Deneme Editörün Seçtikleri

Tanrıyla Monologlar – 4 – Düşkünlerin Tanrısı

“Zayıflar, nasibi kıtlar yıkılıp gitmelidir:

Bizim insan sevgimizin baş ilkesi…

Herhangi bir günahtan daha zararlı olan nedir?

–Nasibi kıtlara, zayıflara duyulan acıdan doğan eylem- Hristiyanlık.”

Friedrich Wilhelm Nietzsche

Zerdüşt “Yapılan iyilikler hep avluda kalır, kuşkular eve girerler” diyor. Seninle aramdaki ilişkiyi ne de güzel anlatıyor. Ne sahip olduklarıma dair bir bilincim vardı ne de karar verme gücüm; ne tercih edebilecek bir irade ne de tercih etmek için bir fırsatım. Uzun bir yolun herhangi bir noktasından, aniden sanki, yavaşça farkına vararak bir şeylerin; öyle başladım yazgımı tekrarlamaya. Yakarılarım önce sadece annemeydi; sonra ihtiyacım dediklerime göre çeşitlendiler. Şimdi bu en ayakta durabilen halimle herkese bir yakarısı olan, herkesten bir beklentisi bulunan, yaşamak için nerdeyse bütün bir kainâta ihtiyaç duyduğunun farkına varan zavallı bir devşirici durumundayım. İyiliklerin hesabını tutmayan ve kaderin acı veren oyunlarını kalbinde kine dönüştüren şükürsüzün biriyim.

Tüm ayağı sürçmüşlerin, fakirliğin kıskacında inleyenlerin, ihanete uğramış bahtsızların, kıymetlisi gasbedilmişlerin; ezcümle nerde bir kısmetsiz varsa onların ilk hatrına gelensin. Kralın zulmünden kaçanlar Sana sığınmaktalar; Şeytanın adımına kapılmışların ve cin çarpmasına uğramışların dilinde hep Sen varsın. Ajitasyon kurbanlarının ve aldatılmışların şarkılarında da yine adın tekrarlanıyor. Kazığa oturtulanlar Seni çağırdılar, çarmıhtaki kutsal adamların da ümidi hep Sen oldun. Mağarasına dayanan kılıçbâzların şerrinden Sana sığındı büyük peygamber. Bütün mucizelerine rağmen Zekeriyya’yı da, Harun’u ve Musa’yı da sana yalvarırken gördü halk. Kudretli hakanlar ölüm döşeğinde Senin varolman için dua ettiler hep. Varlığın, bütün cihanı yüceltiyorken; yaşamın tüm bu kudretli, yürekli, cesaretli, bu erkeksi yönlerini düşkünler panayırına çeviriyor. Düşkünlerin, fırtınada kalmışların, eli kısaların, günaha düşenlerin, hastalığa yakalananların, ümitsizlerin ve kısmeti kesiklerin, gettolarda büyüyen sürgün halkların, bütünüyle bu benzi solmuş talihi kıtların kalplerinde de Sen varsın.

Şansı yâver gidenlerin Seni hatırlayışı hep tüccarâne oluyor. Adeta düşkünlerin tanrısı olarak kudretli olana duyulan özlemin nesnesi oluveriyorsun. Dünyada cennetvâri bir yaşam sürebilme hayalini Senin varoluşuna inanmayı sürdürerek istikbale taşıyabiliyorum. Belki de sırf bunun için beliriyorsun zihnimde. Estetiği, inceliği ve kalbin en nazenin duygularını farkedemeyen Mitolojik tanrılar da yetmiyor bana. Onların kudretiyle karşılanmayacak kadar genişlemiş arzularıma layık bir muhatap ancak Senin gibi gücüne erişilmez bir Süper Ego olabilir. İşte böylece ruhumdan bir parça alıp dışarı yerleştirerek, sonra onu ululayıp, yüceltip kutsayarak en sonunda kendimden farklı bir şeymiş gibi ona “tanrım” diyerek yalnızlığımı gideriyorum. Tanrı kurgulayan bu yaratıcı ruhla hayvan türünden biyolojik farkımı ortaya koymaya çalışıyorum. “Ben ancak korkulası olana baş eğerim” diyebilmek için seni yaratıyorum.

Fakat, işte tam da bu yaratımdır en büyük çıkmazım. Kendimi kandırmakla ne kazanabilirim. Yoksan… varsaymak ve bununla yetinmek niye. Varsan… bunun hazzını tadamadan, sırf bir ödevsellikle, bir Yargılama Günü’ne hazırlanmak reva mıdır. Devamlı vaadeden bir tanrıya olan inancını sapasağlam koruyabilene ne mutlu. Acı çekmemek için devamlı, sımsıkı, hepten gözünü yummak; budur imanın inansızlığın gözündeki anlamı.

Paulus “Eğer İsâ ölüyken dirilmezse, o zaman inancımız boşunadır” diyorken, bu mudur imanımızı bağlayacağımız direk. İsâ’nın dirilmediği her bir gün için birazcık daha nazlanacak bir tarafımız; birazcık daha sabır diyerek daha fazla bir acıya katlanacak diğer parçamız. Sürgitini heyûlaya dayandıran bir hayat nasıl yaşanır isyan etmeden. Dirilişe inananların çektikleri acılara karşı ümitleri; inansızların, diriliş ihtimalini güçsüzleştiren her bir gün için haklı çıkımları… Mü’minlerin yüzü ne zaman yerden kalkacak; ne zaman boynu bükülecek inansızların. Her gün gibi bu gün de elimde bırakamadığım bir ümit var, başım yine eğik.

“Adalet” isteyenler hep ‘güçsüz ve düşmüş’ olanlar. Güçlüyle aynı olmak, acısını ona da hissettirmek, intikam almak, aczinden gelen kederi dindirmek. Adaletine sığınışım da bundandır herhalde. Öyle bir adalet olsun istiyorum ki, güçlülerden hıncımı alabileyim. Sen sırf bu yüzden bile olsa, varolmalısın; seni bu yüzden varsaymalıyım. Bu böceksi duygu, bu kompleks, bu erdemi kolağası niyetine kullanışım, bu kaçışım yarıştan… Biteviye savaşmaktan sen varolursan kurtulacağım.

Zevk almak, tembel ve pelte olmak, pamuklara sarınmak, şefkate yaslanmak, yaşamın tadına varmak hepsi de sana inanmaktan geçiyor. Bu sadaka beklentisi bitmeyecek mi. Kalbimde minnetdârlık varoldukça cennetinde de boynu bükük gezeceğim. Hayatla iyi geçinmek, rüzgara tükürmemek, bindiği dalı kesmemek, hâsılı mantıklı olmak… Ah, nutkum tutulduğunda ne kadar iyi oluyor; hiç bir şey hissetmiyorum. Hissetmeyenin ne ihtiyacı vardır, ne korkusu, ne de planları; ne cezadan bir çekinseme, ne de ödül beklentisinin sırıtışı…

Yazar hakkında

Mustafa Akça

Mustafa Akça

Yorum yaz