Deneme Editörün Seçtikleri

Emek ve ittihad

Bediüzzaman kriz dönemlerini (iktisadsızlık) şöyle tarif etmiştir: “İktisadsızlık yüzünden müstehlikler (tüketiciler) çoğalır, müstahsiller (üreticiler) azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayatı içtimaiyenin medarı olan “san’at, ticaret, ziraat” tenakus eder. O millet de tedenni edip   sukut eder, fakir düşer.” Lem’alar –

Dünyanın ekonomik buhran dönemleri olarak bilinen bir vasatta söylenmişti. Ki Bediüzzaman’a göre aslında sözkonusu olan “manevî buhran”dı: “Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor. Manevî temelleri sarsılan garb cem’iyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taun felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müdhiş sâri illete karşı, İslâm cem’iyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cem’iyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kal’asını, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaîmi teksif etmiş bulunuyorum.” Tarihçe-i Hayat-

Bunu söylerken bir iddiayı da ortaya koyuyordu: “Risale-i Nur’u anlamıyorlar yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin mes’eleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler te’lif eyledim. Fakat ben, öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cem’iyetin iç hayatını, manevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur’anın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki İslâm cem’iyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cem’iyet yoktur.” Tarihçe-i Hayat –

İletişim Yayınları’nın “İktisad ve Diğer Bilimler”i iktisadî sürecin bilim yapma ve üretme süreciyle birlikte düşünme gereğini gösteriyor. Farmer’in makalesinde geçen, kompleks sistem yaklaşımı, geleneksel iktisad teorisi ile ekonometri arasında ortada bir yerde görülebilir. Geleneksel iktisad yukarıdan aşağıdadır; karar vericiyi ilk ilkeden modeller ve daha sonra test eder. Ekonometri ise aşağıdan yukarıya veri güdümlüdür. Kompleks sistem yaklaşımı ise aşağıdan yukarıya veri güdümlü yaklaşımı, aracı ve kurumları açık şekilde sunarak ve onların etkileşimlerini modelleyerek, geleneksel ekonomiden farklı biçimde her şeyin temel ilkelerden türetilmesi gerekliliği olmadan almaktadır. Çünkü modern fizik determinist dünya görüşünden uzaklaşmıştır. Kuantum fiziğine göre atom ya da atom altı seviyede parçacıkların dinamiği deterministik olarak açıklanamaz çünkü bir parçacığın pozisyonu ve momentumu eşanlı olarak ölçülemez (Heisenberg belirsizlik prensibi). Plank sabitinin bulunuşu bir parçacığın enerji seviyesinin tüm değerlerinin sürekli şekilde değil de, ayrık şekilde belirlendiğini göstermiştir. H. Poincaré ise doğrusal olmayan dinamikte integrali alınamayan (bir araya getirilemeyen) bir çok sistem olduğunu göstermiştir. Belirsizlik insan zihninde üretilen sosyal dinamiklerin tabiatında vardır. Aracıların sınırlı rasyonelliği, yeniliklerin öngörülmezliği ve çoklu dengenin varlığı belirsizliğin sosyal dinamiklerin özünde olan bir unsur olarak görülmektedir. Tekâmülcü iktisadî modeller bu belirsizliği tanımakta ve açık hale getirdiği iddiasındadır. Bu doğrultuda tekâmülcü simülasyonlar sosyal deneyler için bir laboratuvar olarak görülebiliyor. Frenken ve Faber’e göre söz konusu modeller, mekanizmalardaki farklı durumları çalışmada ve model içinde varsayımlarda bulunma ve haricî değişiklikleri belirlemede yardımcı olabilir.

Bediüzzaman insan zihnine “gezegenin” ötesinde hakikate bakmayı öneriyor. Buna göre: “Kader, ilim nev’indendir. İlim, malûma tâbidir. Yani nasıl olacak, öyle taalluk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil. Yani ilim desâtiri; malûmu, haricî vücud noktasında idare etmek için esas değil. Çünki malûmun zâtı ve vücud-u haricîsi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder. Hem ezel; mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel; mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona ezel deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertib ile girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir. Şu sırrın keşfi için şu misale bak: Senin elinde bir âyine bulunsa, sağ tarafındaki mesafe mazi, sol tarafındaki mesafe müstakbel farzedilse; o âyine yalnız mukabilini tutar. Sonra o iki tarafı bir tertib ile tutar, çoğunu tutamaz. O âyine ne kadar aşağı ise, o kadar az görür. Fakat o âyine ile yükseğe çıktıkça, o âyinenin mukabil dairesi genişlenir. Gitgide, bütün iki taraf mesafeyi birden bir anda tutar. İşte şu âyine şu vaziyette onun irtisamında, o mesafelerde cereyan eden hâlât birbirine mukaddem, muahhar, muvafık, muhalif denilmez. İşte kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadîsin tabiriyle “Manzar-ı a’lâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı a’lâdadır.” Biz ve muhakematımız, onun haricinde olamaz ki, mazi mesafesinde bir âyine tarzında olsun.” Sözler –

Bununla birlikte tarihe ve içindeki iktisad süreçlerine de buradan pencereler açılabilir; öngörülerde bulunabilir: “Madem meylü’l-istikmal (tekemmül meyli) kâinatta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten dercedilmiş. Elbette beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa; istikbalde hak ve hakikat, âlem-i İslâm’da nev’-i beşerin eski hatiatına keffaret olacak bir saadet-i dünyeviye de gösterecek inşâallah… Evet bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ve müntehası birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazan tedenni içinde kış ve fırtına mevsimi gösterir.” Tarihçe-i Hayat –

Yazar hakkında

Caner Kutlu

Caner Kutlu

Yorum yaz