Deneme Editörün Seçtikleri

Tanrıyla Monologlar – 2

-1- benlik

“İnsanoğlu, büyük adam olmak için heveslerle doludur,fakat bir gün anlar ki, sadece küçük bir adamdır; mutlu olmak için heveslerle doludur, fakat bir gün anlar ki,sadece mutsuzdur; mükemmel olmak için büyük hevesler taşır, fakat bir gün anlar ki, sadece kusurlarla doludur; insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kimse olmak için devamlı ümitler taşır, fakat bir gün anlar ki,kusurlarından dolayı insanların sadece horgörüsüne lâyıktır.”

Blaise PASCAL, Pensées (Düşünceler)

İkiyüzlünün biriyim ben. Kurtulmak istediği biriyle sürekli olarak sahte bir ilişki içine giren birisine başka ne denilir ki! Hallâc gibi “Ben ve Sen arasında benim benliğim ezâ kaynağıdır/Benim benliğimi Senin olan benliğimle aramızdan kaldır” diyemeyen bir adamın mitolojiden başka katışacak; ıstırâbın kutsal hâletine katlanamayan, ânî bir kahraman gibi ateşe atılamayan için kurnaza dayanmış bir sonrasızlıktan başka sığınılacak hangi kapı var.

Bu bir kimlik arayışı değilse nedir. Bir âidiyetten daha fazla olarak, bütünüyle diğerlerinden, ve tabiki senden ayrıştığım şey olarak kendimi tarif etmem gerekiyor. Sen, beni bir “fâil ve muktedir” olarak görüyor, bana sesleniyorsun. Gör ki, fiil ve kasttan bâki kalan sadece seninkilerse; benim bu varsayımlarım, bu çıkarımlarım, bu didişmelerim, bu kafa patlatmalarım bir kimliğe dönüşemiyorsa; kendim diye ifade ettiğim şeyi neyle tartacağım. Bana hitap ederken Sen, bana bir kimlik de atfetmiş oluyorsun. Lâkin Senin yanında bir kıymeti olan benliğimi kendi yanımda bulamayışım, sözün konusu ben olduğum halde, açıklanmaz ve katlanılmaz oluyor. İşte bunun için en büyük isyan, en büyük feryat benden çıkıyor.

Bütün usa vurumlarımdan sen çıksan da her seferinde; yine de seni inkar etmem gerekiyor. ‘Ben’ olabilmenin tek çıkar yolu bundan geçiyor. Aklım devamlı senle meşgulken, ben benimle başbaşa kalamayacağımı biliyorum. Sana ulaştıran yolları bitmemecesine uzatan her ne varsa yedeğimde olmalı; inanmamak için olabildiğince zaman kazanmam gerek. Belki de, bu arada bulurum bir sebebini inansızlığımın. Sana bir gün “yoksun” diyebilirsem, işte “ben” diye bir şeyin varlığını ortaya koyabilmiş olacağım. Koyduğun bütün bu prensipleri değiştirmem, kanunları aşabilmem, sınırlardan geçebilmem gerek; sonrasında ne olacağını bilemesem de bunu denemek zorundayım. Bu bitmeyecek savaşı kazanmam ne kadar masalsı gelse de; yine de direnmeliyim. Kuşkumu, beni haklı çıkardığı şekliyle dinleyerek ancak, durdurabilirim vicdanımın titreyişini. Zaten kuşku değil midir ki beni ben yapanı bulmak ve seni sen yapanı olumsuzlamak için fırsat uzatan. Kuşkudur şeytanın sudûra üflediği.

Kendimi kendimden fazla bir şey hissedişim nedir. Nedir bana katıverdiğin. Halden hale soktuğun, pişirdiğin, nefhândan üflediğin, bir gibi ayakta ve dik eylediğin; yarattıklarınla tanıştırdığın, tanıştırdıkların hakkında sorgulattığın, müminlerinin kendin hakkında telaşlandırdığın, müsi’ ruhunda olanları kendine kinlendirdiğin, nedenlerini sorgulatıp çünkülerinden haberdar etmediğin, iki arada bir derede var olmakla var kılınmak arasında bir tercihe zorladığın… Bütün bunlardır benliğimi parçalayan. Lâkin toparlanacağım, toparlayacağım kendimi; bir ben bir sen bir de aramıza girenler kalacak. Boşluğa hapsolunmaktan, berzahta mahkum kalmaktan, sütrenin gerisinde durmaktan, ğayrın olamamaktan kurtulacağım.

Var mıyım yok muyum; seçiyor muyum talihime mi bırakıyorum, yaratıyor muyum hayal mi kuruyorum…  Ben beni bilmek için aynalara bakıyorum; aynaların arkasındaki sırrı sen döşemişsin, üzülüyorum. Seviyorum mevcudatını; seyrediyorum güzelliği. Âşık oluyorum; lâkin âşkı bana veren Sen güzelliği kendi yanında bırakıyorsun. Akıl denileni veriyor bilgeliği kendine saklıyorsun. Ben de, bütünüyle meftuniyet zincirleriyle bağlanmış zavallının birisi oluyorum.

Yazar hakkında

Mustafa Akça

Mustafa Akça

Yorum yaz