Deneme Editörün Seçtikleri

Cemaatler / Tarikatlar Kimi Destekleyecek Paradoksu

Yine seçim geliyor ya, gazeteler pek meraklı oldukları Nurcuların kimi destekleyip, kimi desteklemeyeceklerini boy boy yayınlamaya başladılar. Nurcuların bir kısmı da kimi destekleyip kimi desteklemeyeceklerini bağıra bağıra açıklamaya devam ediyorlar.

Medya organları bu paradoksu bilerek, isteyerek, sansasyon anlamında kullanmaya çalışıyor. Bunun işleri olduğunu düşünüyorlar. Ama medyanın bu çanaktutuculuğunun yanında başka hakikatler var. Hadi beraber birazcık gerçeği arayalım:

Nurculuk, Said Nursi’nin yazdığı Risale-i Nur adı verilen kitapları okuyanların bir araya gelenlerinin oluşturduğu dini bir topluluk.

Nursi’nin asıl hedefi hep din, iman, Kur’an’ın anlaşılması olmuş.

Siyasetçilerin kendilerine yanaşmasına, makam, mevki, para tekliflerine pirim vermemiş, hepsini elinin tersiyle iterek hayatını hep bir inziva ve fakirlik içinde yaşamış, yamalı elbiseler giyerek bir otel odasında vefat etmiş.

Bediüzzaman’ın vefatından sonra talebeleri farklı coğrafyalarda onun hizmetini devam ettirmişler, zamanla 9/10 tane birbirinden bağımsız gruplar oluşmuş.

Nursi hayattayken din karşıtı, katı CHP karşısında dine musamaha ile bakan DP’yi desteklemiş ancak fiilen siyasete hiç karışmamış, talebelerini de fiili siyasete karıştırmamış.

Abdülhamid’in, İttihatçıların, Atatürk’ün, Menderes’in tüm tekliflerini reddederek dini siyasete alet etmeme ve ettirmeme prensibini hep korumuştur.

Daha sonra şartların, zamanın değişmesi ve diğer sebeplerden dolayı Nurcuların kolları farklı farklı partileri desteklemeye başlamışlar.

Nur cemaati birbirlerinden farklı pek çok grupdan oluştuğuna göre gazetelerin yazdığı veya medyada söylenen, “Nur cemaatı seçimlerde kimi destekleyeceğini açıkladı.” gibi ifadeler ya cahilliğin ya da bir kastın ürünüdür.

Nur cemaati dediğimiz topluluk bugün Amerika’dan, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustuyra’ya kadar yayılmış din, iman, Kur’an hizmeti yapmayı amaçlayan farklı farklı grupların ortak üst kimlik adıdır.

Bu grupların tarzları, metodları birbirlerinden farklılıklar göstermekle beraber, siyasi görüşleri de çoğu zaman farklıdır.

Bu gruplar zamana göre aynı anda Demirel, Çiller, Özal ve Erbakan’ı destekleyebilmişler, hatta bazen bu desteklemeler yüzünden aralarında problemler doğmuş, yeni gruplar meydana çıkabilmiştir.

Son refarandumda bunların bazıları hayır derken, bazıları da evet diyebilmişlerdir.

Dün olduğu gibi bugün de, –belki de demokrasinin, hürriyetlerin gereği olarak- farklı gruplar farklı partilere oy vermeyi düşünüp bunu kamuoyu ile paylaşmaktadırlar.

Bu noktada Nurcuların üzerine düşen görev, açıklamalarını bütün Nurcular adına yapmamaktır. Zira hiçbir grup veya Nursi’nin hayattaki hiçbir talebesi Nurcuların tamamını temsil etme hakkına, yetkisine sahip değildir.

Doğrusu “Nurcular şu partiye oy verecekler” değil, “Nurcuların şu grubu bu partiye oy verecek, veya vermeyecek.” şeklindedir.

Dini cemaatler bu ülkenin bir gerçeğidir tamam. İsteyenin, farklı grupların istediği kişi veya partiyi destekleyip desteklememesi de haklarıdır.  Ama 15 Temmuz öncesi ve sonrası ile bize gösterdi ki, cemaatlerin cemaatleri adına, cemaat menfaati için siyasete girmeleri, makam mevki, para, mal, mülk peşinde koşmaları hem ülkeye hem, insanlara, hem idareye hem de o cemaatlerin kendilerine zarar vermektedir.

Said Nursi’nin siyasetten uzak durma, kendisini ve talebelerini siyasete alet ettirmeme, siyasete, iktidara talip olmama prensipleri sadece Nurcular için değil, bütün cemaat ve tarikatler için hayati bir prensiptir.

Her ne kadar böyle bir açıklama herkesin hakkı olsa da, ben dini grupların, cemaatlerin, tarikatların her seçimde şunu destekliyoruz, bunu desteklemiyoruz açıklamalarının  onların varlık sebeplerini zedeleyen, dini hizmetlerine gölge düşüren, onur kırıcı bir davranış olarak görüyorum.  Bugün en büyük problemimiz ümeradan medet ve menfaat uman ulemadır.

Yazar hakkında

Levent Bilgi

Levent Bilgi

Yorum yaz