Deneme Editörün Seçtikleri

Söz Üstüne

İnsanlar arasındaki en önemli iletişim vasıtalarından birisi olan söz veya konuşma, insana büyük sorumluluklar yükler. Doğru ve yerinde bir söz insanın yüzünü ağartır, işlerini kolaylaştırır. Tersi olursa insanın başını ağrıtır, işlerini zora sürer. İnsanı vezir de rezil de eden iki dudak arasından çıkacak olan sözdür. Söz ağızdan dirhemle, ölçüyle çıkmalı buyurmuş tecrübe sahipleri. Çünkü söz yaydan çıkan ok gibidir. Geri dönüşü yoktur. Nereye, nasıl varacağını sözün, etkisinin ne olacağını iyi hesap etmek gerekir. Bıçak yarası geçer, söz yarası geçmez demişler. Sözün yara mı yoksa, ufuk mu açacağını hesap edenler de sözü bin düşünüp bir söylemişler. Söz üstüne söylenmiş onlarca söz, söz söylemenin ya da gerektiğinde susmanın insan için ne derece önemli olduğunu da ortaya koymuştur.

Söz aynasında insan

İnsan bir söz söylemeden önce onu akıl ve gönül süzgecinden geçirmeli, iyice pişirmelidir. Zira gelişigüzel söylenen söz insan gönlünü yıkar, ilişkileri bozar. Bir söz ile umulmadık durumlarla da karşılaşabilir insan. Bir kelime ile yıkılanlar, yıllar geçse de onarılmaz kimi zaman. En güzeli odur ki, kişi ne zaman ve nasıl söz söyleyeceğini bilmeli ve sözün hasını söylemelidir. Sözün bir amacı olmalı, söz bir işe yaramalıdır. Bütün davranışlarında sevgi ve iyilik fikrini hâkim kılmak isteyen insan, sözün de hedefinde güzellik ve faydanın olduğunu bilmelidir. Söylenmiş olması için söylenmez söz. Laf olsun diye konuşmaktansa susmayı tercih etmek en güzelidir. Eğer susmaktan daha güzel şeyler söylenecekse tercih edilen konuşmak olmalı. Çünkü söz insanı dönüştürme, değiştirme aracıdır da aynı zamanda.

Bir kabın içinde olan neyse dışarıya taşan da odur. Düşünce, fikir ve duygularımız sadece sözlerimizle dışarıya aktarabiliriz. Sözü söyleyen kişi içinin aynasını da ortaya koyuyor demektir. İnsanı tanımanın, anlamanın en önemli yolu dile getirdiği sözlerle mümkündür. Çünkü dilden dökülenler kişinin düşünce ve duygularının açığa vurulmuş şeklidir. Hükümler susuldukça değil, konuşuldukça verilir insanlar hakkında. Ve sözlerin aynasında, konuşanı seyrettikçe güzel ya da çirkinliğini seyretmiş oluruz.

Söz de yakar söyleyeni

Sözün, söyleyen için hem yüceltici hem de alçaltıcı bir gücü vardır. Kiminin dilinde yağ ile bal iken söz, kiminin dilinde de yakıp yıkan bir ateş olur. Nice ocaklar bir söz ile sönecek duruma gelirken, bir söz ile mevsimler kıştan bahara dönebilir. Söz hayatın derin anlamını ortaya çıkaran ağaçlar gibidir. Dallarındaki meyvelerle lezzet ve huzur verir. İnsana ve hayata bakıştaki renkleri değiştirir. Kem sözler de bulanık, kirli sular gibi bütün güzelliği ve dengeleri altüst eder.

Sözün gücünü bilenler, boş konuşmayı ve dedikoduyu dilinden uzak tutar. Faydalı ve kalıcı olana yer verilir her konuşmada. Dili ve yüreği yakan sözler uydurulmuş olanlardır. Olmayanı olmuş gibi söylemek… Bu sözler kül eden alev gibidir. Karşısındakini yaktığından daha fazla sözü sarf edeni yakar, tüketir. İspatı olmayan bir sözü söylemekten daha fena ne olabilir? Onun için gıybet ve iftiranın ne denli insana yakışmayan bir davranış olduğu en sarsıcı şekilde ifade edilmiştir. Kim ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır ki? Gıybet, insanı uçuruma çeken zehirli bir çiçek gibidir. Günlük hayatta alışılmış olan bu kötü huy, dildeki bir yangın gibi yürekleri sardıkça, insanın ebedî hayatına da sirayet eden kıvılcımlara sebep olabilir. Gıybet hakkında söylenenleri duymak bile onun ne kadar ürkütücü, korkutucu olduğunu anlamaya yeterdir.

