Deneme

Ya Hekim! Bana bak

Hasta bir çocuk çağırır: “Ya Hekim! Bana bak.” Hekim: “Lebbeyk” der.. “Ne istersin?” cevab verir. Çocuk: “Şu ilâcı ver bana” der. Hekim ise; ya aynen istediğini verir, yahut onun maslahatına binaen ondan daha iyisini verir, yahut hastalığına zarar olduğunu bilir, hiç vermez. İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevaperestane ve heveskârane tahakkümüyle değil, belki hikmet-i Rabbaniyenin iktizasıyla ya matlubunu veya daha evlâsını verir veya hiç vermez.

(Bediüzzaman Said Nursi/Sözler syf. 317)

Hastanenin hastalık kokan koridorlarında birikmiş, sıra bekleyen, şifa isteyen hastalar, oturanlar, oturmak isteyenler, sırtını bir yere dayamış olanlar ve bir yere yaslanmak isteyenler… Polikliniklerin önünde birikmiş şu hastalık ordusunun üyeleri, gözlerini üzerindeki ekranda doktorun ismi yazılı kapıya çevirmişler. Şu anda her birisi oradan kulaklarına gelecek cılız ses ile isimlerinin kulaklarında yankılanmasını bekliyorlar. Gözleri kocaman olmuş, kulakları bu sese kenetlenmiş, başka işlerle uğraşır görünseler de başka bir şey düşündükleri yok. Tek bir şey istiyorlar, sıranın onlara gelmesini ve doktorun seslerini işitmesini, dertlerini anlamasını ve devalarını istiyorlar. Bu basit bir istek ve bu sıra basit bir sıra değil. Sadece şu sırada acizliklerini bütün açıklığıyla görmekle kalpleri parçalanmış milyonlar insanlar, evlatlarının, yeğenlerinin, yakınlarının doktor olmasını istiyor ve bunun için çabalıyor ve onları başka sebepler için olmadığı derecede çabalamaya teşvik ediyorlar. Sesleri duyulsun, sorunları bilinsin, dertleri dinlensin diye. Şu sıradaki insancıkların önüne geçerek seslerini duyurabilmek için. Evet, bu durumu yaşayanlar onlara bir derece hak verebilir. Sizce büyük bir sorununuzun halledilmesi için pek önemli vaktinizden, kıymettar bir vakit ayırır, şifa bulmak için harıl harıl dua eden bu insanların arasına katılırsınız. Koridora girdiğiniz anda burnunuza gelen kesif koku bile içinize ağır bir hüznün çökmesi için yeterlidir. Kendinizden çok daha kötü durumdaki hastaları görürsünüz, hasta yakınlarını, ağlayanları, ağlamaksı olanları… En çok da içinde çirkin gördüğünüz bir sıvı bulunan fanusvari bir kabın içinden çıkan hortumu tutarak ağıraksak yürüyen zombimsi insanları görünce içiniz parçalanır. Sıranızı beklersiniz, volta atar, içinize çektiğiniz hastalık kokusunun moralinizi alt üst etmesiyle beraber çıkıp gitmekle beklemek arasında gidip gelirsiniz. Tek bir derdiniz vardır, sorununuzu onu anlayacak ve çözebilecek birine sunmak istersiniz. Sizden çok daha kötü durumdakileri görmekle teselli olmaz, aksine her birinin dertleriyle dertlenirsiniz. Geçip giden önlüklü zâtlar vardır. Üstlerine çullanırlar hastalar. Yetişmesi gereken işler vardır. Hastalar yalvarsa da daha erken işitilmez sesleri, bir insan hekim, ancak bir hastayı dinleyebilir. Bir insan doktor, ancak bir işle uğraşabilir.

İnsanların etrafında dönüp durduğu o önemli kapıdan içeri girince bile işler çözüme kavuşmuş değildir. Bu sefer doktora sesiniz ulaşır da, sözünüz ulaşmaz olursa, doktoru sizi dikkatli dinlemez görürseniz, derdinizi anlatamadan derhal başka katlara gönderilirseniz, daha derin bir boşlukta bulabilirsiniz kendinizi. Ne yani dersiniz, doktor olduğundan bile emin olamazsınız karşıdakinin. Eğer bahtınız açıksa, karşınızdaki doktoru sesinize kulak verir bulursanız; en mutlu sizsinizdir. Bir ilacı istersiniz. Böylesine mahir bir doktorun size ne cevap verdiği de pek önemli değildir. Size istediğiniz ilacı verirse ne ala! Başka bir ilacı verirse, yine problem yok, siz ilaç istersiniz; değişen isim, hatalı ezberinizdendir. Hiç mi vermedi ilacı, zaten sizin ilaç istemekten maksadınız, şifayı istemekti, hayırlısını bulmaktı; hayırlı olsun, buldunuz!

İnsanın sayısız duyargaları var da sanki, her biriyle lezzet isteyip- acı çekiyor, her biri ile bir dünyaya temas ediyor ve beklentiye giriyor ve her biriyle ayrı ayrı yaralanıyor. Böyle sayısız yerden yara alıp acılar içinde kıvranan insan nasıl ayağa kalkabilir, nasıl yürümeye devam eder? Bir doktor arar elbet, sesini ona duyurmak ister, her şeyden önce gelen bir isteğidir bu; eğer bu olmazsa, sayısız acılara gark olmaya mahkum bir zavallı olur. Bu durumdaki biri, bilse ki birisi var hem de bütün dertlerin dermanı ondadır, hem de sesini işitir, her şeyden önce gelen bir sürurun kaynağı bu olur. Hele bir de bilse ki, kendisiyle beraber elemleriyle elemlendiği diğer zavallıları da işitir, her birine devasını verir bir zât, Kudretiyle Rahmeti her yeri kuşatmış bir Zât-ı Akdes’tir bu. Elemleri sürura kalb olur, içindeki o karanlık boşluk, O’nun nuruyla dolmuştur artık.

Aslına bakarsanız, 23. Söz’ün 5. Noktasında sorulan bir suale verilen yanıttaki doktor/hekim örneğinin insanların günlük hayatlarında yaşadıklarıyla temas eden eşsiz derinliğine dair, bir parça kavramaya çalıştığım bir hakikati sizlerle paylaşacaktım. Üzerinde daha önce tefekkür ettiğim bu hakikatin kendi dar kabımda kalan kısmını bile buraya yansıtmaya muvaffak olamadım. Ancak bu yazının müdakkik zâtlarca okunmasıyla 23. Söz’ün  (en azından)4. ve 5. Noktalarının okunmasına vesile olmasını ümid ederim. Zira benim ucundan tutmaya çalıştığım bu hakikattar ve zevkli meselelerin, benim kusurlarımla alude olmamış asılları oradadır. Bunu buraya yazmaktan maksadım ise hakikatin aslına gölge olarak hakkınızı gasp etmemektir.

Yazar hakkında

Ömer Faruk Kaya

Ömer Faruk Kaya

Yorum yaz