Edebiyat Mektup

Ateş Ağacı

Seni beklemek,seni istemek,öyle bir tahassür ki, ben bu hasreti, her bir damarıma takılmış bir diken gibi feryatlarla çekiyor,çekiyorum.Fakat kopmuyor. Kuvvetsizim onu sökmeye gücüm yetmiyor.Ben de ne tuhaf konuşuyorum.Acaba bütün cihan birleşse, bu ıztırabı benden koparabilir mi?

Ömründe aynaya bakmamış kimse, nasıl kendini tanımazsa, ben de ancak seni gördükten sonra kendimi en hurda çizgilerime kadar öğrendim.Bir kere bana, aslında renksiz olan ışık muhtelif renklerdeki camlardan süzülünce mor, kırmızı, yeşil olur demiştin.Fakat bir de renksiz olan ışığı olduğu gibi göstermek kudretinde olmak var ki işte ben, sende gördüğüm bu safiyetle baştan aşağı aydınlandım.Artık güneşe iftira eden, ona yeşil, mor,kırmızı diyenlerden değilim.

Farzet ki, elimde bir elma var, ben bunu ısırmışım, tadını biliyorum fakat bu bilgi bana kafi değil.Onu tahlil etmek, terkibini incelemek istiyorum.Dudaklarımdan bütün varlığıma yayılan leziz çeşni, bana çok şeyler söyledi, çok şeyler öğretti.Gerçi evvelce de ilim sahibi idim, fakat şuna kani oldum ki ilim sade cehli törpüleyip eritiyor fakat iç hayatını allak bullak eden şüpheyi silemiyor. İç kuvvetlerini ıslah eden ruha, hikmetle karışık bir heyecan ve zindelik veren ve ömrün tesellisini kuvvet, aşk yoluyla kazandığımız hakikatler.

***
Artık kimseye içimden,yüreğimdekilerden söz etmiyorum, tıpkı, çaldığı hazineyi yüreğinde saklayarak kaçan ve izini belli etmemek için hırsızı arayanlarla beraber:Tutun, tutun hırsız var! diye bağıran kimseye benziyorum.Evet, içimde gizlediğim hazine o kadar muazzam ve bahasız ki onu hiç kimseye göstermek istemem.Bilmem, bütün bunları neden sana anlatıyorum? Basit… Çünkü senden başka kimsenin benim için kıymeti yok.

Bazı bazı mektup yazmak hevesine düşerim fakat bu arzum uzun sürmez.İçimin sana döktüğü dil, öyle sonsuz bir fihristle yüklüdür ki, bunlardan herhangi birini yazmaya savaşsam, ne kağıt kalır, ne kalem, ne de ben.Iztırap ve zevk , aynı zamanda çırpınan iki kanat gibi, aşk uçuşlarını dengeliyor.Ben bu iki kanadın ortasındaki kuş gibi tanımadığım fezalarda uçuyor, uçuyorum.Zevk ve ıztırap, zemine gömülen tohumu , hararetiyle ısıtan güneş ve rutubetiyle sulayan yağmur gibi feyz verici.

Senden hiçbir şey istemiyorum.Çünkü seni seviyorum.Esasen istemiş olsam, bütün bunları söylemezdim ve doğruca kalkıp sana gelirdim.Niçin o dağ başındaki rüyayı gördüm? Mademki gördüm, o halde niçin ölmedim? Eğer o zaman ölseydim, ölümü bir kere geçirmiş olacaktım halbuki o gün bugün, hiçbir nefesim yok ki bin ölüm acısına bedel olmasın.Fakat hiç olmazsa bana yalnız şunu söyle, şunu öğret:Sensiz yaşamaya gücüm yetmediği zaman ne yapayım? Evvelce bir gönlüm vardı, benimle dertleşir, gamlarımı paylaşırdı; o da şimdi sana kaçtı. Bu yalnızlığıma acımıyor musun?

Yazar hakkında

duru kurugül

duru kurugül

Yorum yaz