkında

ayşe inci

ayşe inci

Yorum yaz