Editörün Seçtikleri Hikaye

Davud Peygamberi Taklid Eden Zerdüşt 

 

Ruhu ile sûreti söze dönüştürmeyi isteyen Zerdüşt, kazandığı varlığı bitmeyecek bir sesin yankısı içinde harcayacaktı. Her seslendiğinde dağa çapıp söz olarak geri gelecekti. O kadar gürdü ki sesi göğün en üst noktasına çarpıp sonra yere inebilirdi.

 

Bu inançla yeni sözler yakalayabilir, sesleri kutsal bir geri dönüşle her zaman bir yer bulabilirdi. Böyle, söze bürünen sayısız sesler çıkartabilirdi Zerdüşt.

 

Zavallı Zerdüşt! Hâlbuki küçük bir cırcır böceğiydi.

 

Bir sabah yine gökten gelen, ancak kendinin olmayan bir yankıyla irkildi. Lazer gibi içini kavuran bir yelin göğe çarpıp geri dönen uğultusu… Hiçliğe atıyordu değdiklerini. İçsiz bir kabuğa dönüşünce ne sesin ne sözün yankısı kalabildi.

 

Soğuktan donakalan uzun sakalları buzdan kalıp halinde yere düştüğünde anladı Zerdüşt, ölüm ateşten değil akıştandı.

 

Karabasan

 

Karlı günlerde üzerimize çöreklenen bir gölge, zayıf bedenlerimizi ezerek içimize kök salıyordu. Kısa sürede de çürümeye başlıyordu. Çürüdükçe gövdesi irileşiyor ağır ağır sallanarak yukarı doğru yükseliyordu. Kara bir başka gölge de gün yüzünü tamamen kapladığından dondurucu soğukta göz yaşları da akamıyordu. Dolayısıyla gittikçe zayıf düşüyorduk. Bu şekilde, gölge yükseldikçe, kökleri çürüdükçe ve sallandıkça kendi hiçliğimizle baş başa kalıyorduk. Zamanında tutunmuş olduğumuz köklerin ipleri üzerimize sökün ediyordu. Kaçıyorduk elbette. Kaçtıkça da küçülüyorduk. Hiçliğe atacakken kendimizi o bizi tekrar sarıyordu. Yeni elbiseler giydiriyordu üzerimize eskiden kalan, yeni takılar takıyordu üzerine uymasa da. Etlerimize güç, belleğimize ışık, ruhumuza erdem takıyordu. Eğlenceli bir gülümseme akıyordu ağız suyundan.

 

Sonra dikili olduğumuz ağaç gövdesi büyük bir iç gürültüyle yıkılıyordu ki uyandırıldık. Gölgeler kalkmıştı. Çünkü güneşe teslim olmuştu sabahın gelişiyle… haşir meydanına atılı halde sahiplerini bekleyecekler. Uyuşukluk içinde.

Yazar hakkında

Caner Kut

Caner Kut

Yorum yaz