Deneme Editörün Seçtikleri

BİR GANDİ DUASI*

BİR GANDİ DUASI*

Bütün felsefi ve dini öğretilerin ve takipçilerinin en değerli eylemidir dua.

Basitçe, elleri semaya açmak ya da kaldırmaktan ibaret değildir dua.

Hem kavli/sözlü hem de fiili/eylem olarak.

Hüseynî bir şarkı;

“Çatlayan dudaklara

Sararan yapraklara

Kuruyan topraklara

Yağdır Mevlâm su!”(E.Martal) kavli/sözlü bir dua örneği.

Tarlayı sürmek, tohumu toprağın bağrına saçmak eylemi, fiili dua.

Farklı farklı isimleri bulunsada özel ve kendine has ismi; duadır.

Dua; inancın özü,

Ümidin gücü,

Hazinenin anahtarı.

 

Duasını okuyup altındaki ismi görünceye kadar, “Bu duayı ancak samimi dindar bir Müslüman yapmıştır.” diye düşünmüştüm. Fakat Gandi ismini okuyunca şaşkınlığım bir kat daha arttı.

Merak edenler onun hayatına göz atarlarsa, benim gibi düşüneceklerine inanıyorum. Zira aklın yolu birdir.

Belki, onun duası üzerinden bir tespitte bulunma, kendimizi gözden geçirme fırsatı buluruz diye düşünerek onun duasını nazara vermektir niyetim.

Maksadım ne Gandi’yi övme ne de onu anlatmaktır.

Zaten Gandi ve emsali şahsiyetlerin benim gibilerin övgüsüne ihtiyacı da yoktur.

Zira hem tarih hem Hint halkı hükmünü vermiş, hakkını teslim etmiştir.

Gandi (1869-1948) bir sıyam/oruç ve kıyam/eylem, aksiyon, hareket insanıdır.

İnandığını söylemiş, söylediğini yapmış. Söz ve eylem birlikteliği.

İnançta samimiyet ve içtenlik bu olsa gerek.

İnancınve ümidinkendinde tecessüm ettiği biri kişi ve kişiliktir.

Haklı olarak kendisine Mahatma (Yüce Ruhlu) denmiş.

Düstur, ilke, prensip, dua merkezli bir hayat.

O, orucu hem bir ibadet olarak hem de kıyamına, eylem, hareket ve aksiyonuna kuvvet kazandırmak amacıyla yapmıştır.

İngilizlerin Hint fakiri diye alay ettikleri bu insan.

Britanya İmparatorluğunu şiddete başvurmadan aktif direnişle dizegetiren, hem Kast Sistemine, hem ırkçılık ve ayrımcılığa karşı savaş açan, hem de Hint kıtasının İngiliz işgal ve sömürüsünden kurtulmasına, bağımsız ve özgür bir Hindistan’ın kurulmasına öncülük eden ruhani bir liderdir.

Harabat ehlini hor görme şakir,

Defineye malik viraneler var.”(Erzurumlu İbrahim Hakkı).

İnancının ilke ve prensiplerine sıkı sıkıya bağlı bir Hindu.

Sadece Hintlilerin değil, yaşadığı dönemde Müslümanların da hakkı için sonuna kadar direnen bir insan hakları savunucusu, bir özgürlük savaşçısı.

Uyumadan önce her gece okumayı adet haline getirdiği duaya gelince;

Tanrım!

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için ve yalan söylememek için bana yardım et.

Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma.

Eğer bana güç verirsen muhakeme yeteneğimi alma.

Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğümü alma;

Eğer bana alçak gönüllülük verirsen saygınlığımı alma.

Görünen diğer yüzünü de görmeme yardım et.

Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.

Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi, diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana.

Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuma izin verme. Başarısız olduğum zaman umutsuzluğa düşmeme izin verme. Daha ziyade başarısızlığı başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.

Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu, intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu öğret bana.

Eğer paradan yoksun bırakırsan, benden umudu alma.

Eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için benden irade gücünü alma.

Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu benden esirgeme.

Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme erdemini; eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana.

Tanrım!

Eğer ben seni unutursam, sen beni unutma!”

“İnsan nisyandan alındığı için, nisyana müpteladır. Nisyanın en kötüsü de nefsin unutulmasıdır.” (M.Nuriye)

Ne dersiniz? Ne kadar bildik, tanıdık ve bizden bir dua değil mi?

Âdeta duası, ilk satırdan son satıra kadar, sanki bir müminin, bir Müslümanın sıfatlarını, vasıflarını, evsafını, özelliklerini, sayıyor gibi.

Sizce, duanın her paragrafında bugün de ihtiyacını duyduğumuz, duymak istediğimiz, -hatta görmek istediğimiz- gerçek söylem ve eylemler dile getirilmemiş mi?

Mesela, bizler böylesi bir duayı seslendirebilir miyiz?

Mesela, -seslendirsek bile- bu gerçeklere uygun yaşayabilir miyiz?

Mesela, biz de onun gibi “haklı olanlar güçlüdür” diyebilir miyiz?

Mesela, yalana yalan, zulme zulüm diyebilir miyiz?

Mesela, başkalarını da kendimiz gibi sevebilir miyiz?

Mesela, kibirden arınabilir, tevazua bürünebilir miyiz?

Mesela, güce kavuşunca sarhoş olmamayı becerebilir miyiz?

Mesela, farklılıklara hoşgörü nazarıyla bakabilir miyiz?

Mesela, öfke anında kendimizi yenebilir miyiz?

Mesela, hatamızı, kusurumuzu söylediklerinde,

Çeşm-i insaf gibi kamile mizan olmaz,

Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.” (Talibi) diyebilir miyiz?

Erdem, af, şefkat, merhamet…

Daha başka insani güzellikler.

İnsan olduğumuzu ve insanlığımızı unutmamak dileğiyle.

 

(*)Ömer Faruk Reca,  Gandhi ve Direniş, kitabından.

 

 

 

 

 

 

 

Yazar hakkında

raşid duran

raşid duran

Yorum yaz