Deneme

Son “Bahar” Günleri

Eylüle merdiven dayamış bir yaz daha senelerden düşerken ve ayvalar olgunlaşmasını henüz bitirmişken en erdemli acıların altında semâvi bir sessizlik yaşayan insan olgunlaşıyordu. Artık güneş görmeyen ruhu; yitik hayallerin sağanağında kendi gözyaşıyla ıslanıyordu. Islanıyordu iş o ya bir türlü uslanmıyor hep aynı sıcak hayale salıncak kuruyordu son bahar siteminde. Kader onu hüznün beşiğinde sallarken o başını döndüren umutlar seriyordu ayaklarının altına. Yazdan kalma bir ümit var biliyordu .Yakaran ellerini yüzüne götürüyor ve sanki suratına çarpan gerçeklerin karasını zemzem niyetine sabrı temizliyordu. Sabır o ya kimlerin katran karası gecesini umutlara, gri son baharlarını ilk baharlara gebe maviye ulaştırmamıştı ki?

Aynı umut, aynı yoran ama hep iyiye yoran bekleyişlerle ardında bıraktığı yazı istiyordu insan. Yüreğini saran ayetler bir soba oluyordu donmuş eleminin iç sessizliğine. Sımsıkı sarıldığı duaları elleri karıncalanana dek fısıldıyordu gökyüzüne. İstiyordu sabırla ve bekliyordu umutla. Çünkü biliyordu vermek istemese, istemek vermezdi Yaradan. O halde niye vazgeçsindi duadan? Biliyordu elbet karşılık gelecekti semadan.

Gücünün tükenişine eyvallahı olmayan ağır günler hep biraz daha kanatırcasına vursa da darbesini; sabrediyordu insan. Canını yakan acıların şerbetini yüzünü ekşitmeden içiyordu. Her ardında bıraktığı günde başka bir mana buluyor; şifasını ayetlerde arıyordu. Arzularının başını ezen yenilmişliği inşirah nidalarıyla dağılıp eriyordu. Çalkantılı dünyasında köpük köpük erittiği dayanılmazlığı demini almış çayına şeker oluyor, ağlayamadığı çaresizliğine çoğu zaman yaz günlerinin ılık tebessümünü yolluyordu.

Sararan günler ağaç dallarında takvim yaprağı gibi birer birer düşerken yeni bir mevsimin hüznü çöküyordu tüm nebatatın omzuna. Yazın sıcaklığı gidiyor ve güneş artık geçerken uğramışçasına ısıtmadan göçüyordu dağların ardına. Kısalan günlerin yorgunluğunda insan da günler gibi erken kararıyor, ağaçlardaki her dalgalanmayı ruhuna yansıtıyordu. Eylülün bir ay değil tek başına mevsim gibi yaşandığı , ekimin  yıkım gibi geçtiği ve kasımın telleri kırık saz gibi sessiz çığlıklar attığı mevsim yaklaşıyor ve aralık sanki sonbaharı aralamış kapıdan bakıyordu. Bir cam dibinde kahve yudumlama mevsimi olan şu aylarda insanın canı yalnızca aşırı dozda depresyon çekiyor ve yer çekimine yenik her yaprak gibi o da kendi içinden sararmaya başlıyordu.

Ardında bıraktığı günlerin son bahar günleri olduğunu bilişi ona ilk baharı aratıyordu eski sevgili özlemiyle. Kaçtığı yağmurların sağanağını şimdi yalnızca pencere ardından izlemek gözlerine bulutlar konduruyor sanki bardaktan boşalırcasına yağmak isteyen o oluyordu.  Bir şömine önünde oturmanın, yanan odunların kızıllığında geçmişi düşünmenin , limonun en çok yakıştığı naneyle vals yapmasını samimiyetle yudumlamanın ve dağlara ilmek ilmek işlenen karların görüntüsünün örüntüsüne bakmanın tadına varıyor içindeki bahara yeni bir anlam katıyordu.

Yorgun bedenini kaldırıyor yerinden ve belki de ilk kez en doğu şeyi üzerine alınıyordu insan. Kendisini çepeçevre saran, yaralarını kapatır gibi sarmalayan , ağır aksak yaşadığı şu günlerde elinden tutan battaniyesi. Bir karanlığın daha aydınlandığı gecenin şafağında ; aynı soğuğun kapısını çaldığı her gece yaptığı gibi yine kafasına çekmişti ıssızlığını ayaklarının dibine yatmış minik yoldaşıyla…

Yazar hakkında

Songül Korkmaz

Songül Korkmaz

Yorum yaz

2 yorum

  • çoooooook güzel bi yazı tebrikler. kaliteli yazılar kendisini gösteriyor. bi genç arkadaşımızın yazısının çok okunanlarda birinci olması bizi sevindiriyor. 🙂

    • Teşekkür ediyorum Hocam
      . Elbetteki bu başarı sizin eğitiminizden geçmeme bağlı
      . Biz sizin gibi ummanlarda sadece bir damlayız henüz. Nicelerine inşallah 🙂