Deneme Editörün Seçtikleri

ÇAĞDAŞ OLİMPOSLULAR

 

Olimpos ve Olimposlular

Olimpos; antik çağın kutsal dağı. Dokunulmazların, ölümlü tanrıların ve tanrıçaların dünyevi meskeni. Mitin, mitosun ve mitolojinin sanal mekânı. Esriklerin, bekrîlerin, haşhaşilerin, sabahların yerküresi.

Olimposlular; burada ikamet eden beşer-üstü(!) üstünler.

Antik çağdan günümüze evrim, devrim, çevrim, değişim, dönüşüm, isim, cisim, resim değiştirerek gelen modern zamanların modern olimposları vardır.

Günümüz Olimposlularının kutsalları, madde ve mana olarak bizimkinden çok farklıdır.

Mesela, Goebbelslerin, Makyavellerin, Müseylimelerin ve takipçilerinin kutsalı, yalan.

Mesela, gücün zehirlediği titanların kutsalı, temellük ve tahakküm.

Mesela, akıl tutulması yaşayan harislerin kutsalı, gerçek dışılık, demagoji ve cerbeze.

Ortak aklı sevmez onlar. Tercihleri hep “rey-i vahitten” yanadır. Kutsalı da budur.

Ezcümle; Olimposluların kutsalı, işine yarayan her şey.

Eski dünya yenidünya. Avrupa’dan Asya’ya her ülkenin bir Olimposu bir de Olimposluları vardır. Olimpos dağının zirvesindeki fildişi kulelerde, sırça köşklerde ikamet eden tanrı ve tanrıçalar: Ayrıcalıklı, imtiyazlı, seçkinler.

Safa tepesinin eteklerinde ikamet edenler: Guraba!

Ne ki, müjde onlara: Tûbalilğuraba!

Guraba sözcüğünü, bağlamından koparıp ona tembellik, uyuşukluk, miskinlik, eylemsizlik, dilencilik, halka el avuç açma ve yüzsuyu dökme gibi -olumsuz- anlamlar yükleyip, alkışladığımız sanılmasın.

Tam aksine, bizim için aslolan, “çalışıp kazanan Allah’ın sevdiği insan” beyanıdır. Yani, el emeği, göz nuru, damla damla, boncuk boncuk alın teri.

İki günü eşit olan ziyandadır.” (HŞ) Çalışmaya teşvik. Emeği tercih. Terakkiye rağbet. Hep yükselmek, ilerlemek, gelişmek yönünde çabaya işaret.

Terakkiye evet, tedenniye hayır.

Ne tembelliğe ne sömürüye övgü düzecek, alkış tutacak, güzellemeler yapacak değiliz.

Muştulanan guraba ile diğerlerini iltibas etmeyelim, birbirine karıştırmayalım.

Kutsal kitabın dört esasından birisi, adalettir. Hem beşeri sistem, düzen ve nizam da muvazeneye, uyuma, ölçüye, dengeye istinat eder, dayanır.

Muvazene korunduğu sürece barış, huzur ve mutluluk sürer gider. Burada aile ile devlet fark etmez.

İhtilale sebebiyet veren bir olimposlu (!) Fransız kraliçesi şöyle demişti: “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler!”

Toplumsal hercümerce kapı aralayan şu iki cümlecik:

“Birinci kelime:’Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne.”

“İkinci kelime:’ Sen çalış, ben yiyeyim.” (Sözler)

Olimposlu seçkinler ile Safa tepeli guraba.

Nebevi (as) beyanda efendi, “milletine hizmet eden.”

Olimposluların dünyasında efendi, “milletin hizmet ettiği imtiyazlılar.”

Bir de kraldan daha çok kralcı sınıf var.

Hangisine inanacağız?

İnhiraf ya da doğrudan sapma.

Doğrudan, iyiden, yararlıdan, güzelden, hayırdan inhiraf, karşıtıyla neticelenir.

Ters yöne giren aracın kazaya sebebiyet vermesi gibi.

Hürriyetten inhiraf esaretle, adaletten inhiraf zulümle, bilimden inhiraf cehaletle, çalışmaktan inhiraf sefaletle, muhabbet ve uhuvvetten inhiraf da adavetle sonuçlanır.

İnhiraf, doğru ile eğrinin arasındaki makasın açılması. Ve insanın, eğriden yana makas değiştirmesi.

İnhiraf, bir yanda dengenin öte yanda özdenetimin elden kaçması.Kalp ile kafa irtibatının kopması.

İnhiraf, akıl, kalp, vicdan, ruh ve bedenin ayrı tellerden çalması, ayrı dünyalarda yaşaması.

İnhiraf, aklın kalbe, cesedin ruha ölümüne muhalefeti.

İnhiraf, adavet ve husumeti netice veren sapma.

İnhiraf, insanların hak ve hukukunun haksız yere gasp edilmesi. Yani zulüm.

İnhiraf, insanların maddeten yokluğa, manen ölüme mahkûm edilmesi.

İnhirafın bir başka biçimi de iyilik zannıyla kötülük yapmak.

Ya da kötülüğü, iyilik diye takdim etmek. Bu anlamda, gerçeğe sırt çevirip Polyannacılık oynamak ve Pinokyoculuk yapmak da bir inhiraf türü ve türevidir.

İlkelliğin yeni sürümü:abrakadabra!

Ne sihirdir ne keramet dil çabukluğu marifet!

Düşmanı uzaklarda aramam

Cehalet, sefalet, ihtilaf ve tefrika.

Çözüm yolları: Eğitim, ilim, bilim, hukukun ve kanunun üstünlüğü, bağımsızlık, özgürlük, hürriyet, insan hak ve hukukuna tam riayet, çalışmak, sanat, girişimcilik, ittifaklar, birliktelikler, inanç ve ümidi diri tutma, sıdkı yaşatma vb.

Dahili ve harici barış, huzur ve (dünyevi-uhrevi) mutluluk da buralardan geçiyor.

Arayan bulur. Veya bulmak için aramak şarttır.

Beşerin aradığı şeyler -ülke, bölge, dünyada-  barış, huzur ve mutluluk içinde bir yaşam ise yolunca gitmek, evrensel insani değerlerin gereğini yapmak lazım gelmez mi?

İki Dünya Savaşı, Olimposluların ve insanlıktan inhiraf eden harislerin, beşere (maddi-manevi) canıyla ve malıyla ödettiği iki pahalı faturadır.

Aynı faturayı üçüncü kez ödememek için uyanık olmak, teyakkuzda bulunmak, tuzağa düşmemek icap eder.

Özetle, Olimposlulardan, gönüllü Polyannacılık ve Pinokyoculuk oynayanlardan ve inhiraf etmişlerden uzak durmak, yılandan çiyandan kaçar gibi kaçmak.

Aksi halde ne dünyevi ne –devamında- uhrevi hayatımızda huzuru yakalama şansımız yok gibidir.

Biz, huzur ve mutluluğu sadece dünya ile sınırlı görmüyor, yerküre ile sınırlandırmıyoruz. Sonlu olan, zevale mahkûm şeyler insanı –bizi- tatmin etmiyor.

Ebede talibiz. Sonsuz odaklı, endeksli bir hayattır istek ve tercihimiz. Zaten yolculuğumuz da sonsuzluk istikametine doğru hızla devam ediyor. Dünya birmola, bir istasyon, bir durak, bir gölgelik sadece.

Gölgelen ve devam et.

Barış içinde huzur ve mutluluğunuz daim olsun.

Yazar hakkında

raşid duran

raşid duran

Yorum yaz