Deneme Editörün Seçtikleri

Esir

Geçen akşamüstü ormana ikindi çayına gittim. Bir arkadaş, uzakta bir ceylanın otladığını söyledi. Herkes başını o yana çevirdi. Her birimiz ceylanı görmeğe çalışıyorduk. Nitekim kısa bir göz taraması sonunda herkes, evet, diyordu, görüyorum!
Gözlerimi, gördüğümü sandığım ceylana takarak ve kalbimden çözdüğüm bir ağı ceylanın boğazına bağlayarak boyumu aşan ay çiçeği fidanlarının içinde yüzmeğe başladım. Elli metre kalmıştı. Anladım ki herkes gibi bana da ceylan görünen, bir ot serabıydı. Kaskatı kesildim. İçimde birdenbire bir çökme oldu. İşte o an orada külçe gibi yığılıp uykuya daldım. Hâlbuki geri de dönmem, uyanmam lâzımdı. Ve derken küçük bir ceylan, dikkatli ve lirik bir dansla karşıma çıktı. İki otluyor bir bakınıyordu. Heykel gibi önünde duran beni görmüyordu. Çünkü ben onu düşte görüyordum. Böylece dakikalar sürüp gitti. Ay çiçeği tarlasına merbut ormanın içindeki bir dönümlük çimenlikte yavru bir ceylanla yapayalnızdım. Üstelik bu bir rüyaydı ve beni bekleyen arkadaşların yanına dönmem için uyanmam gerekliydi. Uyandım. Ceylanın boynuna attığım kemendi çözdüm.
Yavru ceylan, başını son kaldırışta beni gördü. Bir anlık titrek bir irkilmeyle sanki beni görmemiş gibi iki daha otladı, sonra yeni ve hızlı bir raksla ormanın sessiz sırları içine süzülüp uçtu. Raks esnasında boynuma taktığı kementle arkasından beni de sürükledi. Gittim. Fakat bir ceylan içyapısında! Onun ormana girdiği kapıdan başımı uzatıp kendi dünyasına baktığım zaman, kafamda taşıdığım akılla, o dünyaya tahammül edilemez olduğunu hissettim.
Sonra da beşerî çerçeve ile beşerî olmayan arasındaki bağlantıyı tanımaktan hem mahzun, hem müteselli, hem mesrur hem meyus çay sofrasına döndüm.
Ama artık, küçük bir yavru ceylanın vurduğu, yaralarından kan damlayan bir esir gibi.

Arpajon

Yazar hakkında

Suad Alkan

Suad Alkan

Yorum yaz