Deneme Editörün Seçtikleri

Sonlu sonsuzluk

Bütün kapılar bekaya çıkarken biz Müslümanların beka ile ilgili hayal kuramadığının farkına varmanın üzüntüsünü yaşıyorum bugünlerde. Halbuki sonsuzluk, mutlak ve beka gibi kavramlar üzerine düşünülmesi ve özellikle bu konuları sürekli gündemde tutması gereken ben ya da biz müminler klasik bir tabirle tek dünyalı gibi yaşamaya devam ediyoruz. Son zamanlarda fazla film izlemiş olmalıyım ki bu kavramların yabancı filmlerde sıklıkla kullanıldığını görüyorum. Ölmeyen insanlar, ölüp ölüp tekrar dirilenler, iki dünyanın varlığını kanıtlamaya çalışanlar yani bizim tabirimizle ahiret hayatının varlığını sorgulayanlar, ruhların varlığını sorgulayanlar ekseriyetle yabancılar. Süper güçler, kimsenin karşı koyamayacağı yaratıklar, sürekli dünyayı bir şeylerden kurtarmaya çalışan insanların bilinç altında bir Hâlık aradıklarını düşündürüyor. Daha doğrusu senaristlerinin arayışı olmalı bu diye düşünüyorum. Senaristlerinin tek tanrı inancının bile olmadığını düşünebiliyorum bu filmlere bakarak. Örneğin sonsuz iyi güçlere sahip olan şeyin karşısında sonsuz kötü güçlere sahip olan bir şey oluyor. Ve mutlaka iyi kötüye galip oluyor. Bizim inancımıza göre ise Bediüzzaman Said Nursî’nin İşarat’ül İcaz adlı eserinde dediği gibi sonsuz hikmetler için bu dünyayı Cenab-ı Hak bir imtihan vesilesi kıldı. Sonsuz hikmetler için sürekli zerreyi dahi hareket halinde yarattı bu da sürekli dönüşüm, değişim, yenilenme ve tazelenmeye vesile oldu. “Ve yine, sonsuz gayeler için hayır ile şerri, nef’ ile zararı, hüsün ile kubhu, hülâsa iyilikle kötülüğü karışık bir şekilde Cennet ve Cehenneme tohum olmak üzere kâinatın şu mezraasına serpti.”( İşarat’ül İcaz, s.267) Risale-i Nur’dan kendimce cevabımı bulduğumda ise asıl malzemenin bizde olduğunun yani senaryonun hasına sahip olduğumuzun farkına varıyorum.

Kendi dünyamda sonsuzluk benim için ne ifade ediyor diye sorgulamamı sağlayan şeyin de bu filmler olmasını önemsiyorum. Ahiret hayatına koşulsuz şartsız iman etmek de bizi sorgulamalardan uzak tutuyor olmalı. Ya da içimizdeki o bekaya müştak duygu ahiretin olmaması ihtimalini dahi düşünmekten men ediyor bizi. İman yeniden yeniden tazelenmesi gereken bir şeyse ben de yeniden yeniden aynı soruları kendime sorup cevaplamalıyım diye de düşünmeden edemiyorum. Bazen bazılarının tabiriyle çok uçlarda, bazen çok derinlerde sorgulamalarımı yapıyorum diyebilirim. Aynı soruları kendi kendime sormam, diğer dünyaya göç ettiğimde dahi orada yapabileceklerimin hayalini kurmama, hayalini kuramayacak olsam da bu dünyada bana verdiği nimetlerin sadece numuneler ve onun tesbihini yapan diller olduğunu fark etmeme vesile olacak. Bu şekilde düşününce geçmişten ziyade geleceği özletecek işler yapmalıyız gibi geliyor. Geleceğe özlem duymak biraz saçma gibi geliyor. Ama ben güzel günlerin geleceğine iman edip geleceği özlemek istiyorum. Hayatımın her adımının bir önceki adımından daha emin ve sağlam olmasını istiyor ve sonsuzluğa giden yolda bir günüm diğer günüme denk olmamasının duasını yapıyorum. Benim nazarımda şimdi herkes(müminler) süper kahraman! Herkes en azından kendini darağacından kurtarmaya çalışan Kadir-i Mutlak’ın sonsuz nimetlerinden faydalanmak ve ona şükrünü eda edebilmek için çalışan bir yaratığı. Mümin olmanın ilk adımı önce kendini kurtarmak değil mi? Ama kendimi kurtardım ‘ben’inden uzak olarak!*

*Biri dedi: “İnsan bencil olamıyor kendi öğrendikten sonra başkaları da bunu öğrensin, bilsin istiyor.” Ben de dedim: “Allah’ım bildim demekten sana sığınırım.”

Yazar hakkında

Habibe Işık

Habibe Işık

Yorum yaz