Deneme

nasıl bir müzisyen olmak istiyorsun ?

Nasıl bir müzisyen olmak istiyorsun?

 

Nasıl ki insanın nefsi, şeytanın mümessili hep bizimle ancak onu ikna etmek onunla başa çıkmakta irademizin elinde olan bir şeydir. Nefis ve vicdanı dikkate alıp ona göre konuşup, davranacağız, her ne kadar yorucu ve fıtri bir hâl olsa da başta yorucu olsa da sonrasında ünsiyet kazanıp zevkli bir hâl almaya başlar.

Oturduğunuz bir yerde kulağınıza gelen saz sesi kulağınızda hoş bir seda bırakır,  üzerinizde bıraktığı etki ile saz öğrenmeye karar verirsiniz, sazı elinize aldığınızda orasına burasına vurarak şöyle  tatlı gibi gelen sesler duyarsınız, hoşunuza gider ve saz eğitimini geliştirmek istersiniz, nasıl bir müzisyen olmak istediğinin ilk adımıdır bu nokta.

Derslere başladığınızda sazın her bir teline vurarak ses çıkarttığında bu seslerin her birini ayrı ayrı sevdiğinizi söylediğinizde hocanız, “Güzel, sevdin demek ki,” der ve “haydi derse başlayalım,” diye birinci ders başlar. Önce, nasıl oturulur, eller nasıl ses üzerine yerleştirilir dersi, sonra, notalar, rastgele elini oraya buraya atamazsın, telleri takip edip notalar arasındaki farkı duyacaksın. Do-re-mi … yavaş yavaş iş ciddileşmeye başlar. Bu aşamada öğrenci, derin soluklar almaya, “Yahu, bu işin bir kolayı yok mu? Amma da uzun süreceğe benziyor,” falan diye şikayetlere başlar. Dersler ilerledikçe, ara sıra da imtihanlar falan olunca öğrenciler ikiye ayrılma meyli gösterirler. Bir kısım öğrenciler (genellikle çoğunluk): “Şu meret konservatuvarı bir bitirsem de çıksam şu belanın içinden derken ikinci kısım ise işin daha başındaymışım bu alanda doktora yapıp  kendimi daha çok geliştirmeliyim diye düşünür.

Tıpkı saz eğitimi gibi Ehl-i Müslim olan bizler de İslamiyet’i yaşamak konusunda ikiye ayrılıyoruz, bir kısım ne de olsa Müslümanım Cennet’te yerim garanti ben emir ve yasaklarına uymasam da cennete gideceğim diye düşünürken ikinci kısım insanlar ise [1](Kur’an’ın tabiriyle “qalılun mine’l-ahirin) وَقَلِيلٌ مِّنَ الْآخِرِينَ 56:14 “ama [sadece] pek azı sonraki dönemlerin (insanları).” işe: “Ooo, biz daha işin başında imişiz, diye düşünür.

İşi kestirmeden, “Biz Müslümanız (Konservatuvar mezunuyuz), sen kalbe bak, (çaldığım müzik aletini sevmiyor musun, şimdi?) hissedersin (sevdin değil mi?) (Evet, İslamiyetin doğruluğu konusunda bir sonuca ulaşmış ama burada bırakıp mezun olmak istiyor.) demek suretiyle, eline tesbihi al, zikret, ilahiler şöyle, müzikle tesbihat yap, ne de zevkli değil mi? Hiç de yorulmuyorsun. Şöyle Müslüman olmanın bir tadını çıkaralım, yahu!”

Toplumumuz okunan her Arapça cümlelere, metinlere amin diyor, hatta  daha da ileri gidip ağlamaya  başlıyorlar, oysa anlamını bilmediğimiz bir şeyi körü körüne yapmak ne kadar acı bir şey lütfen İslamiyet’i, Kur’an-ı Kerim’i anlamaya doğru öğrenmeye çalışalım, 12 ayın 11 ini faiz, fitne, gıybet gibi haramlık işlerle geçiren toplumumuz her nedense sanki İslamiyet ramazan ayından ibaretmiş gibi bu ayda insanlarımız büyük bir iman ehli olup çıkıyor, bir aylık, namaz, oruç, tutuyor, Kur’an-ı Kerim’i hatim etmeye başlıyor bir aydan sonra tekrar eskiye dönüyor/uz. Yıllarca Kur’an’ı hatim eden halkımız keşke defalarca hatim indirmek yerine sadece bir kere Kur’an’ın bize vermek istediği mesajı öğrenmeye çalışsa/k.

Bir diğer husus ise insanlardaki ince sesleri duyma özelliğinin olması bunu inkar edemeyiz, nasıl ki diğer bir çok üstün özellik gibi bunu da kullanmaz isek bu da diğer özelliklerimiz gibi körelip gider. İlk paragraf da şeytanın  mümessili olan nefsi ihmal edip o yokmuş gibi konuşmak bir kaçıştır. Hiç yokmuş gibi davranmak da insanlığın gerçekliğine uymaz onu inkar edemeyiz, o ince sesi duymak sadece gerçek manada inanmış kimselere nasip olur, maddi manevi yaptığımız her meşagatli işi devamlı hale getirirsek bu zamanla alışkanlık hemen sonrasında ise bir ünsiyet haline gelir. Unutmayalım ki taşı delen suyun şiddeti değil devamlılığıdır. Nasıl ki sazın ince tınısı hoşumuza gitti diye eğitimini almaya karar verip o alanda doktora yapmak istiyorsak, İslamiyet’i de doğru anlayıp emir ve yasaklarına riayet edip o emir ve yasakları fiiliyata dökmeye çalışalım. Saz eğitimini yarı da bırakıp bir kaç kişilik kitleye hitap etmek yerine tamamlayıp tüm Dünya’nın kulağına hitap edelim, en çok da çocukların ve mazlumların…

 

 

 

[1] Mermer Ali 2013 yazıları…

Yazar hakkında

ibrahim halil demir

ibrahim halil demir

Yorum yaz