Deneme Editörün Seçtikleri

Biz Ne Zaman Profesyonel Yöneticilik Çağına Geçeceğiz?

 

İnsanlık tarihinde temel ve en önemli devir atlamalarını çağ olarak adlandırıyoruz. Bu dönemlerde meydana gelen evrensel olaylar, kullanılmaya başlanılan malzemeler, yazının icadı, ateşin bulunması, fetihler, coğrafi keşifler, sanayi devrimi vs. hep bir başka çağın habercileri olmuşlardır.

Bizde Cumhuriyet’in kuruluşu ile beraber devletin her köşesine tek bir parti, tek bir zihniyet, tek bir ideoloji hakim oldu. Dolayısı ile bakanlarından, vekillerine, valisinden, belediye başkanlarına, bütün müdürlüklere, hatta en basit memurluklara bile hep iktidardaki partinin adamları, yakınları, yakınlarının yakınları, aynı ideolojinin savunucuları yerleştirildi.

Daha sonra DP tek parti geleneğinden aldığı bu mirası devam ettirdi. Günümüze kadar iktidarın hep yakınında olmak, iktidarların taraftarı, iktidarın mutlak savunucuları  olmak bir idareciliğe atanmak için tek ve en önemli şart oldu.

Dolayısıyla hayatlarında beş kişiyi yönetmeyenler bir torpilini bulunca bir gecede binlerce kişinin, milyonlarca liranın yöneticisi oluverdiler. Parti liderleri, atamalarda söz sahibi olanlar, kendi bakkal dükkanlarına  çırak yapmayacakları insanları sadece bizdendir diye koskoca kuruluşların başına oturtuverdiler.

Said Nursi 100 yıl önce yazdığı Münazarat adlı kitabında bu sorunu tartışır:

Bir iş yaptırmak istediğimizde, mesela saatimiz bozulursa tamir için dindar bir Müslüman mı yoksa işini iyi bilen bir sanatkar  mı ararız? Saati bozulan insan bu işte maharet sahibi olan, saatini yapabilecek birisini arar. Bu kişi Ermeni veya sarhoş bir usta da olabilir. Bizim derdimiz adamın hayatı, seçimleri vs. değil, saatimizi yapma kabiliyetidir. İdeal olan hem hayat tarzı iyi hem de  sanatkar birini bulmaktır. Ancak der Nursi bu zamanda maharet ile salahati birleştirebilenler çok azınlıktır ve işlere kafi gelmemektedir. O zaman saatimizi yaptıracaksak kişinin sanatına, maharetine bakmalıyız. Dinine, yaşama şekline değil. Fetva soracaksak da kimya profesörüne değil bir müftüye gideriz.

Bu küçük kitap ve şu küçücük cümleler zamanında dikkate alınabilseydi bugün çok farklı noktalarda olabilirdik. Ancak particilik, taraftarlık, akrabalık, hemşerilik vs. ağır bastı ve biz bugün hala “ilkel yöneticilik” çağını yaşıyoruz.

Onun içindir ki devlet kuruluşlarımızın çoğu dökülüyor. Milyarlar harcanan yerlerden bir türlü tam verim alamıyoruz. Özel sektörün yüz kişiyle çok daha kaliteli yönettiği bir müessesenin aynısı devlette bin kişi ile yönetilemiyor. Almanya’da 3, bizde 8 milyon üniversite öğrencisi varken Almanya’nın ilminin, teknolojisinin, refah düzeyinin, demokrasisinin bu kadar gerisindeysek, hala bir Alman arabasına binmek prestijimizi arttıran bir şeyse ortada bir yönetim sorunumuz var demektir.

Şirketimize bir müdür, hatta alt kademelerden bir idareci veya bir çalışan alırken on defa kalitesine, kabiliyetlerine, şirketimize katacaklarına bakıyoruz.

Bence artık devlette de siyasi, ideolojik, taraftar idarecilik çağını bırakıp, “profesyonel yöneticilik çağı”na geçmemizin vakti çoktan geldi. Şehirlerimizin yapılaşması, şehir içi ulaşımlarımız, eğitimimiz vs. dökülüyor. Para var, eleman var, zaman, mekan her şey var. Ama işin başındakiler hep birilerinden torpille, kayırmakla geldikleri için ehliyetsiz, bilgisiz, beceriksiz. Daha da kötüsü layık olmayarak bir koltuğa oturanlar etraflarını da layık olmayan dalkavuk insanlarla doldurup günlerini gün etmeye bakıyorlar.

Bundan da kötüsü partilerine büyük para destekleri ile bir yerde idareciliğe seçilenler o koltuğa oturur oturmaz verdikleri parayı milletin sırtından çıkarmanın derdine düşüyorlar. Ve belediyelerde, ihalelerde yolsuzluklar hiç bitmiyor.  Bozulma tepelerden aşağılara kadar her yana yayılıyor.

Şimdi artık Nursi’nin ısrarla vurguladığı maharet ve sanatı ön plana çıkarmanın zamanıdır. Benden, partimden, taraftarım olduğu için değil. İdareciler layık oldukları için, o işi yapabilecekleri için seçilmelidirler. Artık devlet dairelerimiz, okullarımız, üniversitelerimiz, hastanelerimiz vs. yi birer şirket olarak düşünmeliyiz. Hepsinin başına o işin ehli CEO’lar yerleştirmeliyiz.

CEO idarecisi olduğu yerde bugünü ve geleceği planlayabilen, stratejiler geliştiren, uygulayan, şirketi daha, çok daha ileriye götürebilen, elemanlarını aktif hale getirebilen, maksimum verim alan kişidir. CEO’nun işi pratikleştirmek, en güzeli en kısa zamanda, en az kişi ile yapabilmektir.

Bir kuruluşu veya bir şehri yönetmek aslında teknik bir iştir ve uzmanlık gerektirir. Ancak bizde buraların idarecisi olmak küçük birer krallık gibi olmuştur.  Her şeyin bir kanunu, kuralı olsa, istismarlar önlense, uygulamalar idarecilerin keyfine bırakılmasa yöneticilik bir krallık olmaktan çıkacak. Bir uzmanlık halini alacak. O zaman senden bendene değil, kişinin uzmanlık alanına, kabiliyetine, becerisine bakılacak.

Acaba profesyonel yöneticilik çağının çok mu gerisindeyiz?

Yazar hakkında

Levent Bilgi

Levent Bilgi

Yorum yaz