Gıybet her şeyden önce, insanın dikkatini kendine değil de başkalarına çevirmesi, kendi kötü yönlerini görerek doğru olanı arayacak yerde başkalarını kötülemesidir. İyi- kötü, güzel-çirkin her şeyin insanın kendi içinde bulunduğuna inanan kimse, gıybeti önce bu yönden kötü görür. Başkalarını kötüleyen kendini unutur. Kendi kusurlarını görmez de başkalarınınkini etrafa duyurur. Olması gereken ise, insanların, başkalarından önce kendi kusurlarını görmeye çalışması ve kendini düzeltmeye gayret sarf etmesidir.  Zira bütün mesele insanın kendisinde düğümlenmektedir. Kendisindeki eksikleri görerek ve o eksikleri tamamlamaya; yanlışları düzeltmeye gayret eden kişi, başkalarının eksik ve yanlışlarını arayacak zamanı zaten bulamayacaktır. Dolayısıyla da bir batağa düşmekten sakınmış olacaktır.

Gönül dilinde güldür söz

Söz söylemek kadar dinlemek de anlamak da önemlidir. Sözü herkes anlar mı? Sözün anlaşılması, ömür vadilerinde yankılanması ve kalıcı olması için sözü ehlinin söylemiş olması gerektir. Söz gönülden doğar, yine gönle gider. Söz gönülden doğmamışsa, sadece dilden ve öylesine söylenmiş ise etkisi de olmaz güzelliği de. Sözü etkili kılan ise samimiyettir; söyleyenin söylediğini yaşıyor, uyguluyor olmasıdır. Sözün aynası davranışlardır.

Gönül diliyle konuşanların sözleri gökte yıldızlar gibidir. Karanlıkta yolunu kaybedenlere yön gösterirler. Gönül ehli söz ehlidir de aynı zamanda. Çünkü o gönülde güzellikten başka bir şey barınmaz. Söylenilen her söz dupduru kaynaklardan devşirilmiş iksir gibidir. Sadece dünyayı onarmakla kalmaz, ukbâya da ışık tutar…

Sözü deminde söylemek

Her söz her yerde söylenmez. Kişi nerede ne söyleyeceğini bilmelidir. Sözün nerede söylendiği kadar kime söylendiği de önemlidir. Her söz herkese söylenmez. Talibi olunan söz deryasından herkes gönül kabının genişliği kadar sahiplenmiş olacaktır. Sözün ehli, muhatabına göre söyler sözünü. Herkesin anlama kabiliyeti aynı olmadığı gibi, her sözün de muhatabı aynı olmaz.

Bir söz ki ne önemi var deyip geçilmemeli. Bir söz ki, yerine göre savaşı, yerine göre de başı kestirebilir. Güzel bir söz zehirli lokmayı dâhi bal eder. Söylemesini bilenin bir sözü bütün işleri yoluna kor, düzeltirken, söylemesini bilmeyenlerin ise başını dertten derde salar.

Dilinin ucuna geldiği halde yutkunmak gerektir sözü kimi zaman, ortaya çıkacak sonucu düşünerek. Dilinden anlamaktır, hal diliyle konuşanların da. Her duyduğunu kulağın, dilde söze dönüştürmesi ne acıdır. İnsanları yok oluşa sürükleyenin de, ölümsüzlük suyunu içirenin de dil olduğunu unutmak büyük bir gafletten başka nedir ki?

İlk ve son söz

Dili düzgün olmayanın kalbi de düzgün olmaz. Söz için gönülde aşk olmalıdır. Aşkı olmayan gönül ne bilir sözün değerini, ne bilir varlığın sırrını?  Ne kadar ince, yumuşak söylese de, başaramaz. Çünkü gönülde olanı dışarı taşırır dil. Ne varsa onu taşır, onu yansıtır. İnsan sözleri ölçüsünde değer kazanır. Herkes heybesinde olan tohumu saçar hayat toprağına.

Bir ömür dilinde vird edindiği sözler de son sözleri olur insanın. Yaşadığı hal üzere son yolculuğuna çıkar hayat yolcusu; sözün sonu geldiğinde de ya tebessümle ya da gözyaşlarıyla kapatır perdeyi batan güneşe karşı. İstenilen odur ki, sözün güzeli olsun sözün sonu. Son sözün özlenen söz olması için de özün duruluğu ve dilin de o duruluktan beslenen bir bağı olması gerekir.

Sözün özeti; elest bezminde verilen söze ihanet etmeyenler hüsrana uğramayanlar, kendine zulmetmeyenler olacaktır ve son sözleri de ilk verilen söze sadık kalmaları sebebiyle sonsuzluk iklimine dönük  tebessüm olacaktır inşallah…

 

Yazar hakkında

Hasan Akçay

Hasan Akçay

Yorum yaz