Deneme Editörün Seçtikleri

Sema ve Oyun

Yer Bağdat,

Zamanlardan bir zaman,

Yaz güneşi gönülleri eritecek gibi parıldıyor.

Bir adam pazara buz getirmiş.

Ama buzları satılmıyor.

Vakit öğlene yaklaştıkça buzlar daha bir hızla erimeye başlıyor.

O sırada Cüneyd-i Bağdadi talebeleriyle pazardan geçmektedir.

Adam kaygıyla bağırmaya başlıyor:

“Sermayesi hızla eriyen bu adamdan buz alacak yok mu?”

Buzlar hızla eriyor ve adam bağırmaya devam ediyor:

“Sermayesi hızla eriyen bu adamdan buz alacak yok mu?”

Cüneyd ve talebeleri sese doğru yaklaşıyorlar.

Biraz sonra ses daha gür bir seda ile kulaklarında çınlıyor:

“Sermayesi hızla eriyen bu adamdan buz alacak yok mu?”

Cüneyd-i Bağdadi bu ses ile irkiliyor.

Başını ellerinin arasına alıp oracığa çöküveriyor.

Talebeleri şaşkın, hocalarına sıcaktan bir şey olduğu telaşıyla yanına toplanıyorlar.

“Bırakın beni” diyor Cüneyd.

“Sermayesi olan hayatı hızla eriyen bu adamı kendi haline bırakın ”

Sema bir buçuk yıl kadar önce gelmişti Urfa’ya. Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği bölümünü kazanmıştı. Burada üniversite okuyacaktı. Yirmi yıllık dostumuz, gönül insanı, kendi de Ziraat Mühendisi olan Kamuran kardeşimizin yeğeniydi. Mardin’in Kızıltepe ilçesinde oturuyorlardı. Biz de defalarca Kamuran’ların köyüne gitmiş, orda kalmış, Suriye’ye yakın bu toprakların insanlarının samimiyetine, Allah’a olan imanlarına şahit olmuştuk. Sema kardeşimiz Urfa’da dersanede kalmaya başladı. Sık sık Fakültedeki odama gelir, orada sohbetler eder, Risalelerden bahsederdik.

Son gelişlerinden birinde, hayatının en önemli gayelerinden birinin Risaleleri hakkıyla okumak, yaşamak olduğunu söylemişti. Ben de bu masum kardeşimizin Risalelerle olan ünsiyetine sevinmiş, kendisini böyle samimi bir yetiştirme gayreti içinde olduğundan dolayı tebrik etmiştim.

Sonra Sema yaz tatili dönüşü uğramadı yanıma.

Ben de okullar yeni açıldı, uğrar diye bekliyordum.

Sonra bir sabah vakti Kamuran kardeşimiz arayıp, Sema’nın kırk gün kadar önce kanser olduğunu ve vefat ettiğini haber verdi.

Doğrusu bu haberden hemen sonra bunları yazarken üzülsem mi, sevinsem mi şaşkın bir haldeyim. Bir tarafım Sema’nın genç yaşında bu dünyadan ayrılışına üzülüyor. Ama diğer tarafım, hayatının son yılında Risalelerle tanışıp, o Kur’an hakikatlerine gönül vermiş Sema’nın; bu dünyanın kirlerine, günahlarına, tuzaklarına kapılmadan Cennet’e taşınmasına da seviniyor.

İşte Sema benim imrendiğim insanlardandır. İstanbul’da talebelik yıllarımızda, dersanemizin o muhteşem manevi havası içinde yaşarken vefat eden kardeşlerimiz oldu. Hayatın bir sürü saçmalıklarına, insanların vefasızlıklarına, kavgalarına, gıybetlerine karışmadan cennete yürüdüler. İşte hayatımda ne zaman zorlansam hep o bizden önce giden atlılara özenir, imrenirim. Onlardan biri olmayı özlerim.

Madem ki dünya ahiretin tarlasıdır.

Madem ki bu dünyadan maksat bu dünyanın kendisi değil, Allah’ın rızasıdır.

O zaman şu fani ve mutlaka bir gün gideceğimiz dünyanın kısalığının, uzunluğunun ne önemi var?

Asıl olan bu dünyada kaç yıl kaldığımız değil.

Bu dünyada toplayıp durduklarımız değil.

Bu dünyada nasıl, hangi şartlarda yaşadığımız değil.

Asıl olan bir gün mutlaka bırakıp gideceğimiz bu hayat değil.

Asıl olan Rabbimizin rızasına, bu dünyada ne kadar ve nasıl yaşarsak yaşayalım, ulaşıp ulaşamadığımızdır.

Asıl olan bu dünyadan, Rabbimiz bizden razı olarak gitmemizdir.

Gerisi: Gerisi sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir.

Dünyadan sana selam olsun Sema kardeşim.

Sen bu dünyada yaşayan canlı cenazeler hükmündeki milyonlarca insandan çok daha fazla hayattasın.

Tebrikler sana. Hayat sınavını iman hakikatleri ile tamamladın.

Önemli olan sınavın süresi, şartları değil, sonucudur.

İnşallah dünya sınavını hakkıyla verip, şimdi çok daha güzel bir hayat boyutunda bizleri seyrediyorsun.

Sermayesi hızla eriyip, ölüme hızla yaklaşan bizlere de, bu yaşında en güzel dersi veren oldun.

Tebrikler sana, senalar hep sana Sema kardeşim!

Yazar hakkında

Levent Bilgi

Levent Bilgi

Yorum yaz